60’lı yılların ikinci yarısında üniversiteye girenlerin hikayesidir bu… Üniversiteyi Erzurum’da okuyanların, bu da yetmez, her gün Nail’in Hemşin Pastahanesi’ne uğrayanların, çoğu zaman saatlerce ‘vatan kurtaran’ların hikayesi… Türk dünyasını, hatta insanlığı kurtaracak delifişek fikirler üzerinde sabahlara kadar kaydırak oynayanların macerası…

Onlar, o çocuklar bizlerdik… Öğrenmeye aç olan, üniversite dışında da bir düşünce iklimi kurabilen çocuklar… Hemen hemen her hafta bir faaliyete imza atan, dergiler çıkaran, şiir geceleri düzenleyen, sinema klübü kurup, dünyanın en önemli filmlerini seyreden, tartışan; eline geçen parayı kitaba yatıran çocuklardık…

Türkiye’nin en önde gelen akademisyenleri hocalarımızdı. Konusunda en ileride olan insanlardan öğrendik beynimizi kurcalayan fikirleri. Yetmediği zaman başka üniversitelerin hocalarını Erzurum’a getirip düşüncelerini öğrendik. Arnold Toynbee’den Ali Nihat Tarlan’a kadar geniş bir yelpazeyi bu şekilde izleyebildik.

Askerliğini Erzurum ve çevresinde yapanlardan da yararlandık ustalıkla.

Türkiye’nin bu gününe hazırlık yapabilen vizyon sahibi insanların elinde şekillendik. Rahmetli Kemal Bıyıkoğlu rektörümüz, ömrü bereketli olsun Şaban Karataş dekanımızdı.

Türkiye’deki kuşaklar içinde en şanssızı bizdik belki de… Birbirimizle boğuştuk sebepsiz. Enerjimizi, potansiyelimizi bir iç kavgada zayi ettik. Çanakkale savaşını yaşayan ve kitle halinde yok olan o entelektüel kuşaktan bile daha kadersizdik. Onlar, hiç olmazsa dış düşmanla boğuştu…

Ülkemizi ve insanımızı aşkla sevdik her zaman.

Büyük bir kısmımız bunun bedelini de ödedi sıkıyönetim mahkemelerinde, hapishanelerde ve en kötüsü de gencecik yaşında mezarda…

Dostluğumuzda da, düşmanlığımızda da yiğit olmayı öğrendik. Düşene vurmamayı, varlığı paylaşmayı, insanlığı öne çıkarmayı…

Hasılı, birçok kitaptan çıkıp gelen adamlardık. Mesela, Dede Korkut Kitabı’ndan… O yüzden delileri bol bir kuşaktık. Velileri de bol, yiğitleri de…

Her yılda bir gün Kırklar Meclisi’ni cem ettik. Bazen çoluk çocuğumuzla toplaştık. Öyle olmasaydı çocuklarımız nasıl tanırdı şimdi rahmetli olan Turşu Kemal amcalarını, Pala Hüsnü’yü, Selam Bayram’ı, Zekeriya’yı, İmadettin’i…

Bu yıl Ankara’da, Mustafa Aydın’ın çiftliğindeydik. Türkiye’nin dört bir yanından gelen kardeşlerimizle dünü hatırladık, bugünü yaşadık, geleceği okumaya çalıştık… Kimlerle? Tek tek saymadan olmaz! Yılma Durak, Şükrü Şamdan, Okan Şengöz, Sedat Yurtseven, Cazim Gürbüz, Cemalettin Durmaz, Ömer Haluk Pirimoğlu, Hüsnü Yusuf Gökalp, Halit Yıldız, Necmi Akkoyunlu, Tahir Sütlüoğlu, Bekir Öztürk, Rıza Müftüoğlu, Muhsin Alkan, Garip Aktagel, Mustafa Tuncel, Ahmet Ali Garipkafkaslı, Fazıl Gürhan Erk, Süha Durutaş, Özyurt Aydın, Habil Ak, Kemal Mazak, Namık Kemal Kaya, Ergin Akan, Mustafa Aydın, Cumali Ünaldı…

Annesi vefat ettiği için, son anda katılamayan A.İhsan Tuluk’a başsağlığı diledik.

Politikanın her türlüsünü konuştuk. İktidarın, kendisine hayat hakkı veren dinamiklerin beklentilerini karşılamadığı, bu bapta, muhalefetin de iktidardan daha cılız olduğu konusunda fikir birliği sağlandı.

Ne yapmalı, denildi.

‘Bizde çok adam bulunur..’ dedik.

Popularity: 8% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar