Kaysı mı, fındık mı?
Malatya Yenigün
Bu yazıyı yazdır
19 Temmuz 2007
Bu okuyacaklarınız, hamaset politikası yapanların hiç mi hiç işine yaramaz.
Ama, kaysı konusunda sağlam bir bilinç oluşturmak isteyenlerin işine yarar.
Bilimsel doğrular gözetilerek yazıldı. Çünki, artık, bu şehirde bilime dayalı sorun analizi ve çözümü yöntemini yaygınlaştırmak gerek.
Aksi halde ne mi olur?
Birkaç “beş senelik” siyasi zaman diliminin nasıl geçtiğinden haberimiz olmaz.
Öyleyse, bu günlerin en temel endişesi “kaysı-fındık paritesine” bakalım isterseniz.
Sık sık kaysı ile fındığın kıyaslandığını,bunun da bazı Malatyalı hemşerilerim tarafından,çok iyi niyetle yapıldığını görüyorum.
O kadar tehlikeli bir mecra ki… Malatya’ya tahmin edilemeyecek kadar zarar verebilir.
Sadece Malatya’ya mı? Elbistan, Gürün, Baskil, Çelikhan, Ağın, Eğin gibi Malatya’nın etrafındaki kaysı kuşağına da aynı ölçüde zarar verir.
Şu mantığı beraberinde getirir çünki: Fındığın dikim alanı fazla,sınırlandırılmalı;kaysının da dikim alanı fazla,o da sınırlandırılmalı….
Bu o kadar yanlış ki…
Her şeyden önce,kaysı ve fındıkla ilgili temel bilgileri sunalım.
Fındık, Trabzon’un Yomra ilçesi ile Samsun’un Terme ilçesi arasındaki, % 70’e varan aşırı meyilde, doğal olarak yetişen bir üründü başlangıçta. Fındık arazisinin bittiği yerden itibaren düz, derin, allüviyal ovalar başlardı çoğunlukla.
Mesela Yomra-Terme şeridinin önünde, birinci sınıf Ünye pirinç arazileri vardı. Zamanla fındığa, sırf geçmişteki siyasal iktidarların, insanların sıkıntılarını istismarının bir sonucu olarak, seçim zamanı lütfu olmak üzere, çok yüksek fiyatlar verilince, o birinci sınıf Ünye pirinç arazisinden pirinç kaldırılıp, fındık dikilmeye başlandı.
Peki, ne oldu?
Siyasetin yanlış bir uygulaması yüzünden, günümüzde ne yazık ki, dışarıdan ithal edeceğimiz pirinci ekmeyi bırakıp, satamayacağımız fındığı yetiştirmeye başladık.
Yine Karadeniz insanı, acarlığı sonucu, fındık meselesini her zaman siyaseti tehdit unsuru olarak kullanmıştır. Her zaman sonuç almıştır da… Fındığa verilen yüksek fiyatlar yüzünden de, plantasyonun bir ucu İstanbul’a, diğer ucu Artvin’e ulaşmış; alt ucu ise, Bolu’yu da geçmiştir.
Geçti de iyi mi oldu? Hem satamıyoruz, hem de, uluslararası piyasayı iyi yönetemediğimizden, Gürcistan’dan Ermenistan’a, Amerika’dan Romanya’ya kadar her ülkede son yıllarda ciddi fındık plantasyonları oluşmaya başladı. Çok yakın bir gelecekte, fındıkta, uluslararası piyasa üstünlüğümüzü de kaybedebiliriz.
Yani, bunca ürün elimizde kalacak, çünki fındık, sadece bize özgü bir ürün değil. İklimi bir parça uygun olan her yerde yetişiyor.
Bir de kaysıya bakalım…
Kaysı öyle mi?
Kaysı ilk önce, Malatya’nın birinci sınıf arazilerinde, başlangıçta sadece tarla kenarına dikildi. Malatyalının kaysı ile ünsiyeti arttıkça, İzmirli ihracatçıların dikkatini çekti. İzmirli tüccar, ihraç ettiği kuru üzüm ve kuru incire çok benzeyen kuru kaysıyı da aldı portföyüne.
O zaman ne oldu?
Kaysıdan kazanılan para arttıkça, kaysı alanı da arttı…
Tarlaların ortasında da kapama kaysı bahçeleri oluştu, kaysı üretimi arttı.
Bir de Eskimalatya’nın verimli arazilerinden Tohma-Fırat kenarı köylerine kadar, haşhaş ekimi yasaklanınca, çok kaliteli afyon yetiştiren bu kesim, neredeyse açlık tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.
Bereket ki, o günlerde gündemde olan kaysı imdada yetişti.
Yani kaysı, fındıkta olduğu gibi, karlı ürünleri kovarak, onların yerine geçmedi. Aksine, haşhaşın bıraktığı yüksek karlılık alanındaki boşluğu doldurdu.
Bu haliyle de kaysı, çok önemli bir sosyal patlamayı önledi.
Eğer kaysı olmasaydı, sıkıntılar, önlenemez boyutlara ulaşacaktı.
Kaysının, fındıktan farklı çok başka bir yüzü daha var…
Fındığın yetiştiği yerler çok meyilli dağlardı, yayılma alanı ise ovaya, düz ve münbit topraklara doğru oldu.
Aksine kaysı, şehir merkezine yakın düz ve verimli arazilerde başlattığı serüvenini, o güne kadar çıplak olan ve aşırı derecede erozyona maruz kalan çok meyilli alanlara yöneltti. Uçakla seyahat ettiğinizde, inerken ve kalkarken, Malatya kaysı plantasyonuna dikkat edin.Çıplak dağları bir örtü gibi sarmaktadır kaysı. Devletin istatistiklerine göre, devlet ormanı Malatya genelinde % 11 iken, kaysı ormanı % 13 gibi bir alanı kapsamakta; çıplak ve meyilli dağlara doğru yürüyüşünü sürdürmektedir.
Şimdi gelelim işin bam teline…
Daha karlı ürünleri, şişirilmiş fiyatı yüzünden kovarak,düz arazilere yerleşen fındık, çok yakın bir gelecekte, çok sayıda ülkenin yetiştirmesi yüzünden, aşırı rekabete maruz kalacak ve satılamayan bir ürüne dönüşecektir. Bir bakıma, yanlış politikalar yüzünden tütünün başına gelen,fındığın da başına gelecektir.
AK Parti iktidarının, bu güne kadar fındık meselesindeki uygulaması çok doğruydu. Son uygulama, seçim ekonomisi yüzünden yüksek fiyat verilmesiyle, ülkemizin kaynaklarını boşu boşuna tüketebilecektir. Bu bakımdan fındık ekim alanlarının sınırlandırılması, doğru bir siyasettir ve fındığın, rekabet edemeyecekse, eski alanına, yani Yorma - Terme hattına dönmesi doğru olacaktır.
Boş bıraktığı alanda da, daha çok ihtiyaç duyduğumuz tarımsal ürünler üretilmelidir. Pirinç ve benzeri tarımsal ürünler gibi…
Ya kaysı öyle mi?
Birincisi, artık kaysı meyilli alanları cennete çeviren bir sihirli değnektir. Belki de çok yakın bir gelecekte, endüstriyel kaysıda kalite aranmayacağından, Malatya’nın dağını taşını, yerel ağızla “piç” kaysı dediğimiz hüdai kaysı ile donatacağız. Kaysı işlenerek kaysı tozundan marmelata kadar, 25’ten fazla çeşitli işlenmiş ürüne dönüşecek, sofralık kaysıdan farklı olarak endüstriyel kaysıda, Hacıhaliloğlu, Hasanbey, Kaba Aşı, Soğancı, Çöloğlu gibi, yaş olarak dış ülkelere şoklanarak pazarlanabilecek çok değerli çeşitlere, endüstride ihtiyaç olmayacaktır. Onlar, görüntülerinin ve tadlarının cazibesiyle pazarlanacaklardır.
Piç (hüdai, ya da zerdali) çeşit ekmenin de üç avantajı olacak:
Birincisi, hastalıklara mukavim olacağından, ilaçlanmayacak. İkincisi, soğuğa daha dayanıklı olacağından, ilkbaharın son donlarından sofralık çeşitler kadar etkilenmeyecek.. Üçüncüsü de,yapay gübre ve tarımsal ilaç verilmeyeceğinden, organik ürün tanımına uygun olacak. Bu nedenle, elde edilecek işlenmiş ürünler, birkaç misli daha pahalı satılacak…
Bu yüzden kaysı, devletin kaynaklarını harcamaya ihtiyaç duyurmadan, kendi kendini yetiştirecektir.
Bütün bu işlemlerin hedefi, 1 milyar dolarlık işlenmiş kaysıyı, dünya pazarlarına satmaktır. Hatta, zaman içerisinde daha yüksek getirileri amaçlamaktır.
Hachaliloğlundan Hasanbeye kadar gösterişli kaysıları da, yaş olarak, turşu biçiminde, şekerleme yaparak; binbir türlü şekle dönüştürerek dünyaya sunmaktır.
Ayrıca, yukarıda saydığım, kaysı kuşağı olarak düşündüğümüz, başka illere ait ilçeleri de menfaat ağımızın içine alıp, daha geniş bir ekonomik coğrafyaya ulaşmaktır.
Bir şey daha var, onu tahmin ediyorum ki, siz kendiliğinizden buldunuz; kaysı işleme tesisleri, işsizliğin ilacı olacak.
Kazanacak ve kazandıracak.
O nedenle, bu kadar büyük bir geleceği olan kaysıyı, Türkiye açısından geleceği olmayan fındık ile aynı havuza koymak, aynı ölçülerle değerlendirmek, kıyas etmek yanlıştır.
Öncelikle siyasilerin ve yerel yöneticilerle mülki amirlerin, bu hedefi kollaması ve bu inceliğe dikkat etmesi gerekir.
Bir şey daha var: Kaysı, bizim ilimize ve çevresine, Allah’ın bir lütfudur. Gerçekten de,dünyada bu lezzette bir kaysı yoktur. Batılıların apricot dediği meyve, kaysı ile aynı özelliklere haiz değildir. Tad ve rayiha olarak farklıdır.
Hatta Malatya kaysısının özel ürün olarak patentlenmesi doğru olur.
Belki, siyasetin devreye girmesi gereken yer de budur.
Kaysıdan dolayı, çok yakın bir gelecekte, dünya, Malatya’nın farkında olacak.
Keşke, bu arada Malatya da kaysının farkında olsa…
Not: Bu yazıyı, bir önceki yazıyla (Kaysı İçin Bilinmesi Gerekli Her Şey) birlikte okumak doğru olur.
Popularity: 16% [?]

Son Yorumlar