Kafamda bir sorun var ve onu birlikte çözelim istiyorum. Gelin, hiçbir önyargıya kapılmaksızın, birlikte düşünelim.

Sizce, her vesileyle karşılaştığımız ‘kamu’ nedir?

Yönetici ve yargıç okuyucularımın: ‘Böyle soru da olur mu, bu ülkede bunun cevabını bilmeyen mi var?’ der gibi tebessüm ettiklerini görüyorum. Varsın olsun, biz işimize bakalım.

Bendeki tüm sözlüklere baktım. Hepsinde de kamunun ortak anlamı şöyle:

  1. Hep, bütün,
  2. Bir ülkedeki halkın bütünü, halk, maşer.

Demek ki, kamu sözcüğünü, bizlerin önyargıyla anladığı gibi devlet biçiminde değil de, halk ağırlıklı bir kavrayışla anlamak durumundayız.

Tam bir kavram kargaşası…

Sahi, bu ülkede kamu denince halk yerine neden devlet algılanıyor? Demek ki, sorunun temelinde bir algılama yanlışlığı, bir kavrama bozukluğu var. Önce bu yanlışı giderelim. Kamu yazan her yere rahatlıkla halk kelimesini yerleştirelim. Tıpkı bulmaca çözer gibi…

Bir de ‘yönetim’ kelimesinin ne anlama geldiğine bakalım. ‘Değerli zamanlarımızı niye böyle basit sorularla harcıyorsun?’ diyenlere sabır tavsiye edip, biz yolumuza devam edelim.

Sözlüğümüzü açalım. Yönetimin karşılığı da, ‘bir işi yürütmek, çekip çevirmek’ olarak veriliyor.

Peki, kamu yönetimi nedir? Anlamlarını verdiğimize göre, ikisini birleştirerek, yeni bir kavram üretmeyi okuyucuya bırakıp, devam edelim.

Yıllar önce kamu yönetimiyle ilgili uluslararası bir toplantıya katılmışım. OECD ülkelerinde, yönetim süreçlerine daha iyi işlerlik kazandırmayı amaçlayan bürokrasi reformunun ilginç örneklerle irdelendiği bu toplantıda amaç, halka hizmeti daha etkin ve daha az maliyetle götürmekti.

O toplantının üzerinden yıllar geçti. Koalisyonları gördük ve tek parti iktidarını yaşıyoruz. Peki, şimdi bulunduğumuz nokta umut veriyor mu?..

Türkiye, bugün yüzyılların katmanlaştırdığı sorunlarla uğraşıyor.

Ancak, bir gerçek de var.

Ummadığınız yerde frene basılıyor.

Frene kim basıyor?

Bir kamu yöneticisi durumu özetliyor: ‘Türkiye’de ciddi bir hastalık var. Kamu yöneticisi her zaman şunu düşünmüştür: ‘Acaba yarın bir şeyler değişir, bana hesap sorarlar mı?’ Kamu yöneticisi durumu idare etme refleksi sergiler(Ö) Türkiye’deki kamu yönetimi bugün artık durumu idare etmeye tahammül etmeme noktasına gelmiştir. Ankara’nın genel atmosferi, bu konuda umut verici değil.’

Bu sözlerde yanlış yok, teşhis ve tespit çok doğru.

Siyaset ve bürokrasi, kendi kınını kesen kılıç olmaktan uzak durmalıdır. Alanını iyi belirlemeli, zamanlamasını doğru yapmalı, tarihten ders alarak yöntem belirlemeli, çare üretmelidir.

Başa dönersek… Kelimelerden kavramlara, oradan da hayata ulaşmaya çalıştık özetle.

Şu da kesin: Ankara bizi anlamıyor!

Kağıtların ve kalemlerin Ankara’sı yani…

Malatya, sevgilim!

Size, çok özel bir sır vermek istiyorum. Malatya ile ilgili bir kitap hazırlıyorum, eski edebiyatımızda, şehrengiz tadında. Yani, özel ve güzel yönünü anlatmaya çalışacağım. Bu konuda yıllardır yaptığım çalışmayı, kağıda dökeceğim. Bir yayıncı dostuma, Ali Kemal Temizer’e, yıllar önce verdiğim sözün gereği bu.

Bir sır daha… Yıl 1969. Erzurum’da üniversite öğrencisiyim. Dünya, çok ağır gelmeye başladı. Kalabalık olan öğrenci yurdundan, bir otel odasına taşınıp, ferahlamayı düşündüm. Meğer, Arapgirli hemşehrim Sücaettin Erdem de benim gibi bunalmış.

Birlikte otele çıktık. İkimiz de aynı dertten muzdariptik… Aşk derdinden.

Birkaç gün önce postadan bir kitap çıktı: Arapgir Hasreti. Sücaettin’in.

Arapgir’i, Sücaettin’i ve gençliğimi özleyerek bir solukta okudum.

Bizim sevdiğimiz şeyleri, herkes de sevmeli demiyorum. Ama biz, güzel olanı, güzelce sevdik.

Umarım, siz de seversiniz!..

Popularity: 6% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar