Türkiye, bazen enerjisini boşa harcıyor gibi geliyor bana. İşe ve oluşa harcayacağı parayı, zamanı, birikimi, cilalı laf devrinden başka bir şey sayılmaycak toplantılara ayırıyor, yazık ediyor.

Bir örnekle konuyu somutlaştıralım. Bir ay kadar önce Tarım Bakanlığı, bir şura düzenledi. Komisyonlar kuruldu, aylarca çalışıldı. Konunun uzmanı olan nice insan emek harcadı. Ortaya II. Tarım Şurası’nın görüş ve düşünceleri çıktı. Şimdi yapılan ikincisi olduğuna göre birinci şura da yapıldı. Birinci şurada alınan kararlar uygulanmış, ya da birdenbire Türkiye’de bazı şeyler öylesine hızlı değişmiş olmalı ki, uygulama olanağı kalmamalı. Zorunlu olarak ikinci şura toplanıp yeni kararlar alınmalı değil mi?

Önce şu soruyu soralım: Bir bakanlık neden şura düzenler? Hangi ihtiyaca, hangi sorulara cevap arar?

I. Tarım Şurası’nın sonuç raporunda 26 maddeye sığdırılan kararların, tarımın ihtiyaç duyduğu her şeyi içermesi ilginçtir. Daha da ilginç olanı, hemen hemen o 26 madde aynı şekilde(birçoğunda daha da kötüye giderek) sorun olmaya devam ederken, yeni bir Tarım Şurası yapmaya karar vermek ve yeniden aynı kararları almak… Birinci Şura’da 460 kişi 3 gün süreyle Hilton Oteli’nde, siyasilerle birlikte ağırlanıyor(çalışıyor). İkinci Şura’yı da aynı masrafla düşünün ve hemen sorunuzu sorun: Aynı kararları yeniden almak için bu kadar israfa ne gerek var?

Kısaltarak, I. Tarım Şurası’nda alınan bu önemli kararları bilginize sunayım: Tarımın ihtiyaç duyduğu yasalar çıkarılsın, Tarım Bakanlığı yeniden yapılandırılsın, TOPRAKSU yeniden kurulsun, üretici birlikleri kurulsun; toprak, ürün ve sulama haritası çıkarılsın, optimum işletme büyüklüğü sağlansın, sözleşmeli üretim yaygınlaştırılsın, ihtisas gümrükleri oluşturulsun, tarımsal yayın geliştirilsin, hayvancılık geliştirilsin, ürün borsaları kurulsun, akılcı destek politikaları geliştirilsin, AB’deki gibi FEOGA benzeri bir fon oluşsun; gübre destekleme ödemelerinin yapılması, tohumculuğun geliştirilmesi, Ziraat Bankası’nın sadece tarım için çalışması, tarımsal kredi faiz oranlarının düşürülmesi, tarımsal ürün ve girdilerde KDV’nin düşürülmesi, kimyasal girdilerin toprak ve su kaynaklarını kirletmelerinin önlenmesi.

Yeter mi? Bu kadar güzel temenni için, dönemin Tarım Bakanı yedi yıl önce şöyle söylüyor: Şura’da alınan kararların gereğini yerine getirmek, kalıcı tarım politikaları geliştirmek öncelikli hedefimiz ve görevimiz olacaktır.

Sorunlar, bugüne kadar ağırlaşarak sürdüğüne ve çözülmediğine göre, bu arada görev yapan Tarım Bakanları ve onların bürokrasileri görevlerini yapmadığı gibi, hükümet ve devlet başkanları da bu suçta sorumluluk sahibidir denmez mi?

İkinci Şura’nın toplanma nedenini 59. Hükümet’in Tarım Bakanı şöyle açıklıyor: İlk Şura’da yapılan tespitler, alınan kararlar, yürütülen çalışmalar ve sağlanan gelişmelerin ışığında, ülkemizde ve dünyada meydana gelen son değişiklikler de dikkate alınarak, II.Tarım Şurası’nın düzenlenmesine karar verilmiştir.

Demek ki, birinci Şura’dan sonra çalışmalarla bir gelişme sağlanmış, alınan kararlar gerçekleşmiş, o nedenle ikinci şurayı düzenleme ihtiyacı doğmuş… Öyle mi?

Keşke öyle olsaydı.

Alınan 26 maddelik önemli karar hiç uygulanmadığı gibi, istatistik verilerine baktığımız zaman tarımın durumunun daha da kötüye gittiğini görüyoruz.

Bitkisel üretim, hayvansal üretim kötüye gitti, çiftçi örgütlenemedi, verim düştü, üretim değerlendirilemiyor, çiftçi perişan; tarım, ekonominin sırtına yük; erozyon daha çok arttı, toprağımız ve suyumuz daha çok kirlendi, işletmelerimiz optimum büyüklükte değil ve bir sürü sorun…

Hiçbir şey düzelmedi yani…

Biz ikinci şurayı topladık…

Baştan beri benim itirazım buna! Söze luzum yok. Söylenecek her şey söylendi. Laf yalama oldu. Bundan sonrası uygulama, icraat, düzeltme… ve koskoca iki yıl..

Bir sürü insan, büyük otellerde, günlerce konuşuyor ve bu arada erozyonla topraklarımız yok olmaya devam ediyor. Binlerce toplantı, bir avuç toprak etmiyor çünkü…

Bu, bilginin de erozyona uğratılıp, israf edilmesi anlamına gelmiyor mu?

Popularity: 5% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar