Daha önce de, mayınlı arazilerle ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmıştım. Çeşitli tarihlerde mayınlanmış, yerleşim planı kayıp, doğal olaylar sonucu mayınların yer değiştirdiği düşünülen, binlerce dönüm arazi…

Bizim de imzaladığımız Ottawa Sözleşmesi’ne göre, temizlenmek zorunda.

İşin özünde, insan hayatının kutsallığı var.

Urfa’da 55 bin, Mardin’de 49 bin, Hatay’da 36 bin, Kilis’te 34 bin, Şırnak’ta 16 bin, Antep’te 15 bin dekar olmak üzere, 205 bin dekar mayınlı arazimiz var, bunların çoğu da Suriye sınırında.

Merak ettim, inceledim… Gidip, konuyu yerinde de gördüm.

Şırnak’ta 6 bin dekar eğimli arazi hariç, neredeyse sıfır meyilli, dümdüz, 1. sınıf arazi.

En geniş yeri 500 metrelik bir kuşak biçiminde sınır boyunca uzanıyor.

İhale şartnamesinin, mutlaka ‘organik tarım’ yapılacak fantezisi ve birkaç çelişki hariç, doğru düşünülmüş.

Mayın temizleme, çok teknik bir iş.

Düşünülen sistem de doğru.

Her şehir ayrı bir parça ve hiç bölünmeden ihale edilmeli.

Yerel Ziraat Odaları’nın yanlışı, belki, toplum baskısıyla, olaya ‘teknik’ yaklaşamıyorlar. Bunun köylüye dağıtılması kadar yanlış bir yol yoktur. Aile başına 100 dekar verseniz, adamın ortalama 10 çocuğu var. Aile reisi ölünce, al sana 10’ar dekarlık işe yaramaz araziler.

Bunu geçelim.

Türkiye için tam bir tarım devrimi fırsatı…

Bütün halinde ihale edilsin. Kazanan fizibilitesini yapsın, teknik tarım yöntemleriyle, ürettiğini de işleyerek, büyük karlar edeceği bir ekonomik faaliyet örneği göstersin yöre çiftçisine.

İşin içinde İsrail şüphesi mi var?

İstihbarat örgütlerin ne güne duruyor? İstihbaratın çalışsın, doğrudan veya dolaylı, işin içinde İsrail ve arz-ı mev’ud varsa, gereken yapılsın.

Aksi halde, ne istediğini bilmeyen bir grup insan için, tarım devrimine örnek olacak girişim engellenmesin, lütfen.

Devlet Üretme Çiftlikleri öncü olamadı. Devlet yapısı gereği başaramadı, bu imkansızdı zaten.

Bırakın, özel sektör, hatta yabancı sermaye, sadece kara yönelik, ekonomi amaçlı bir tarım yapsın, önce yöreye, sonra da Türkiye’ye örnek olsun.

Konya’dan küçük Belçika’da 160 bin kişi, tarımdan, 23 milyon kişiyle tarım yapan Türkiye’nin 4 katı kazanabiliyorsa (Kaynak: Deniz Baykal, 1993), bu güne kadar Türkiye’yi yönetenlerin harakiri yapması gerekir.

Milliliğe sığınıp olayı saptırmayalım.

Bir şans boşa harcanmasın.

En doğrusu, mayınlı arazilerin, şimdiki gibi her şehir bir bütün olarak(tercihan tarım ayağı yabancı sermayeye) ihale edilmesi.

Tarımdan nasıl kar edilir, ziraat nasıl yapılır bize göstersinler (biz, sadece utanalım); mümkünse devlet, hiç mi hiç karışmasın.

En azından demonstrasyon olsun.

Sayın Deniz Baykal’a

kişisel kefaletimdir

Birkaç haftadan beri, yurt dışında MEB veya YÖK bursuyla ihtisas yapan akademisyenlerin sorunlarına dikkat çekmeye çalışıyorum.

Sayıları 2000’i geçen bu gençlerin sorunları, çözülmek üzere.

Belki bir ay öncesine kadar hiçbirisini tanımıyordum, şimdi, birçoğunun en mahrem macerası da dahil, haklarında çok şey biliyorum.

Sürekli yazdılar bana.

AK Parti (özellikle Prof. Aziz Akgül) konuyu sahiplendi. Şimdi CHP’nin çekinceleri olduğunu duyuyorum.

Sayın Baykal’a, ‘bir acıbadem kurabiyesinin kırk yıl hatırı vardır’ atasözü kavlince, eğer geçerliyse, kişisel kefaletimi veriyorum.

Bunlar, memleketini ve milletini seven, pırıl pırıl aydınlık gençler.

Kaç kişilerse, hiçbirisini ayırt etmeden hepsine kefil oluyorum.

Bilim insanının yobaz/bölücü olması mümkün mü?

İçlerindeki, bu ülkeye hizmet aşkını bir bilseniz, şaşarsınız.

Hepsi yoksul ailelerin seçkin çocukları,sınavlardan geçerek ispat edilmiş zekalar.

Türkiye kazanacak, inanın.

Popularity: 7% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar