Kayısının Türkiye ve Malatya Ekonomisindeki Yeri ve Önemi
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
1 Ocak 1994
Bir ülkeyi, bir ili, ya da bir ilin bir bölümünü belirleyen,isimlendiren, onu genelin içerisinden çıkarıp özel konuma getiren bir adlandırıcı vardır. Bu, bir ya da birkaç belirleyici vasıf, o yörenin önde gelen faaliyetleri ile ilgili olarak öne çıkar ve netleşir.
Genel olarak meyvecilik, Malatya için yazılı tarihin her döneminde çok önemli olmuştur. Kayısıcılığın önemli olduğunu da, 1655 yılının ilkbahar aylarında Malatya’ya gidip yöreyi en anlaşılır biçimde eserine alan Evliya Çelebi’nin satırlarında okuyoruz. Bu yıllarda 53.000 kişinin yaşadığı Malatya’da sulama nedeniyle kayıtlı 7800 bahçe olduğundan sözetmektedir. Bugünkü Malatya’nın kurulduğu, o dönemlerde Malatya’nın yazlığı konumunda olan Asbuzu Bağları’nı İstanbul Kağıthane ve Göksu Bağları ile kıyaslayan Çelebi; suları, havası, meyvelerinin niteliği ve bolluğuyla Asbuzu’yu diğerlerinden üstün tutmaktadır.
Öte yandan önemli bir şairimizden Malatyalı Niyaz-i Mısri’den de söz etmek gerekir. 1617-1693 yılları arasında yaşamış bu coşkulu şair,21 yaşında ayrıldığı ve dünyanın önemli bilim merkezlerini dolaşırken aklından çıkaramadığı Asbuzu’yu şöyle anlatmaktadır:
‘Barekellah gülistan-ı bülbülandır Asbuzu
Cenneti tezkir eder ali-mekandır Asbuzu
Mu’tedil ab u hava hem müctemi’ enva-ı zevk
Mecmu-u bezm-i safa-yı arifandır Asbuzu
Ab-ı hayvanı beğenmez hasletindendir Mesih
Aktığınca sanki bir ruh-ı revandır Asbuzu
Came-i hadrasın eyyam-ı rebi’de kim giyer
Şüphesiz menzilgeh-i Hızr-ı zamandır Asbuzu
Her taraf pür-meyve-i şirin leb-i dildar misal
Yeşil atlasla donanmış nevcivandır Asbuzu
Ol sebepten ehli pür akl ü zeka vü marifet
Mahzen-i ehl-i ulum u kamildardır Asbuzu
Ey Niyazi ger dokunmayaydı hiç dad-ı fena
Kim demezdi ona firdevs-i Cihandır Asbuzu’
Bu, çok övgülü ve edebi sanatların çokça kullanıldığı şiirden aklımızdan Asbuzu’nun cennete benzeyen çok güzel bir doğa parçası olduğu imajı hiç çıkmayacaktır.
Evliya Çelebi ise duygu ile birlikte ekonomi de katmış yazısına. Malatya’nın ‘kırmızı,sarı, beyaz,sulu,etli’ adlarında kayısılarının olduğunu bunları selelerle bahçeden eve getirirken sularını akıtmamak için insanın koşmaktan başka çaresini olmadığını yazar. Daha da önemlisi, sayısını ve hesabını ancak Allah’ın bilebileceği çokluktaki zerdalisinden,yığınlarla pestil yapılıp,bunların katar katar yüklerle ülke ülke taşınamsını vurgular. Bu ifadeden,1655 yılında da Malatya’nın işlenmiş kayısıyı o dönemin ihracat sınırlarının son noktasına kadar ‘katar katar yüklerle’ satışa sunduğunu anlamaktayız.
Alman Genelkurmay Başkanı Feldmareşal Helmut von Moltke,genç bir yüzbaşı iken 1838 yılında Osmanlı Ordusuna çağdaş eğitim yöntemleri öğretmek üzere Malatya’ya gelir. Belki biraz da ‘daüssıla’ ile Lombardia Ovasına benzettiği Asbuzu’nun görülmedik güzellkite bir yer olduğunu,kayısı,ceviz,erik,armut,elma ve dut ağaçlarıyla dolu olduğunu yazar. Hele, Pınarbaşı ve Derme Suyu’nu,insan emeğinin doruğu olarak belirtir. Derme’nin altında kalan Kündübek, Çırmıktı, Kileyik, Barguzu ve Asbuzu köylerini birer cennet olarak değerlendirir. ‘Derme’yi doğduğu yerden tutup,vadinin her iki yanında,vadinin tabanından 200 ayak kadar yüksekten, dağ yamaçlarından ve tali vadileri aşan köprü kemerleri üzerinden götürmüşler’ diyerek hem ovaya hem de insan aklının ortaya koyduğu esere hayranlık duymaktadır.
Dünden Bugüne Kayısı Üretimi
1963′te Ticaret Bakanlığı’na bağlı Dışticaret Dairesi olarak kuru kayısı ihracatı ile ilgili bir yazı yayınlayan kuruluş,kayısı konusunda en eski ve en ciddi bilgileri ortaya koymaktadır. 1953 yılında 2000 ton olarak gerçekleşen kuru kayısı,ilkbaharın geç donlarına bağlı olarak artıp azalarak 1962′de 4000 tonu bulmaktadır. Buna ilave olarak 2000 ton civarında da şekerpare istihsali söz konusudur. 2000 ton civarında da değişik tür kurukayısı üretilmekte ve bunlardan çeşitli kalitede 2000 ton civarında bir kurukayısı iç pazarlarda tüketilmektedir. 1962 yılında gerçekleşen 1679 ton kuru kayısı üretimi Batı Avrupa ülkelerine satılmıştır.
Malatya’da kayıssı ağacı sayısı hızla artarken,bunun en önemli nedeni,İzmir’de kuru incir ve kuru üzüm ihraç eden şirketlerin,benzerlikleri dolayısıyla kayısıyı da pazarlayabilmeleri sonucu,kayısıya yoğun bir talebin başlamasıydı. Bu talep,kuru kayısı fiyatını süratle yükseltti. Bunun sonucu olarak,sulanan her yerde kayısı tarımı yapılmaya başlandı. Devlet eliyle barajlar yapılmaya başlanınca bu alanlar da hızla kayısı tarımına ayrıldı. Bütün bunlar çiftçi tarafından yeterli görülmedi. TOPRAK-SU kredilerine başvurarak küçük arazilerde bile en küçük su kaynakları havuzda biriktirilmeye,küçük motopomplarla terfi edilen suyla sulanan sahalarda kayısı tarımı yapılmaya başlandı. Bu da yetmedi,Darende ve Akçadağ köylerinde, çiftçiler kendi deneyleri ile susuzda kayısı yetiştirmeye ve bunda başarı kazanmaya başladılar.
Malatya ‘Şire Pazarı’ kuru kayısının can damarıydı. Genellikle İzmirli ihracatçılar adına alım yapan,aynı zamanda kayısı üreticisi olan bir kısım esnaf,işi öğrenmeye başladı. Ekonomik durumları ileri gidince kendi adlarına da alımlar yapmaya başladılar. Yaptıkları iş kendilerini memnun ettikçe de,ilerisi için girişimşer yapmaya başladılar. Çocuklarını okuttular,hatta Avrupa veya Amerika’da da İşleme konusunda yüksek lisans yaptırdılar. Bütün bunlar,Malatya’da kayısıdan ekmek yiyen bilinçli bir kesimin oluşmasını sağladı.
Diğer taraftan Teknik Ziraat Müdürlüğü,Zirai Micadele Müdürlüğü,Fidanlık gibi tarımsal kuruluşların , ‘kayısı yetiştiriciliğinden kükürtlemeye kadar’ bilinçli bir çiftçi kesimi oluşturmak için çabalarını da unutmamak gerekir.
Bütün bunlar yan yana geldiğinde,dünya kuru kayısı üretiminde %80 civarında paya sahip olan,1992 yılında 80 milyon dolar civarında dışsatım karşılığı ülkemize dövüz sağlayan, Malatya nüfusunun yarısının çeşitli aşamalarında ondan geçindiği ve Malatya tarım arazilerinin yarısının ayrıldığı bir özel ürün doğdu : KAYISI…
Malatya ile Kayısı Özdeşleşti
Malatya ile bu kadar ödeşleştikten sonra,bir yandan kuru kayısı olarak ulaşabileceği varsayılan en yüksek ihraç rakamına dayanırken,diğer yandan da kazandığı ekonomik değer oranında kayısı plantasyonu genişliyordu. Malatya’da bahçe sınırına dikilen bir meyve iken,zamanla kapama kayısı bahçeleri,Malatya’yı kayısı ormanına çevirdi. Ayrıca,merkez köylerden ilçelere yayıldı. Kayısı ile sınırı çizilen bir corafya doğdu. Erzincan’dan Eğin(Kemaliye);Elazığ’dan Ağın ve Baskil;Sivas’tan Gürün;Maraş’tan Elbistan; Adıyaman’dan Çelikhan, ekonomisi ve kültürü kayısıya dayanan coğrafyanın doğal bir uzantısına dönüştü.
Kayısının ulaşabileceği en son noktlara ulaştığını söylemek olanaksız. Belki de yolun yarısında henüz. Şöyle sadece kuru kayısı olarak bile ihtiyacına yeterli bir üretime ulaştığı söylenemez.
Özellikle Amerika pazarında kuru kayısı dışında, Amerikan toplumunun istediği ürünlere dönüşüp işlenmiş madde olarak satılmak zorunda. Bir araştırmaya göre dondurma ve pasta için toz halde satılması durumunda,Amerika’nın tüketimi,tüm Malatya kayısısını bitirebilir. Ya da tüpte marmelat şeklinde,yoğurt katkı maddesi olarak,üstü çikolata kaplı bar biçiminde… Malatya kayısısı için yepyeni tüketim alanları bular.
Yıllık Kayısı İhracatında Hedef : Bir Milyar Dolar
Bütün bunlar bizi şöyle bir sonuca yaklaştırıyor : Şu anda verime ulaşmış kayısı plantasyonu,Türkiye’ye 80 milyon dolar döviz sağlıyor yılda. Önümüzdeki birkaç yılda plantasyonun en az ikiye üçe katlanacağı söylenebilir. Elde edilen kayısının dondurulmuş meyveden,endüstri ürünleri olarak çeşitli biçimlerde, (birimdden en fazla gelir getirecek şekilde) dışsatıma konu edilmesi halinde,mesela 1 Milyar dolarlık yıllık ihraç düşünülebilir, amaçlanabilir;gerçekleşmesi için çaba gösterilir.
Malatya insanının şimdiye kadar devlet desteği olmaksızın kayısıda sağladığı ilerleme, yılda bir milyar dolar kayısı geliri biçimindeki bir hedefi telaffuz etmek için cesaret vermektedir. Gerekli önlemler alındığında; yani böyle bir amaca yönelik olrak teknik,hukuki, ekonomik ve eğitimsel düzenlemeler yapıldığı takdirde,çok yakın bir gelecekte üreterek ve üretimi değerlendirerek bu hedefin gerçekleşebildiğini herkes görecek.
Önce kayısıyı sevdi,onunla özdeşleşti Malatyalı… Daha sonra da bir yandan üretim miktarını ve kalitesini arttırırken,diğer yandan da adım adım koyduğu tüm hedeflere ulaştı. Kapama kayısı bahçeleri kurarak Malatya’yı bir kayısı cennetine çevirdi. Dış pazarın istediği standardda çilsiz,hastalıksız,temiz kayısı yetiştirdi. Bunları dış pazarda satmayı öğrendi. Gerekli alt yapıyı sağladı. Gümrük ve bankalarla olan sorun giderildi. Bir araya gelmenin gerekliliği görüldü,acilen Kayısı Birliği kuruldu. İzmir’deki kayısı işletme ve paketleme tesislerinin aynısı Malatya’da da var artık.
Bütün bunlar yeterli mi?
Tabii ki değil. Asıl çaba bundan sonra gösterilecek. Çünkü,hedef büyetmek zorunda.Statükoya saplanıp kalmakla değişimin sınırlarını zorlayıp kendini aşmaya çalışmanın eşiğinde şimdi Malatya. Ya haline razı olup ‘bu bana yeter’ diyecek, ya da şimdiye kadar yapılanları yok sayıp yeni bir çabanın içine girecek.
