Farkında olsak da, olmasak da Türkiye hızla değişiyor. Değişmek zorunda olduğunu anlamaya başladı artık.

Müthiş bir metamorfoz. 

İşin ilginç yanı, bu değişimde, devlete biçilecek çok fazla bir rol de yok. Fren olması, engellemesi önlenirse, yeter.

Devlet derken de, yasama, yürütme ve yargıyı; bürokrasi kanallarıyla bir bütün olarak düşünmek gerek.

Artık, birçok kişinin de dillendirdiği gibi, ülkemizde gündem oluşturan sorunları, Türkiye hakkında önyargısı olmayan bir yabancıya, bir aklı başında adama söyleseniz, şaşırır. ‘Mala-davara bir zararı var mı?’ diye de sorar.

Bugün yaşadığımız sorunların birçok nedeni var, bu biliniyor… Bakış açısına göre değişmekle birlikte, devletin, her işin içinde olmasının, yaşadığımız olumsuzluklarda aslan payına sahip olduğu, inkar edilemez. Esasen, son birkaç yıl içinde, dünyanın geldiği nokta da bu savı doğruluyor.

Türkiye’nin sorunu, ekmeğiyle ilgili kısaca. Sadece bir organizasyon sorunu var bu ülkenin ve Ankara, halkın böylece anladığı sorunu anlamıyor ne yazık ki…

İnsanlar geçim derdindeyken ve yaşama savaşı verirken, Ankara’daki tuzu kurular’ın, kendilerine başka dertler icat etmesini hayret ve şaşkınlıkla izliyor.

Bereket ki, devletin karışmadığı alanlarda, çok iyi şeyler de oluyor.

Referans Gazetesi’nde, ‘Tarımda Yeni Fırsatlar’ adıyla bir yazı dizisi yayınlanıyor. Büyük kapital sahibi, geçmişte başarılı işlere imza atmış iş adamlarının, hayvancılıktan organik tarıma, her alanda büyük paralar harcayarak yatırım yaptıklarını, daha önceki işlerine göre, nasıl büyük karlar ettiklerini, kendi ağızlarından anlatıyor.

Bu bir sessiz devrimdir. Ardarda birkaç ders vermektedir: 1. Sermayesiz tarım olmaz. 2. Küçük ölçekli tarım olmaz. 3. Piyasa kurallarına uymadan tarım olmaz. 4. Dünya standardını yakalamadan tarım olmaz.

Devletin bu güne kadar yaptıklarının yanlışlığını, bu devrim kadar sağlıklı vurgulayan ikinci bir örnek de yok. Hatırlarsınız, tarım bakanları, bir ineği yularından tutarak, yaşlı ve fakir köylülere, ‘Devlet Ağa’ edasıyla verir, köylü de ileride Timur’un filleri gibi beslemekten acizleneceği için başına bela olacak bu hediyeyi şaşkınlıkla kabul ederdi.

Şimdi o defter kapandı. Kapanmış olması lazım.

Bu başarıdan devleti yönetenlerin pay çıkarması, bitkisel üretim için de aynı formülü uygulaması, tarımın tüm alanlarında sermayeyi davet edici, güven verici, engelleri ayıklayıcı bir rol alması gerekir.

Size kaysı konusunu örnek olay olarak anlatmak istiyorum.

Malatyalılar kaysıyı, yöreselin dışında değerlendiremezdi. İzmirli tüccar, kuru incir ve kuru üzüme benzeyen kuru kaysıyı da ihraç etmeye başladı. Zamanla, onlar adına mal toplayan Malatyalı tüccarlar da ihracatı öğrendi. Başarılı da oldular. Ta ki, devlet işin içine burnunu sokuncaya kadar. Kaysı Birlik kuruldu ve iş tıkandı. Şimdi o birlik, yerel politikacıların ekmek kapısı olarak, kaysının önünde engeldir.

Halbuki, yapılması gereken, sermayenin o karlı alana çekilmesi, Malatya kaysısının endüstriyel ürünlere dönüştürülerek, yüksek fiyatla satılmasıydı. Özal’ın bu konuda ciddi düşünceleri vardı.

Bürokrasiyi aşıp metamorfoz geçirebilse, yıllık kaysı geliri 1 milyar dolara fırlayabilir.

Bu ne demek?

Herkes için, en az beş misli daha fazla kazanç demek…

Dönelim Türkiye tarımına…

Gelişmeleri dikkatle izleyin. Eğer bürokrasi, bir bahaneyle engellemezse, tarımdaki bu kendiliğinden değişim, domino etkisiyle başka alanlara da sıçrayacak, hantal devlet yerine teknik devletin oluşmasını sağlayacaktır.

Onun için de kansız bir devrimdir bu.

Popularity: 6% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar