Yazının Devamı: 1 2 3 4 5

KÜLTÜR TURİZMİ

İnsanoğlu, bulunduğu yerden kalkıp, başka bir yere niçin gider?
Belki de rahatını, sağlığını, hayatını tehlikeye atıp, üstelik de para harcayıp, bir yerleri görme arzusunu niye taşır?
Geçmiş yüzyıllardaki savaşlar için ülkeler aşanlardan söz etmiyorum.
Mesela, İskender’in, ta Hindistan’a ulaşan uzun yürüyüşü konumuzun dışında. . .
Ksenephon’un “Onbinlerin ricatı”nda sözünü ettiği, macerasını anlattığı Yunan ordusunun, ülkeler, kıt’alar aşan sabır denemesi de değil sözkonusu olan.
Ya da genel olarak “haçlı seferleri” adıyla anılan ve islam coğrafyasını boydan boya “kateden ve katleden” o uzun seferler değil anlatmak istediğim.
Bir avuç Müslümanın, gemilerini yakma sembolü ile geri dönüş yolunu tamamen kapatarak, verimli Endülüs toprağını fethetme iştiyakı da değil.
Maişet endişesiyle yer değiştiren göçmenler de, anlatacağımız kategoriye girmez.
Bizim didiklemeye çalışacağımız konu, özellikle günümüzdeki görünen yüzüyle, insanların bir yerden, başka bir yere, sadece görme arzusu taşıyarak, ama bu görüşten kendine göre sonuçlar ve yorumlar çıkararak, içindeki merak duygusunu olumlu sunuçlara odaklaması amacıyla gitmesidir.
Soru budur.
Bu sorunun yüzlerce cevabı vardır.
İsterseniz, çok yakın bir geçmişte, bu yaz yaşadığım bir olayı, sizlerle birlikte çözmeye çalışalım.
Belki sorunun birçok cevabını burada bulacağız.
Çok sıcak denizi sevmiyorum, bu nedenle, güney sahilleri bana göre değil.
Ege’de birçok yer denedim.
Bir dostum Datça’yı tavsiye etti.
Datça’da bize uygun olanın, denizin rahatsız edecek kadar sıcak olmamasının yanında, karanın aynen alıştığımız topraklar gibi oluşuydu. Yani, denizden karaya çıktığınızda, nisbi rutubetin yüksek olduğu, boğucu bir bir toprağa ayak basmıyordunuz.
Deniz olarak Datça’yı önemli kılan faktör bu. . .
Bir haftayı biraz aşan bir süre kaldık Datça’da.

Bu arada, kaldığımız mekanda bulunan el broşürlerinde, Datça ile ilgili bilgiler vardı. Onları okudukça merakımız kamçılandı. Arabayla gittiğimiz için, kolaylıkla, zaten küçük olan yarımadada, görülmesi gereken her yeri gördük.
En çok da Knidos dikkatimizi çekti.
Knidos, Datça yarımadasının en ucunda, MÖ 7. yüzyılda yerleşim başlamış, bir dönem dünya metropolü olmuş bir şehir(miş); şimdi in cin top oynuyor olsa da. . .
Önemli bilim ve sanat adamları yetiştirmiş bir kent Knidos. . . Astronomi ve matematik bilimcisi Eudoxos, ressam Polygnotos; şair, hekim ve tarihçi Ktesias(Samsatlı Lukianos da kitabında bu şairden bahsediyor), Doktor Euryphon, mimar Stratos(dünyanın 7. harikası sayılan İskenderiye Feneri ve Knidos’taki korint mabedinin mimarı-Lukianos bundan da övgüyle söz ediyor kitabında), ünlü heykeltraş Proziteles(Demeter heykelini yapmıştır. Bu heykel 1857’de İngiliz Sir Charles Newton tarafından götürülmüştür. Şimdi, British Museum’dadır) Knidosludur.
Sizi biraz daha meşgul edeyim Knidos’la. . .
İki tiyatro var(mış), birisi 20 000 kişilik bir tiyatro. Şimdi yok. Neden mi?Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Kahire’de yaptıracağı saray için bu tiyatronun mermerlerini sökmüş, gemilerle götürmüş.
Yetmemiş, Dolmabahçe sarayı yapılırken gereken mermerler, bu tiyatrodan götürülmüş.
Bir diğer tiyatro halen ayakta, o da 5 bin kişilik.
Böyle bir kenti düşünebiliyor musunuz?
Bir oyun, ya da konser veya böyle bir bilimsel toplantı için, 20 bin kişi bir araya gelsin. . .
Şimdi bile metropoller için bu sayı mümkün değil.
Neyse. . .
Yine yıkıma dönelim. . .
Zaten daha önce bir talan yaşamış. 1857’de ingiltere Kraliçesi’nin yardımıyla; bir gemi, 250 tayfa ve 2000 poundla adaya gelen Sir Charles Newton, 212 sandıkla İngiltere’ye dönmüş; götürdükleri bugün British Museum’da sergileniyor.
Bunlar, Anadolu’da zengin tarihi kalıntı ihtiva eden her şehrin, her yörenin yaşadığı olağan hikayelerdir, onun için anlattım.
Yani, biz, tatil için Datça’ya gitmekle, Datça’nın bu önemli sorununu kavramış ve aynı zamanda sizler gibi seçkin bir topluluğa da anlatmış oluyoruz sonuç olarak. . .
Oysa, ben Datçalı değilim. . .

Popularity: 47% [?]

Yazının Devamı: 1 2 3 4 5

Bu Konu İle İlgili Yazılar