Köylülükten çiftçiliğe…
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
6 Aralık 2004
Ne zaman başladı bu? Köylerde, dünyadan kopa kopa, kendi kozası içinde kalmaya çalışıp yaşamayı sürdümek… Ne zaman başladı?
Osmanlı devlet düzeninin bozulmasıyla mı?
En çok 300 yıllık bir geçmişi mi var bu insanların ileriye yönelik atılım gücünün, coşkusunun dumura uğramasının?
Şehirlerin azalması, köylerin azması…
Kentlinin sayıca çökmesi, köylü sayısına eklenmesi…
Kentlerin köyleşmesi…
Köylerin bir amipin, bir terliksi hayvanın mitoz bölünmesi gibi komlara, obalara, mezralara bölünmesi… Babasına küsen evladın bir mezra kurması, ya da büyük şehirleri köyleştiren gecekondu yapılaşması ile kente göçmesi; kenti de göçürmesi…
Yıllarca devletin o gecekondulara, o mezralara elektrik, su götürmeye çabalaması, yanlışı yanlışla beslemesi… Yani asıl yanlışları cesaretlendirecek ortamı hazırlaması…
Ne zaman, nasıl başladı?
Bu, şimdi gelinen noktada önemli değil. Asıl önemli olan yanlışın azdırılması… Üstelik doğru uygulamanın tüm kanallarının körletilmesi, yok edilmesi…
Bir insan olarak düşünelim;
Ne olacak ülke ekonomisinin ana damarları tıkanınca?
Kan deveranı durunca…
Söylemeye dilim varmıyor.
O nedenle bundan sonrası için bütün Türkiye’yi kapsayacak, çağdaş ve uygulanabilir, bilimsel çözümler üretmek. Ve hemen uygulamak. O uygulamaya göre her şeyi yeniden düzenlemek.
Çalışan nüfusun %40’ına yakın bir kısmı, bir ülkede %14 üretiyorsa…
Sağlık, eğitim ve yaşam kalitesinden mahrumsa…
Avucunu devlete, daha doğrusu siyasal iktidarlara açıp dileniyorsa…
Yıllar yılı süregelen bu durum onurunu dumura uğratıyorsa…
Türkiye’yi fakirleştiriyorsa…
Bunları, bilinçsiz bir biçimde kentin varoşlarına sürmek, ateşi bir yerden alıp başka bir yere bırakmaya benzer.
Sorunun yerini değiştirmek çözüm değil.
Kenti ve kırsal alanı silbaştan düzenleme cesaretini göstermek gerek. Ülkenin geleceğini düşünen bir yönetim, hiç zaman yitirmeden böylesine kökten bir karar almalı.
Eğer ülkesini ve insanını sevmek hamasetin ötesinde akılla örtüşen bir bilinç ise…
Köyden çiftliğe, köylülükten çiftçiliğe geçmek…
Osmanlı’nın en kötü dönemlerinde bile bir çiftlik 80-120 Dekar civarında. Kanunnamelerde açık seçik bu ölçü var.
Mevcut köylülük bu haliyle devam etttikçe Türkiye için bir kanser hücresi hükmünde olur. Sağlıksız olarak büyür.
Uzun vadede ülkenin geleceğini karartır.
Ölüm kaçınılmazdır.
Ne yapmak gerek?
Bilim, kanserli hücreleri ne yapıyor?
Yok ediyor…
Ülkeyi fukaralaştıran köyü; üretimin, sağlığın, zenginliğin kaynağına dönüştürmek, çiftlik sistemini oturtmak. Bunun için de köyü yaşatmak mı, yok etmek mi gerekir?
Köy nasıl çiftliğe dönüşecek?
35 bin köyün oluşu, işgücünün yarıya yakınının buralarda toplanması, dört milyondan fazla sayıda, her biri ortalama 54 dekar ve 8 parça tarımsal işletmelerin varlığı büyük bir olumsuzluk, imkansızlık…
Bunun yanında 5 milyon hektar nadasa bırakılan alan, 2.5 milyon hektar olduğu varsayılan terkedilmiş tarımsal araziler ile büyük ve çeşitli meyve plantasyonları ile donanabilecek halen bomboş olan 20 milyon hektara yakın tarımsal arazi ise büyük bir olanak…
Bunların yeniden düzenlenmesi ve kırsal sanayi tesisleri ile yaratılacak istihdam o kadar büyük ki..
Bir milyon TOBB mensubu işletmenin, birer kişi istihdam etmesiyle eritilmesi arzulanan işsiz kitlenin, hem de birkaç milyona ulaşan daha büyük bir kısmının eğitilerek, üretici yapılmasındaki sır, ülkeye akılcı yoldan hizmetin de önkoşulu gibi…
Türkiye tarımı bu düşüncenin üzerine bina edilmek zorundadır.
Bir yanda sağlık, bir yanda sayrılık.
Bir yanda aydınlık, öte yanda karanlık.
Bir yanda bilim, diğer yanda cehalet.
Bir yanda zenginlik, ötesi fukaralık..
Cenneti de, cehennemi de dünyada yaşamak…
Türkiye, kendisine yakışanı seçmelidir.
Popularity: 6% [?]

Son Yorumlar