Kaysı için bilinmesi gerekli her şey
Malatya Yenigün
Bu yazıyı yazdır
13 Temmuz 2007
Malatyalı kardeşlerime kaysıyı anlatacak değilim. Herkes çok iyi biliyor,
çiçeğinin o harikulade pembe güzelliğini, çağlasını yerken ağızda bıraktığı kekre hışırtıyı, olgunlaştığında damakta bıraktığı aromayı; o emsalsiz rayihayı her
Malatyalı, ana sütünü bildiği gibi biliyor.
Malatya’ya olan katkısını da… Her Malatyalının kursağında kaysı var. Onun geliriyle sünnet düğünü yapılır Malatya’da, onun satılması ile evlenilir, ev
kurulur, ev alınır… Tahsil hayatımızda kaysının yerini nasıl unuturuz?
Okuduğumuz kitaplar, yazdığımız defterler, üniversite harçlarımız ve
harçlıklarımız, kaysının bizlere sunduğu bir imkan değil midir?
Bugün bir yerlerde isek, koruyucu meleğimiz kaysı olmuştur hep…
Hepimiz ruhumuzda hissediyoruz kaysının güzelliklerini, önemini, Malatya ve Malatyalı ile özdeşleşmesini…
Onun için Malatyalıya kaysıyı anlatmayacağım.
Kaysının kükürtlenmesi işleminden, yani islimden de söz etmeyeceğim.
Malatyalı olmayıp da, Malatya’da oturduğu için bu kenti, insanlarını, kültürünü; özellikle de kaysıyı (kayısı değil, kaysı; her Malatyalının söylediği gibi…) seven “garib”ler için, daha geniş bir vakitte kaysının bu özelliklerini de anlatırız.
Ama “çir”den bahsedeceğim bu yazıda.
Çir, çok önemli.
Saklanması için kükürt ile muamele görüp, kurutulmaya ihtiyacı var kaysının. Bu bir zorunluluktan kaynaklanıyor. Ürünün çok bereketli olduğu yıl, fiyat çok ucuz oluyor. Bazı yıllarda da, ilkbaharın geç donları,bir hışım gibi geçebiliyor kaysımızın üzerinden. O zaman da değeri artıyor doğal olarak, ürün az olduğu için…
Ekonominin kurallarına uymak için, kükürtleyerek kurutma, bu şekilde birkaç yıl saklama yöntemini keşfetmiş Malatyalı. İyi de etmiş. Yıllarca, bu icadının olumlu meyvelerini yemiş.
Gel gör ki, zaman değişmiş, kükürtün insan bedeni için zarar verdiği görüşü ağırlık kazanmış. Batılılar, hormondan genetik değişikliğe kadar her zararlı şeyi uygulamış ve dünyaya yedirmiş, kimseler itiraz etmemiş; ama bizim kaysıdaki kükürt, başımızın belası olmuş.
Kükürtten tabii ki vazgeçmeyeceğiz. Ama, kükürt oranını azaltan yöntemler arayacağız, bulacağız, uygulayacağız.
Günkurusu gibi, daha az dayanıklı olan, ama insanların daha sağlıklı bulduğu ürünlere yöneleceğiz, onları pazarlayacağız.
Daha da önemlisi, yaş kaysı olarak tüketilecek sofralık çeşitlerimizi ıslah edip, onlara özellik kazandırarak, üstelik şoklama ile dayanıklılık da sağlayarak, en çok para edeceği mevsimlerde satıp, kazancımızı artıracağız.
Pazarlamanın kurallarına uyup, albenili ve kolay alınabilir gramajlarda ambalajlayıp, pazarlayacağız.
Daha ileri giderek, bir konuyu, üzülerek belirtmek istiyorum… Dünya kaysı başkenti geçiniyoruz ama, en basit bir reçel ve marmelat yapıp, pazarlayabilmiş değiliz.
Malatya kaysısı, çok güzel, ama değeri verilmemiş bir genç kız gibi, evde kalmıştır ne yazık ki…
Şu politikanın yoğun olduğu günlerde, kaysı istismarına bir bakın! Kimi, fındığa verilen fiyatla mukayese edip, en kolay yola saparak, kaysıya az değer verildiği yönünde kıyametler koparmaktadır. Kimisi de, çir pırtlatma resimleri çektirerek, kaysıya destek verdiğini vurgulamaktadır.
Ne yazık ki, Malatya yerel siyasetinin figürleri arasında, kaysı sorununa çözüm öneren, aklıbaşında, uygulanabilir çareler üreten bir yaklaşım yok gibidir.
Asıl esef edilecek konu da, Malatya halkının böyle bir beklentisinin olmaması, yani kaysı sorununu çözecek siyasi birikimi, adaylarda sorgulamaması; kendi meselesinin farkında olmamasıdır.
Malatyalı; kamuoyu oluşturan basın da dahil, güncelin ardı sıra, kör topal, ama güle oynaya gitmektedir ne yazık ki…
Derler ki, insan öldüğünün farkına varmazmış. Mezara gömüldüğü ana kadar, ölünün kendisi olduğunu farketmezmiş. Defin işi bittikten sonra, insanlar mezarlıktan ayrılmak için davranınca, ölen de yekinirmiş ki, kalkıp gitsin. Ne zaman ki kafası merteğe çarpar, o zaman anlarmış ki, ölen kendisidir…
Malatyalı ne zaman anlayacak ölenin kendisi olduğunu…
Kaysıyı satamadığı zaman, işçi ücretini ödeyemeyeceği zaman, evini, kaysı geliriyle çekip çeviremediği zaman…
Şimdi seçim zamanı… Keyif zamanı…. Gülüp oynama zamanı… Sonsuz ve sınırsız vaatler zamanı… Malatya’yı tanımayan, kaysıdan haberi olmayan nice yüzlerin ortaya çıkma ve pişkin pişkin bilmediği kaysıyı anlatma zamanı…
Ne zaman kafası merteğe değecek Malatyalının?
Karani’nin at arabasına kaysı yükleyip Ankara’ya sefer düzenlediği günlerde anlayacaktır benim güzel hemşerilerim meseleyi… O zaman da iş işten geçmiş olur mu acaba?
Kaysı için gülüp oynamayı bir yana bırakalım da, ne yapabiliriz, nasıl bunu sorun olmaktan çıkarırız, onu düşünelim….
Şu günler herkes için değerli olmalı.
Kaysının hiç sorunu yokmuş gibi çalıp oynayanlar, bizim “tomuz” dediğimiz ağustos böceği gibi, kış ortasında kapı kapı dolaşıp, dilenmek zorunda kalacaklardır.
Malatya Belediyesi kaysı şenliği düzenlemekle, belki de sadece kendini eğlendirmektedir.
Malatya Valiliği de…
Öte yandan, kaysı-fındık parantezi içerisinde politika yaptığını sananlar da, sadece kaysı sorununa zarar vermekte, çözümü geciktirmekte, çareyi ötelemektedirler…
Akıl herkes için gereklidir, özellikle de devleti yönetme sorumluluğu taşıyanlar için, daha çok gereklidir.
Belki de, daha çok bu günlerde gereklidir.
Kaysı sorununun çözümü ne derseniz….
O kadar kolay ki…
Bir tek şartı var: Sadece böyle bir sorun olduğunu kavrama ön şartı ile çözülür….
Benim asıl aradığım da o…
Ama bütün Malatyalıda bunu arıyorum, herkeste…
Ondan sonra da oturup konuşalım, çare üretelim, uygulayalım. Teknoloji geliştirelim, pazarlama teknikleri icad edelim, finansman bulalım.
Çözüm neyse onu yapalım.
Önce hepimiz aklımızı başımıza devşirelim.
Popularity: 12% [?]

Son Yorumlar