Çocukluğumuzdan beri bilirdik, en erken kızılcığın çiçek açtığını, en geç de kirazın… Yine bilirdik ki, en önce kiraz meyveye yatar, en sonra da kızılcık…

Bir de hikayesi vardı bunun…

Şeytan, kızılcığın dibinde otururmuş. İlk kez kızılcık çiçeklenince çok sevinirmiş. Beklermiş ki, bir an önce olgunlaşsın. Bu arada diğer meyveler oldukça, şeytanın sabrı da azalırmış. En sonunda derin bir uykuya dalarmış.

Bir de uyanırmış ki, ne görsün, kızılcık meyveye durmuş, olmuş da, savrulmuş bile…

Bu çocukluk anekdotu, nereden aklıma geldi?

1949 doğumluyum, diyelim ki kendimi 60’lı yıllardan beri bilmekteyim. Ortaokula gittiğim dönemlerde kitap gazete okumaya, çevremle ilgilenmeye başladım. O da 1960’lı yılların ortalarına tekabül eder.

Yıl 2007. Bu hesapça, ben 40 yıldan fazla bir zamandan beri, çevremde olup bitenleri anlama ve yorumlama yeteneğine sahibim.

Başka bir hesap da Cumhuriyetin ilanı… Ben doğduğumda Cumhuriyet de çeyrek yıldönümünü idrak etmişti. Kendimi bildiğimde, 40’lı yıllarını yaşayan bir Cumhuriyeti tanıdık, şimdi de 80 yaşını doldurmuş bir cumhuriyetimiz var…

Demokrat Parti dönemini çok az hissettim, çocukluğuma denk geldi çünki… 27 Mayıs ihtilalinin de pek farkında değildim. Ama Yassıada duruşmalarını hiç unutmuyorum. Akıl baliğ olmuştu artık…

Menderes’in idama mahkum olduğu haftanın Hayat Mecmuası’nı saklamışım ve üzerine çok dokunaklı sözler yazmışım.

Süleyman Demirel, benim lise yıllarımda tanındı, üniversitede okuduğumda Başbakandı.

Daha sonraki yıllar. Koalisyonlar dönemi… Kaos yılları… Hem muhtıraları yaşadım, hem de 12 Eylül gibi ihtilalleri.

Ve Özal’lı yıllar…

Çok yakınında bulundum ya da kendisinin fikir alışverişi yaptığı dar kadro ile, bir arada olup, olanı biteni algılamaya çalışan bir havada, bir bakıma beyin jimnastiği yaptık, bir bakıma da devleti tanıdık.

Şimdi de AK Parti dönemini yaşıyoruz…

O gün, bu gün değişmeyen tek şey, bu ülkede alnı terlemeden ve beynini çalıştırmadan geçinen bir grup tufeylinin, asker-sivil bürokrasiyi tehdit aracı olarak kullanmayı amaçlayarak, medyayı da kullanarak, arabasını yürütmeye çalışmasıdır…

Nasıl mı? Şöyle;

Devletin imkanlarını haksız yere ve diğer insanların zararına kullanıp çok zengin olan bazı zenginler vardır bu “örgüt”te… Kapasitesiz ama hırslı, eskilerin “kifayetsiz muhteris” dediği bir kısım bürokrat vardır… Bazı etkili güçleri kışkırtan ve dünya ölçeğinde başarısı olmayan bilim fukarası üniversiteler vardır… Yıllarca, gazetelerin köşesinde sadece kişisel menfaatine uygun yazılar yazan gazeteciler vardır… Daha başkaları da vardır…

Ne yapar bunca adam?

Memlekette işler iyi gitmeye başlayınca, alt gelir gruplarının yararına uygulamalar yapılmaya başlanınca, her zaman öten boruları susturulup, çanlarına ot tıkanınca; özet olarak, iktidarları baskı altına alıp istediklerini yaptıramayınca, günün modasına göre bir tehlike icat edip, iktidarı yıpratmaya çalışırlar…

Peki, nedir bu koronun amacı?

Ülkeyi, kendi yararlarına göre idare etmeyi sürdürmektir…

İktidarda kim olursa olsun, çizdikleri çerçeveye göre yönettirmektir…

Karşı çıkan da olursa, bir şekilde hesabını görmektir…

Bu yüzden, bu ülkeyi seven herkes, bugünkü siyasi yönetimi beğense de, beğenmese de, ülkenin, halkın seçtiği güçler tarafından yönetilmesine destek vermelidir.

Siyasi iradenin, başka güçler tarafından kullanılmasına izin vermemesi gerekmektedir…

Bu tavrını, netlikle ortaya koyması zorunluluktur.

Demokrasiye destek olmak, bu halkın namus borcudur…

İktidarda kim olursa olsun, yeter ki özgür bir seçimle işbaşına gelmiş olsun…

Başta anlattığım hikayeye dönersek…

Kızılcığın dibini bekleyen şeytanları sevindirmeyelim…

Bilelim ki, onları üzen her şey, bu halkın büyük bir kısmını sevindirecektir…

FAKİR-FUKARA NE OLACAK?

Bir süreden beri, “Karagöz” ailesi odağında, ekonomik durumu çok kötü olan, alt gelir grupları ile ilgili bir kamuoyu oluşturmaya çalışmaktayız.

Şöyle bir deney yapalım, isterseniz…

Bir fıçının muhtelif yerlerine delikler delelim… Sonra da, o fıçıyı suyla doldurmaya çalışalım…

Ne görürüz?

Ne kadar su doldurmaya çalışsak da fıçı ancak en alttaki deliğe kadar dolar…

Bu bize neyi gösterir?

Şunu;

Bir ülkenin zenginliği, gelirin adil ve doğru paylaşımıyla orantılıdır. Eğer milli gelir dediğimiz zenginliğin, dengeli bir şekilde tüm gelir gruplarına göre dağılımı sağlanamazsa, o ülkenin geleceği karanlıktır.

Bugün ülkemizde işsizlik, aklın almayacağı boyutlardadır. İşsizlikten kaynaklanan yoksulluk da ülkenin geleceğini kemirmektedir.

Ne yapmak lazım?

Hiçbir imkanı olmayan bu insanları, çalışan, kazanan, onurlu birer bireye dönüştürmek lazım.

Bu nasıl olur?

İşte, işin bam teli burasıdır.

Biliyorsunuz, bu yıl Nobel ödülünü, Bangladeşli Muhammed Yunus, “mikrokredi” çalışması ile aldı.

Ne yaptı Muhammed Yunus?

Bangladeş’te aşırı boyuttaki fukaralığı, mikrokredi uygulaması ile yenmeye çalıştı. Onun için de yoksulluğun ilk hedefi olan kadınlara yönelik bir kredi geliştirdi. Onları iş güç sahibi yapacak, onurlarıyla ayakta durmalarını sağlayacak bir yöntem buldu. Onlara, geri ödemek kaydıyla kredi verdi, küçük işletmeler kurdurdu…

Bu kahraman kadınlar, evlerini, onurlu çabalarıyla geçindirmeye başladılar.

Türkiye’de de çok değerli bir bilim adamı, bir siyasetçi olan Prof. Dr. Aziz Akgül, bu konuda çok güzel çalışmalar yaptı, olumlu adımlar attı… Sonuç da aldı.

Diyarbakır’da başlattığı pilot uygulama başarılı olunca, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’na dayandırarak, mikrokredi uygulamasının, 9 ilimizde başarıyla yürütülmesini sağladı. Bunun, 81 ilimizde uygulanması için kollarını sıvamış, çalışmalarını başlatmış…

“Karagöz” ailesinin durumu içimizi acıttığından, bu durumdaki ailelere nasıl yardımcı olacağımızı, Prof. Dr. Aziz Akgül ile birkaç kez konuştum.

Malatya’da bu uygulamayı yapmaya karar verdik.

Bu işin en önemli aktörlerinin yerel yöneticiler olması lazım.

Yani Malatya Valisi ve Malatya Belediye Başkanı…

Birkaç gün önce, Bugün Gazetesi yazarı dostum Faruk Mangırcı, bizi evinde iftara davet etti.

Prof. Aziz Akgül’ü de davet etmişti.

Akgül, benim yirmi küsür yıllık, yani çeyrek asırlık Aziz dostum…

Yemekte, Malatya’mızın çok değerli ve çalışkan valisi ile görüştüğünü söyledi…

Sevgili hemşehrilerim, elbirliği ile mikrokredi uygulamasını Malatya’da başlatalım.

Ramazan dolayısıyla, sürekli hayır işleri yapmak istiyoruz ya…

Bu, en iyi hayır.

Hem insanı dilenciliğe alıştırmıyorsun, hem de kendi onuru ve çabası ile bir iş sahibi olmasına aracılık ediyorsun…

Bu işi de, hanımlar vasıtasıyla yapıyorsun.

Çünki, yoksulluğun altında önce hanımlar ve çocuklar eziliyor.

Bunu düzeltmek için, bundan daha güzel ne olabilir?

Malatya’mızın tüm basın-yayın organlarına, sivil toplum örgütlerine, yöneticilerine, iş adamlarına, Malatyalı hayırseverlere sesleniyorum…

Mikrokredi uygulamasını en kısa zamanda başlatalım…

Üstümüze düşeni yapalım…

Bu konu için, hemen Malatya Valisi’nin emrine girelim.

Malatya basını Prof. Dr. Aziz Akgül ile konuşmalar yapsın, televizyon ve radyolar vasıtasıyla, konunun, geniş kitlelere anlatılmasını ve duyurulmasını sağlayalım.

Hamiyetli iş adamlarımız da kolları sıvasın.

Sivil Toplum Örgütlerimizin değerli yöneticileri bunu görev edinsin.

Bu işe başlayalım ve Türkiye’ye örnek olacak bir uygulama ortaya koyalım.

Haydi, Bismillah!

Popularity: 18% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar