Bugünlerde Milli Güvenlik Siyaset Belgesi hazırlanıyor. Türkiye’nin iç ve dış güvenliği, ayrıntılarıyla masaya yatırılacak, tartışılacak, sonuç olarak da, uzunca bir dönemi yönlendirecek genel hatlar çizilecek.

Gündemin en başında ‘iç tehdit değerlendirmesi’, ‘dış tehdit değerlendirmesi’ gibi askeri terminolojinin klişeleştirdiği cümleler yer alacak. Umuyoruz ki, önceliği ‘insan’ olan bir metin ortaya çıksın. İnsanın mutluluğunu sağlayacak ekonomik ortamdan söz edilsin. İnsan hakları için bozulmayacak güvenceler aransın. Devlet, özgürlüğümüzün teminatı olmak gibi bir rol biçsin kendine.

İnsanın mutluluğunu neye dayanıyor?

Ben, ulusal güvenliğimizin son zamanlarda dünyanın gidişatı doğrultusunda özellikle ekonomiye, ekonomimizin büyük oranda tarıma, dolayısıyla insana dayandığını savunuyorum hep. Ayrıca, bu sorunları çözerek, çevreyi bir sorun olmaktan çıkaracağımızı da düşünüyorum. Çok uzun bir zamandan beri yazılarımda bu konuyu işliyorum. Kamuoyunda konu ile ilgili bir duyarlık oluşmasına, bu duyarlık sonucunda da yönetenlerde konuyu çözmek için bir çabanın oluşmasına neden olmaya çalışıyorum.

Tarımın durumu çok mu kötü?

Çevre sorularımız, bizim konumumuzda olan ülkelere göre daha mı ağır?

İnsanımız, hayat standardı açısından çok mu gerilerde?

Evet tarımımız çok sorunludur. Tarım Bakanı, 16.01.2003′te Bakanlar Kurulu’na verdiği brifingde, ayrıntılarıyla, müthiş karamsar bir tablo çizmektedir. Bizzat hükümetin ilgili bakanı tarafından yapılan nitelemeye itibar etmek zorundayız. Nüfusun %47’sinin tarımla istihdam ediliyor oluşu, GSMH’nin %1.7’si tarım desteklerine gittiği ve ancak %14 üretiyor oluşundaki çelişki herşeyi açıklamaya yetmiyor mu?

Ya çevre? Bir yılda bütün Avrupa Kıtası, erozyonla 300 bin ton toprak yitirirken; ülkemiz, bunun dört katını, 1.2 milyon ton toprağını bir yılda erozyona feda etmektedir. Denizlerimiz dünya çöplüğü, ırmaklarımız yanlış sanayileşmemizin maktulü olmuştur, yetmez mi?

İnsanımız, ah insanımız… Bir türlü iyileştiremediğimiz hayat standardıyla insanımız… Uzun ve sağlıklı bir yaşamı yok, eğitimi geri, tatmin edici bir ömrü yaşamıyor. En önemlisi, üretici olması için gerekli ortam sağlanamadığı için atıl durumda. Bütün bunlar, ancak siyasetin sağlayabileceği imkanlar… Ne yazık ki, en başta Türkiye’de siyaset güdük, yıllardır…

Hazırlanacak olan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ni bunun için önemsiyorum. Bir dönüm noktası olma şansı var. Ya, insanımıza yeni ufuklar açacak, ya da bir torba laf olup, bildik lafların yanına asılacak. Türkiye’de değişim, bütün aksamıyla birbirine uyumlu olmak zorunda. Tümden bir yenilenmeyi gerektiriyor bu köhne yapı…

Çevre ve insan… Bütün güzelliğiyle çevre, tüm hak ve özgürlüğüyle insan… MGSB’nin terminolojisi ile ‘kıvamlı irilikte’ olmalı bu iki ana unsur, gelecek için, geleceğimiz için. Çağdaş dünyaya katılmanın başka yolu var mı? Bu çağdaş dünya, son zamanlardaki görüntüsüyle sanal bir kavram gibi yalan olsa da… Yoksa, çevremize bakarak gördüğümüz manzaraya, insan odaklı hiçbir açıklama getirememenin sancısını yaşarız.

Türkiye, kendi kendisiyle çok uğraştı. Enerjisini iç kavgasında zayi etti. Adım adım kendisi ile barışmanın eserlerini ortaya koymalı. Hem iktidarın, hem muhalefetin, hem de parlamento dışında kalan partilerin ortak bir mutabakatı olmalı MGSB. Sivil toplum örgütlerinin katkısı olduğu gibi, devlet bürokrasisinin de katılımı olmalı… Bu ortak paydaya eklenen sivil ve asker bürokrasinin gayreti, Türkiye’nin geleceği için insanı esas alarak ekonomiye ve özel olarak da çevreye ulaşacağı; bu ülkeyi yaşanabilir bir yer yapmanın meydan savaşını vermeli MGSB aracılığıyla.

Zaman herkesten hesap soruyor, söz hakkı kendisine geldiğinde. Bunun da adına tarih diyor insanlar. Yapılanlar ve yapılmayanlarla ilgili olarak yapılacak sorgulamadan, yetkisi ve sorumluluğu olan herkes nasibini alacak o gün geldiğinde.

Bunun için çok, çok önemli Milli Güvenlik Siyaset Belgesi!

Popularity: 7% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar