Mersedes Kadir’i tanıyalım mı?
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
18 Aralık 2005
Mersedes Kadir, Türkiye’nin herhangi bir yerinde yaşıyor. Yaşını tahmin etmek zor. 30-35 yaşlarında gösteriyor. Zayıf, ağzından sigarasını düşürmüyor, tam bir şoför o. Altında mersedesi, sabahtan akşama kadar arşınlıyor yaşadığı şehri.
Direksiyon niyetine elinde tuttuğu bir ağaçla, ona çakılı, uzunca bir sopadan ibaret mersedesi. (T) harfine benzeyen, çocukların, araba olarak kullandığı bir oyuncak. Üç şeyi ihmal etmemiş Kadir; bir mersedes amblemi, bir dikiz aynası, bir de, arabasına asılı bir disket.
Kornası var mı, yok mu? Hatırlamıyorum.
Trafik ışıklarında durur, durmayanları uyarır. Kadir’den zılgıt yiyen her şoför de kendine çekidüzen verir.
Kadir’in ihmal etmediği bir başka şey de, arabasının bakımıdır. Bakım zamanının geldiğine karar verince, ciddiyetle mersedes servisine çeker, bizzat başında durarak, dikkatle bakımını yaptırır, turuna devam eder.
Anladınız… Zaman, mekan ve gerçeklik kavramını yitirmiştir. Kendi dünyasında yaşar. Yaptıklarından sorumsuzdur, hem yasalara, hem de dini kurallara göre. Buna rağmen, kırmızıda durmaktan, bakım yaptırmaya kadar tüm kurallara uyar, kimseye zarar vermeden yaşar gider.
Yaratılışındaki ‘sorumsuzluk’ özelliği, kendi dışında bir sel gibi akan dünyayı algılamasını, hayata sımsıkı tutunmasını engellemez. Aykırı bir eylemi yoktur. Olsa, hoş karşılanacaktır, buna rağmen yoktur. ‘Sorumluluğunu müdrik’ bir insandır.
Bu günlerde, bazı olaylar, bazı sözler ve okuduğumuz bazı yorumlar, tüylerimizi diken diken ettiği için, birdenbire sevdiğim şehrin güzel insanı Kadir’i hatırladım.
Düşünün, Ahmet Arif’in mahpusanede yatarken söylediği gibi, ‘Dışarıda gürül gürül akan bir dünya…’ var, buna rağmen, bu ülkede bazıları, bu dünyanın farkında değil.
Sanki hapishanedeler, ya da etraflarına tebeşirle çizdikleri bir kutsal çemberin içinde yaşıyorlar.
Gazetecisiniz. Yıllardan beri bu işi yapıyorsunuz, ileriye bakmakla yükümlüsünüz. Yazdıklarınızı okuyanlar, etkilenebiliyorlar. Dünyanın farkında olmalısınız değil mi?Özgürlüklere saygının, çağdaşlık ölçüsü sayıldığı bir dünyada, siz fikrini söylediği için bir gazeteciyi, neredeyse darağacına çekiyorsunuz (R.Tosun).
Bir gazeteyle ilgili anılarını yazan başka bir gazeteciyi (H.Cemal), cumhuriyetin köküne kibrit suyu dökmekle suçluyorsunuz.
Bunu ciddi ciddi yazıyorsunuz.
Tıpkı, Kadir’in, mersedesini bakıma götürmesi gibi, dışarıdan bakılınca işin gülünçlüğü ortada!
Kadir sadece sevimli, ama siz gülünçsünüz azizim, kusura bakmayın!
Özgürlüklerin tabulaştırıldığı bir dünyada, özgürlük karşıtısınız.
Moda deyimiyle siz bir ‘irticacısınız’.
Yazık.
Yine ADSL, yine bir öneri…
Çok farklı belki…
İnternet erişiminin bedava olması gerektiğini savunuyorum, biliyorsunuz. Bunun, bir eğitim aracı olarak düşünülmesi, neden bedava olması gerektiğinin yanıtı gibi. İnternetin gelirinden vazgeçmekle, devlet çok şey yitirmiş olmaz. Ama interneti bedava yapmanın yararı, sayılmayacak kadar çoktur.
İnternet konusunda uzmanlar da, tezimi destekleyen yazılar yazdı.
Ben, önemli bir uzmana, Türkiye’de internetin gurusu-öyle diyorlar- sayılanlardan Atıf Ünaldı’ya -oğlumdur- sordum. Çözüm çok kısa:
WiMax projesi.
Kablosuz internet bulutu ağıyla tüm Türkiye’nin kuşatılması yani…
O zaman internet bedava!
Yalçın Bayer’e not:
Sağlık Bakanlığı’nda yandaş atamalardan sözederken, Atatürk Araştırma Hastanesi 1.Üroloji Şefi Doç. Dr. Derya Balbay’dan da sözetmişsiniz.
Doktorumdur, 20 yıldır tanırım. Mükemmeldir; insanlığıyla ve tabipliğiyle. Eleştiriniz çok haksız, bunu başkaları da söyleyecektir size.
Doç. Balbay’a bu görevi kabul ettirdiği için Sağlık Bakanı’nı kutlamak lazım.
Popularity: 13% [?]

Son Yorumlar