Yıllardır Malatya’nın sosyolojisini;Malatyalının psikolojisini,toplumsal davranış biçimini, folklorunu,kültürünü araştıran ,onu anlamaya çalışan birisi olarak en kısa sürede değişim çizgisini yakalayıp kendini aşmaya çalışacağını söylüyorum Malatyalı’nın. Buna bütün kalbimle inanıyorum.
Ekonomik Değerler Olarak Kayısı
Bu girişten sonra ,kayısının Türkiye için bir ekonomik değer olarak önemine geçebiliriz.
A.Tarımsal Ekonomi Açısından 1993 Türkiyesi:
Ülkemizin son yedi yılda ihracatı ve ithalatı,dünyadaki yerimizle ilgili kaba bir bilgiyi Tablo1′de görebiliriz:
| Tablo-1 | 1987 | 1988 | 1989 | 1990 | 1991 | 1992 | 1993 |
| İhracat | 10190.0 | 11662.0 | 11624.7 | 12959.3 | 13593.5 | 14714.7 | 12132.0 |
| İthalat | 14157.8 | 14335.4 | 15792.1 | 22302.1 | 21047.0 | 22870.9 | 23469.4 |
| Kaynak:DPT,Temel Ekonomik Göstergeler,Aralık 1993.(Milyon dolar) | |||||||
| Tablo-2 Toplam İhraç Rakamının Sektörel Dağılımı: | ||||
| 1990 | 1991 | 1992 | 1993 | |
| Tarım ve Hayvancılık | 2.347.2 | 2.682.8 | 2.203.5 | 1.501.7 |
| Bitkisel Ürünler | 2.062.3 | 2.404.7 | 1.999.1 | 1.229.9 |
| İşlenmiş Tarım Ürünleri | 940.5 | 1.212.3 | 1.337.2 | 872.6 |
| Kaynak: DPT Temel Ekonomik Göstergeler,Aralık 1993 ( Milyon Dolar ) | ||||
Tablo 1 ve 2 incelendiğinde ortaya birkeç nokta çıkıyor. Öncelikle,ülkemizin ihracatı ve ithalatı arasında zaman zaman iki ile ifade edilen bir fark var. İkinci olarak hemen hemen nüfusumuzun yarıya yakını tarımda çalışan ülkemiz ihracatının,tarım ve tarıma dayalı olan bölümü 1/3 gibi bir oran ifade ediyorsa,tarımda ciddi sorunlarımız var demektir. Bunlar aryı bir yazının konusu olabilir. Biz kayısıya dönersek pamuk,tütün,fındık,kuru üzüm gibi klasik ihraç ürünlerimizle birlikte kayısının ihracatımız açısından ddeğeri ilginçtir. Çok geniş bir bölgede tarımı yapılan ve devlet tarafından çeşitli biçimlerde desteklenen diğer ürünlerle karşılaştırıldığında kayısı tek başına çok önemli bir değer ifade etmektedir.
Görüldüğü gibi kayısı tek başına ve sadece bir yöre insanının bir şehir insanının Türk ekonomisine katkısı olarak ortalam 80 milyon dolarla ifade edilen bir değere sahiptir. Üstelik bu değer devletin katkısı olmaksızın sadece özel sektörün ortaya koyduğu bir gelişmenin ürünüdür. Ayrıca bu değerde gelişmiş teknolojinin ve tarımsal endüstrinin hemen hemen hiçbir katkısı yoktur. Tek başına kuru kayısı ihracatı ile ilgili bir rakamdır. Oysa, bu değere çağdaş teknolojiyi ve endüstriyi eklersek ihracatla kayısının sağlayacağı değer de umulmadık oranda artacaktır.
| Tablo-3 | 1990 | 1991 | 1992 | 1993 |
| Pamuk | 161.0 | 168.7 | 45.91 | 69.4 |
| Tütün | 416.6 | 563.5 | 309.4 | 331.7 |
| Fındık | 452.7 | 465.4 | 291.1 | 182.1 |
| Kuru Üzüm | 71.7 | 69.2 | 79.4 | 44.1 |
| Kaynak : DPT , Temel Ekonomik Göstergeler,Aralık 1993 ( Milyon Dolar ) | ||||
| Tablo-4 | (Milyon Dolar) | |||||
| Vade | 1988 | 1989 | 1990 | 1991 | 1992 | 1993 |
| Toplam | 40722 | 41722 | 49035 | 50489 | 55592 | 59381 |
| Kısa | 6417 | 5745 | 9500 | 9117 | 12660 | 14485 |
| Orta-Uzun | 34305 | 36006 | 39535 | 41372 | 42932 | 44896 |
| Kaynak : DPT, Temel Ekonomik Göstergeler ,Aralık 1993 | ||||||
Türk ekonomisinin bir diğer önemli göstergesi de dış borçlardır.
Tablo-4′te de görüldüğü gibi dış borç rakamları ile birlikte kısa vadeli borçların toplam borçlara oranı da %15.8′den %24.4 gibi bir rakama çıkmıştır. Bu durumda ihracatın önemi daha da kendini gösterecektir. Bu bakımdan önemli bir ihraç ürünümüz olan kayısıya eğilmenin zamanı geldi denilebilir.
B.Bir İhraç Ürünü Olarak Kayısının Değerini Arttırma Yolları :
1992 Türkiyesine 80 milyon dolarlık bir katkı sağlayan kuru kayısının değerini arttırmak için birkaç yöntem düşünülebilir. Öncelikle şu anda dünya kuru kayısı üretimine bakalım:
| Tablo-5 | (Bin Ton) | |||
| Ülkeler | 1989/90 | 1990/91 | 1991/92 | 1992/93 |
| Türkiye | 30.3 | 25.0 | 32.0 | 23.0 |
| A.B.D. | 3.2 | 5.0 | 4.5 | 4.5 |
| Avustralya | 4.0 | 3.5 | 3.1 | 1.9 |
| İran | 2.8 | 1.5 | 2.2 | 2.5 |
| G.Afrika Cumhuriyeti | 1.5 | 1.5 | 1.5 | 1.5 |
| Toplam | 41.5 | 36.5 | 43.3 | 33.4 |
| Kaynak : Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı | ||||
Görüldüğü gibi ülkemiz,dünya kuru kayısı üretiminde %80 gibi küçümsenmeyecek bir paya sahiptir. Özellikle 1980′den sonra konuya önem verilmesi sonucu TOPRAK-SU Kredilerinin de bu yıldan sonraki büyük atılımı ile ağaç sayısı buna bağlı olarak da ürün miktarı hızlı bir artış göstermiştir.
Dünya kuru kayısı tüketimi ise üretim miktarına yakın bir seyir takip etmekte olup düşük stokla çalışmaktadır.
Kuru kayısıda rakipsiz sayılacak bir konumda oluşumuz bir bakıma bizi rahatlatmakta diğer yandan da sorumluluklar yüklemektedir. Her şeyden önce şu anki kuru kayısı üretimimizden daha çok kazanmak için daha temiz ve dünya pazarlarının istediği nitelikte ürün ortaya koymamız ve bunun değerini arttırmak için bazı tedbirler almamız gerekir. Bizden kayısıyı alan Avrupalı ve Amerikalı tüccarların sadece 50, 100, 150, 250 gramlık ambalajlama ile karını 3-4 misli katladığı iddia edilmektedir bu işin uzmanlarınca. Onların yaptığı bu işlemi bizler yapabiliriz. Bu ve benzeri yollarla mevcut üretimimizden elde ettiğimiz geliri yükseltebiliriz.
Bunun dışında üretimi arttırmak için bir diğer yol da kayısı dikim alanlarının arttırılmasıdır. Bilindiği gibi Türk tarım hukukunun Türk tarım ve ekonomi gerçeği ile çelişen bir yapısı vardır. miras hukukundaki yetersizlik tarım topraklarının hızla parçalanmasını doğurmakta,mera vasfında olmayan toprarlarda üretici faaliyetlerde bulunulmamakta,hazine arazisi adı altında büyük bir kısım tarım toprağı da ne yazıkki ‘dokunulmazlık’ kazanmaktadır. Buraları ne devlet değerlendirmekte ne de değerlendirilmesi için halka verecek yöntemleri geliştirmektedir. Hatırlanacağı gibi osmanlı Hukuk sisteminde herhangi bir toprağı ıslah eden ve tarım yapan,zillidiyelik yoluyla o arazinin kullanımına sahip olmaktaydı. Üç yıl üst üste tarım yapmayınc da bu hak elinden alınmaktaydı. Benzeri bir uygulama ile ülkemiz topraklarının %50sine yakın olan hazine arazileri de ülkemize yarar getirecek biçimde üretime açılabilir. Köy tüzel kişiliğine ve hazineye ait toprakların dışında kişisel mülkiyete konu olmasına rağman eğim,taşlılık,su problemi gibi nedenlerle kayısı tarımı yapılamayan topraklr var. 3/10/1988 tarihinde Malatya Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünün bir raporu var. Raporda,Malatya ilinin yüzölçümünün 1.231.306 hektar olduğu,tarım yapılan I. , II. , III. ve IV. Sınıf arazilerin toplam 401.901 hektar olduğu belirtilmektedir. IV. Ve VII. Sınıf arazilerin toplam 780.223 hektar olduğu ve basit bir ıslah çalışmasıyla bu toprakların kayısı bahçesine dönüştürüleceğindensöz edilmektedir. ‘Dozerle bu arazilerin riperlenmesiyle,üstte bulunan 15-40 cm derinlikteki kalker kayasının kırılmasıyla;altta bulunan kireç hatta marn karekteri ile kayısı için fevkalade uygun kahverengi topraklar açığa çıkabilir.’ denilmektedir. Bu da en basit hesapla kayısı alanlarının üç katına çıkarılması demektir.
Bu konuda üzerine düşülmesi gereken bir diğer sorun da birim sahadan en fazla ürün alıp almadığımızdır. Bu da irdelenmesi gereken bir konudur. Kayısının birim alanında daha çok verim alınması için neler yapılmalı? Gübrelemeden ilaçlamaya,uygun çeşitten,dona dayanıklı kayısıya kadar her konu üzerinde ciddi araştırmalar yapılamsı gerekir.
Kayısı üreticisini sıkıntıya sokan çok önemli bir sorunda ,ilk baharın geç donlarıdır. Sigorta şirketleri kayısıyı sigorta etmemektedir. Bu,çiftçi açısından büyük bir kayıp,bir yıkımdır. Uygulamada hiçbir şirket kayısı ürününü sigortaya yanaşmamaktadır. Bu mutlaka çözümlenmelidir. Bunun ötesinde donlar ile ülke ekonomisine katkıda bulunacak ürünün büyük bir bölümü yok olmaktadır. Buna da çözüm bulunmalıdır.
Kayısı Sanayii Kurulmalıdır
Benim bu yazıyla asıl üzerinde durmak istediğim ,kuru kayısının dışında alternatif ürünler geliştirip bunları işleyecek fabrikaların Malatya’da kurulmasıyla elde edilecek ürünlerin ihracı konusudur. Bu güne kadar kayısı ürünü belli noktalara geldi . halkın bu konudaki başarısı dikkatle üzerinde durulmaya değer. Ancak bir noktayı da gözardı etmemek gerek:kuru kayısı hep aynı yöntemlerle işenmektedir. Sanıyorum işlenme teknolojisi ile ilgili olarak bu özel sayının başka sayfalarında bilgi olacaktır. Ben,özellikle bir konuyu belirtmek istiyorum. Bundan elli yıl önce de aşağı yukarı bugünkü tekniğin aynısı ile kayısı kurutulmaktaydı. Elli yılda değişen sadece bazı islim damlarının kapısı oldu. Lastik contalı demir kapılar yapıldı bazı islim damlarına bütün değişiklik bundan ibaret. Oysa ki;bu aşamada mutlaka yeni teknolojiler girmeliydi Malatya’ya. Belki de bu işin tabii seyri buydu. Bundan sonra bu tip gelişmeler olması söz konusuydu.
1988 yılında DPT tarafından bir özel şirkete yaptırılan kayısı için alternatif ürünlerle ilgili proje için yeterli yetersiz tartışmasının dışına çıkarak asıl sorunun proje değil finansman olduğunu belirtmek istiyorum. En güzel proje bile uygulama olanağı yoksa en azından bu gün için bir şey ifade etmez. Bir şey ifade edebilmesi için onun hayata geçirilmesi gerekir. Finansman sorununun çözülmesi kaydıyla Malatya’da kayısıdan değişik mamul madde yapacak bir veya daha fazla fabrikanın yapılması elde edilecek mamulun akıllıca pazarlanması sonucunda kayısıdanTürkiye’nin bir yılda eline geçen paranın enaz 4-5 misline çıkacağı bütün bilimsel toplantıların ortak sonucudur. Bilindiği gibi milletlerin ekonomik büyümesinin ölçüsü,kişi başına üretim artışıdır. Bu süreçte ağırlık taşıyan da sınai üretimdir. Türkiye tarımsal üretimi de diğer ülkelerle, mesela AT ülkeleri ile kıyaslandığında buğday, mercimek, şeker pancarı ,tütün, pamuk, patates, kurusoğan ve taze sebzelerde ne yazık ki AT ülkelerinin yarısı kadar üretmektedir birim lanadan. Bu önemli bir veridir değerlendirme için. Bizde 17.8 olan buğday verimi AT ülkelerinde 46.1′dir. Türkiye’nin bu ağırlığın altından kalkması gereklidir. Bir yandan üretim artışı için çareler üretilirken,diğer yandan da tarımsal ürünlere katma değer ekleyerek sınai ürün olarak ihraç etmenin yolları aranmaktadır. Devletin bu konuda ivme verici fonksiyon üstlenmesi gerekir. Hele de 2000 yılına kadar dünya ticaret hacmindeki gelişmenin üzerinde seyredeceği tahmin ediliyorsa ve dış ticaretteki bu gelişmenin özellikle mamul mallar ticaretinden kaynaklanacağı anlaşılıyorsa (Kaynak:1991 experdrtise de Wassily Leontief),Türkiye için yapılmsı gereken farklı bir şeyin olacağını sanmıyorum.
Bütün bunları ancak Türkiye’nin imkanları oranında istediğimi de özellile vurgulamak istiyorum. 1983 yıında kişi başına Araştırma Geliştirme harcamaları (dolar olarak) 440 olan ABD,380 olan Almanya,250 olan Fransa,254 olan İngiltere,325 olan Japonya ile sadece 3.5 olan Türkiye’yi aynı kulvarda koşuyor görmek gibi bir lükse sahip değiliz. Bunun bilincinde olarak,yine desahip olduğumuz imkanlarımızın en üst düzeyde değerlendirilmesini arzulamaktayız. Bu,gerçekleşmesi mimkün düşünce iyi bir organizasyonu ve sabırla çalışmayı gerektirmektedir.
Finansman İhtiyacı
Ayrıca kayısının dondurulmuş olarak sofralık amaçlarla ihracı üzerine de düşünülmelidir. Böyle bir girişimin kayısı ürününden alınan geliri çok miktarda arttıracağı uzmanlarca iddia edilmektedir.
Bütün bu düşüncelerin gelip kilitlendiği bir kritik nokta var: Finansman. Bu amaçla aktarılacak ve titizlikle harcanacak bir para,geleceğe yönelik önemli bir yatırımın başlangıcı olabilecektir. Yine üzerinde durulması gerekli nokta KİT’lerin Türkiye’nin başında önemli bir sorun olduğu günümüzde devletin kayısı konusunda yeni bir KİT oluşturmasını düşünmek yersiz. Bu para özel sektörün belirtilen işlerin yapabilmesi için bir bakıma teşvik mekanizması içerisinde olayı akıllıca yönlendirilmesinde kullanılmak üzere düşünülmektedir.
Kayısının bugüne kadar gelişmesi,devletin dışında tamamen özel sektörün çabasının karşılığıdır. Belki de devlet belirleyici unsurolarak bu işin içinde olsaydı,bu sağlıklı yapı bozulacak,kısa zamanda zorlamalarla yürütülen bir ekonomik faaliyet olarak devletin sırtına yük olacaktı. Oysaki;piyasa şartlarının zorlanması sonucu ,Malatya kayısıcılığı bugünkü sağlıklı yapısını kazanabilmiştir.
Sonuç
Türkiye ile ilgili ilginç rakamlarvar. Tükiye’nin tarım nüfusu dünyadaki 90 ülkenin toplam nüfusundan fazladır. Türkiye’de tarımda istihdam edilen 8.5 milyon nüfus ise 53 ülkenin toplam nüfusundan yüksektir. Türkiye’de kişi başına milli gelir 2500-2800 dolar civarında iken,tarım kesiminde bu rakam 400-650 dolar civarındadır. Sanıyorum kayısı tarımı ile uğraşan Malatyalılar,bu rakamın çok üzerinde bir milli gelire sahiptir.
