Milenyumda cumhurbaşkanı seçmek
Malatya Yenigün
Bu yazıyı yazdır
16 Ağustos 2007
Şimdi hatırlayanınız var mı? İkibin yılına yaklaştığımızda, ülkemizde bir telaş yaşanmaya başlanmıştı… Milenyum aşağı, milenyum yukarı… Konuşmalar, hep şu minval üzre uzar giderdi, “…ikibinli yıllara yaklaştığımız şu günlerde…”. Sonra ikibin yılını idrak ettik, bir baktık ki değişen bir şey olmamış… Ondan önce neysek, ondan sonra da aynı biçimde olmaya devam etmişiz. Anladık ki, aslolan bizim dışımızda olan şeyler değil, aslolan, bizim içimizdeki değişimdir.
Takvimlerin devretmesinde derin bir hikmet olmadığını anladık.
İsmet Özel’in güzel bir mısrası var: “Baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı”… Biz de gördük ki, milenyum, ne ülkemizdeki çocuk ölümlerini azalttı, ne kişi başına milli gelirimizi yükseltti, ne de yaşam kalitemizde bir değişiklik oldu.
Milenyum üzerine dinlediğimiz bir sürü gevezelik yanımıza kar kaldı. Bir de “milenyum berberi”, “milenyum bakkaliyesi” gibi bazı isimler hatırda kaldı. Hepsi bu…
Bu günlerde Türkiye gündemini, cumhurbaşkanı seçimi işgal ediyor. Zannediyoruz ki, falanın veya fişmekanın cumhurbaşkanı olması çok önemli…
Oysa, yıllardan beri uygulamayla gördük ki, Cumhurbaşkanı veya başka bir görevli değişmekle, bizim ülkemizde bir şey değişmiyor.
Bunu nereden biliyorum? Ahmet Necdet Sezer’in cumhurbaşkanı seçilmesi sırasında olup bitenlerden, benim de şahit olduğum bazı olaylardan…
Ahmet Necdet Sezer’i ilk kez ne zaman tanıdım? Yanlış hatırlamıyorsam, Anayasa Mahkemesi’nin 37. kuruluş yıldönümü konuşmasından.. Daha doğrusu o konuşmada, yargı tarafsızlığına yaptığı vurgudan…
Sanıyorum 2000 yılı nisan ayı idi… Çok yakın bir arkadaşım (Haşim Kılıç), Anayasa Mahkemesi Başkan Vekilliği’ne seçilmişti… Onu tebrik etmeye gittim. Gittiğimde, odada, o zaman bir memur sendikasının başkanı olan adının Kamil olduğunu hatırladığım, edebiyatla da ilgilenen bir arkadaş, benden önce gelmiş, orada oturuyordu. Kamil Bey, şimdi İzmir Milli Eğitim Müdürü. Biraz sohbet ettik, odaya Anayasa Mahkemesi’nin o günkü başkanı Ahmet Necdet Sezer geldi. Haşim Bey bizi tanıştırdı, sohbet ettik. Ben, 37. yılda yaptığı konuşmadan dolayı takdirlerimi bildirdim. Epeyce derin mevzular konuştuk.
Mesela ne?
O günlerde, Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığı süresi bitmişti, seçim yapılacaktı, ortada bir kaos vardı. Bu kaosu aşmak için uydurulan yüzlerce formülden, o günlerde 5+5 formülü öne çıkıyordu. Yani, ikinci defa seçilmesi için imkan sağlamak…
Doğrusu, ben bu formüle sıcak bakmıyordum. Bunun olması ihtimaline karşı endişelerimi belirttim Ahmet Necdet Sezer’e. O da bana, “Hiç endişe etmeyin, kesinlikle Süleyman Demirel yeniden seçilmeyecek” dedi.
Gerçekten de seçilmedi.
Ama birkaç gün içinde, birdenbire Ahmet Necdet Sezer adı gündeme geldi…
Tanıdığım birisi, ayrıca insan hakları konusundaki sözlerini beğendiğim birisi olduğu için, doğrusu hem heyecanlandım, hem de seçilmesi için çaba gösterdim.
Bunun sebebi de Haşim Kılıç oldu.
Akşam Gazetesi köşe yazarı Şakir Süter asker arkadaşımdır. O günlerde gündemi takip etmek için Ankara’ya gelmişti. Haşim Kılıç ile Şakir Süter’e, sakin bir lokantada bir yemek verdim, hem birkaç lokma yedik, hem de uzun uzun sohbet ettik.
Haşim, Ahmet Necdet Sezer’in her şeyine kefalet veriyor ve seçilmesi için çaba göstermemizi istiyordu.
O günlerde Yusuf Bozkurt Özal, Başkent Hastahanesinde hasta yatıyordu. Hemen Yusuf Bey’e gittik Haşim Kılıç’la, konuyu anlattık, Sezer’i desteklemesini istedik.
Yusuf Bey, ikna oldu. Birkaç yere telefon etti. O zaman RP milletvekili olan Cemil Çiçek, Ali Coşkun vs. gibi sözünü dinleyecek milletvekillerini çağırdı hastahanedeki odasına. Orada, onlardan Sezer’i desteklemelerini ve bunu parti gurubuna teşmil etmelerini rica etti. Hatta Hasan Aksay ve Nevzat Yalçıntaş’tan da rica ettiğini hatırlıyorum.
Uzatmayalım, seçim oldu ve Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanı seçildiği, NTV’den, yanlış hatırlamıyorsam 16.30 sularında açıklandı. Yusuf Özal felçiydi, vücudunun bir tarafına hükmedemiyordu. Buna rağmen, ilan edilince o kadar sevindi ki, boynuma sarıldı, “başardık” dedi.
Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanı seçilmesini istemiyorduk, bu birinci sebepti sevinmemize. Ahmet Necdet Sezer’in cumhurbaşkanı olmasını, sırf, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne, o günlerde verdiği önem için, istiyorduk.
Ahmet Necdet Sezer cumhurbaşkanı oldu.
Önce bir iki defa kırmızı ışıkta durdu.
Sonra, birkaç kez alışveriş merkezlerinde, bir damacana suyu, alışveriş arabasında taşırken gördük.
Ondan sonra, ne kırmızı ışıkta durdu, ne de alışverişini kendisi yaptı.
Bütün politikacılar gibi imajını oluşturmuştu, o da yetti yedi sene…
O da diğer insanlarımız gibi mal mülk edinmek için çırpındı. Ankara Gölbaşı’nda villa yaptırdı.
Ankara Farabi sokaktaki evini yüksek fiyatla kiraya vermek için uğraştı.
Damadını bir partiden, milletvekili adayı gösterdi.. Bir sürü şey oldu hasılı.
Milletimizin herhangi bir ferdi ne idiyse, Ahmet Necdet Sezer de öyle oldu.
Geçenlerde, bir gazeteci dostumla konuşuyorduk.
Bildiğiniz şeyleri yazmanız, topluma karşı bir borç dedi, bana.
Ben de yazmaya karar verdim, ilk kez günyüzüne çıkan bu hatıraların, Malatya Yenigün’de yayınlanmasını da uygun buldum.
Bizi o günlerde, o kadar meşgul eden ve hayati öneme haiz gibi görünen cumhurbaşkanlığı seçimi, bizim istediğimiz gibi oldu da, ne oldu?
Ülkemizde ne değişti?
Hiçbir şey diyorsanız, bundan sonra da falanın veya filanın seçilmesi, çok şeyi değiştirmeyecektir. Bunu bilesiniz.
Eğer tedbir almazsak, çocuk ölümleri yine sürecek, susuzluğumuz devam edecek, tarımda ve sanayide verimsiz olmayı da sürdüreceğiz…
Bir sürü şey olumsuz olmaya devam edecek.
Aksine, bu ülkeyi bilimin ışığında değiştirmeyi amaçlarsak, biz o seviyedeysek, cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de olsa, iyi gidişi engelleyemez.
Hadise bundan ibaret sevgili dostlar, bütün mesele bu….
Gerisi hikaye, bu yazıda okuduğunuz gibi….
Popularity: 11% [?]

18 Ağustos 2007, 18:57
Harika.
18 Ağustos 2007, 14:56
Size kesinlikle katılmıyorum.
ben üç cumhurbaşkanı gördüm. nice başbakan ve milletvekili tanıdım.sayın Ahmet Necdet Sezer gibi dürüst,hoşgörülü,dürüst,seviyeli yani adam gibi adam görmedim.bu gidişlede göremeyeceğim.etrafınıza iyi bakın bu kalitede insan varmı.