Koyunlar uçurumda, devlet nerde?
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
17 Temmuz 2005
Bazan BBC’de izliyorum. Tek çoban; eğitilmiş bir köpekle, en bilimsel yöntemlerle, koca sürüyü gül gibi yönetiyor.
Kemal Tahir okuyucuları da bilir. Köy romanlarında, çobanlığın inceliklerini anlattırır bir kahramanına, doktora tezi gibi…
Haftanın olayı ile bağlantılı…
Olayı biliyorsunuz. Gevaş’ta, önde giden koçun uçuruma düşmesi üzerine, arkadan gelen koyunlar da uçuruma yürüyor. Beşyüze yakını telef oluyor.
Her yerde olduğu gibi, sahipleri, fakir köylüler. Belki de tek güvenceleri o hayvanlardı. Sigorta olmadığından, zararın tamamını yüklenmek zorundalar. Nasıl sıkıntı çekeceklerini düşündükçe, bas bas bağırıyorlar: ‘Devlet nerde?
Bu ses, hiçbirimizin yabancısı değil artık. Kaçak elektrik kullanandan, hazine arazisine gecekondu yapana kadar, herkes, sorunla karşılaşınca, bu ezberle yırtınıyor:Devlet nerde?
Aslında haklı bu bağıranlar. İronik bir biçimde haklı. Bu yasadışı işleri yapmaya başladıklarında, devlet müdahale etmeli; yasaya uyanların hakkını, uymayanlara yedirmemeliydi.
Devlet nerde? haykırışı, bu bakımdan, yerden göğe kadar haklı ve doğrudur.
Koyun meselesinde de doğru. Nasıl mı?
Olanı biteni seyreden bir devlet değil de, teknik bir devlet olmayı becerebilseydik, geniş alanlarda, ekonomik boyutta hayvancılık yapılacaktı. Karlılığa dayalı bir sistem kurulacaktı. Cebinde bir bıçağı bile bulunmayan çobana, mecburiyetten, bunca hayvan emanet edilmeyecekti. Tarım müdürlüğü de, çobanları eğiteceği kursu, hayvanlar telef olmadan yapacaktı.
Bugünkü acıklı durum yaşanmayacağı için de, zavallı köylü, neredeyse olmadığına inandığı devletini, aramayacaktı.
Siz, yoksa terör denilen belanın sebebini, başka bir yerde mi arıyorsunuz?
Bu koyun olayında, o kadar çok alınacak ders var ki… Bilene.
Şiir herkesin sılası…
Zaman Gazetesi yazarı ve Ankara Temsilcisi sevgili Mustafa Ünal ile parlamento temsilcisi Ömer Şahin dostumun davetiyle, geçen hafta, bir ikindi vakti, uzun bir şiir sohbeti yaptık, gazetenin Ankara temsilciliğinde. (Bir ayrıntı; o saatte, karpuz ve peynir, çok iyi düşünülmüş bir ikram). Bütün haber merkezi, tam kadro hazırdı.
Şiirin yeşil atına bindik, bir nazar eyledik aleme.
Birkaç karar da aldık geleceğe dair. Şiirle ilgili.
Güzellikler…
Barış Büyükelçisi…
Bir gazetede gördüm. Diyarbakır’da, aşiretler arası kavgaları, barışçı çözümlerle bitiren bir kişiye, ödül düşünülüyormuş.
Yıllardır o bölgede, çok ölümlü olaylar olur. Birçok şehri ve ilçeyi kapsayan geniş bir alanda, İzollu aşiretinin Urfa kolunun ileri gelenlerinden Mehmet İzol Ağa, çoğu zaman Sami İzol ve Hamit İfşaat’ı da alarak, sorunu çözer.
Bir bakıma aksakal, akil adam veya ombudsman görevi yaparlar.
Mahkemeleri tıkayan sorunları çözerler.
Bunlar, o bölgenin barış büyükelçileridir.
Hala bazı değerler erozyona uğramadıysa, bu sayededir.
Başta valiller olmak üzere, devlet birimleri, bu insanlara, bu tür işlerde yardımcı olmalı, değil mi?
İşin önemini anlamak, devlet adamlığıdır; geleceği okumak da…
Malatya kaysı festivali…
1988’de rahmetli Özal’la gittim. Bir daha da bu tür etkinliklere katılmadım. Resim şu; bir siyasi kişilik var ve herkes onun peşinde. Yukarıdaki koyun örneğini hatırlayın, öyle. Ne o kente, ne o ürüne, ne de oradaki insanlara bir yararı var.
Birileri eğleniyor o kadar.
Birkaç hafta önce Malatya’daydım. Mehmet Fırat’la, şehirdeki çirkin yapılaşmayı konuşuyorduk. Beni, Besta Konakları’na götürdü.
Harika bir güzellik. Yaşar Köksal’ın eseri.
Olabiliyormuş demek ki…
Şehri, etraftan, yaşanabilir sitelerle kuşatmak! Eskinin mahalle kültürüyle… Olay bu…
Bu, daha önemli bence…
Popularity: 8% [?]

Son Yorumlar