Kayısıya dayanarak bir sanayi kentine dönüşmek Malatya içni zor bir dönüşüm değildir. Malatya’nın geçmişinde bir sanayi şehri olmak vardır. Prof.Dr Osman Turan,Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi adlı eserinde Malatya’yı 1315 yılında ‘çok zengin ve sanayileşmiş’ bir Selçuklu şehri olarak anlatıyor. Yeşilyurt’ta yakın zamana kadar evlerin alt katında bir aile işletmesi olarak başlayan ve süren iplikçilik(dokumacılık) ,günümüzde İstanbul dokuma piyasasının büyük bir kesiminde etkili olmayı başarmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında benzer Anadolu şehirlerinden önce Tekel,Sümerbank Pamuklu Dokuma,Şeker gibi fabrikaları tanıma şansına kavuşan Malatya’da teknolojiye yakınlık ve yatkınlık sözkonusudur. Bu ve benzeri yaklaşımla Malatya’nın kısa bir zamanda kayısıyı ham sayılacak bir biçimde sadece kurutarak ona bir katma değer eklemeden ihracatından vazgeçeceğinin ipuçlarını vermektedir. Yine çok yakın bir gelecekte ,reçelden marmelata,tüpte kayısıdan çikolatalı çeşitlere, dondurulmuş kayısıdan,kayısı yan ürünlereine kadar çeşitli yeni ürünlerin iç ve dış piyasayı tutacağını albenili ve sağlıklı ambalajlar içerisinde tüketime sunulacak kayısının üreticiye büyük büyük paralar kazandıracağını tahmin etmek zor değil.
Kayısı dikim alanlarının arttırılması ile birlikte kurutulacak kayısı işletme fabrikasının yüksek fiyatlarla alacağı yaş kayısıyı,kuru kayısıdan diğer ürünlere kadar teknolojik olarak işlemesiyle kayısıda hijyen sorunu ortadan kalkacağı gibi araştırma geliştirme hizmetleri de özel sektör aracılığıyla ve piyasanın taleplerine göre gerçekçi ve sağlıklı bir biçimde gelişecektir. Fındıkta Sagra bunun için iyi bir örnek oluşturmaktadır. Küçük işletmeler kayısıcılığı daha başından karalamaktadır. Kayısı hasadı sırasında meyve yaralanmakta,ezilmekte,çöp ve çamurladolmaktadır. Piyasa iyi ürünü talep edince bütün bunlar kendiliğinden düzelecektir.
Yapılan toplantılarda bilim adamları hep iyi bir ambalajlama ile kayısıdan elde edilen paranın 3-4 misli artacağını,ürün çeşitlemesiyle 5-6 misli fazla para kazanılacağını , dünay pazarlarının istediği kalite ve çeşitte ürünün 2-3 misli gelir getireceğini iddia etmişlerdir. Bütün bunlara kayısı alanlarının arttırılmasını da eklersek günümüzde 80 milyon dolar olan kayısı ihracının kısa zamanda 1 milyar dolara çıkmasını düşünmek gerçekçi bir yaklaşımdır.
Bütün bunları gerçekleştirmek için üreticinin,sanayicinin,ihracatçının ve devletin uygun zamanda,uygun yerde,arzu edilen miktarda var olması gerekir.
Türk Standartları Enstitüsü ‘Standard’ dergisi kayısı özel sayısı yazısı
MAYIS 1994
Popularity: 45% [?]

3 Nisan 2007, 18:03
12.5 kg luk kolide dökme formunda ihracat yaptıgımız Hollanda İspanya İsrael gibi ülkelerin bunu 100-250 gr lık paketlerde diğer ülkelere re-trade yapması ve dış marketten rededilen kaysı partileri gösteriyorki
1:(son tüketiciye yönelik) pazarlama
2: kalite standartlarının yükseltilmesi konularında gerekli ve yeterli ilerleme kaydedilirse kaysının ülkemizde oluşturacağı katmadeğer artacaktır.
9 Ocak 2007, 18:47
ben bu konu hakkında biraz daha net ve anlaşır olarak beklerddim ama yinede bütün kişilere tşk ederim.