Epeyce yoğun bir bayram tatili geçirdik. Hem Türkiye, hem de dünya gündemi hızla değişti. Fransa’da çıkan olayların, Belçika ve Almanya’ya, hatta İsviçre’ye yayılma endişesi, Avrupa’nın konuyu enine boyuna düşünmesini gerektirecek noktalara geldi.

Aslında, Avrupa’nın gözünü açması bakımından yararı da olabilir. AB fikri, çatışmalardan, hatta uzun süren savaşların sonunda varılan uzlaşmalardan çıktı, bilindiği gibi. AB’ye sadece ‘demir-kömür birliği’ gözüyle bakmak, hem bizim açımızdan, hem de Avrupalılar için, çok yanıltıcı olur. 

Çok gerilere, 16. Yüzyıl’a, Fransa ile Almanya arasındaki, kanlı 30 yıl savaşlarına gitmek gerekir. O savaştan sonra birbirine zarar vermek yerine ortak bir kültür, ortak değerler, ortak bir ülkü etrafında Birleşik Avrupa oluşturma düşüncesine odaklanıldı.

Hem AB’ye girmek için çaba gösteren Türkiye’nin, hem de Avrupa’nın aynı bakış açısıyla, ortak felsefede bütünleşmeyi hangi ölçüde gerçekleştirme çabası içinde olduğuna bakmak lazım. Daha doğrusu, iki taraf için de bu arzu çok önemli.

Kendi arasında çatışmayı uzlaşmaya dönüştüren Avrupa, bakalım yüzyıllar boyunca çatıştığı Osmanlı kalıntısı Türkiye ile uzlaşmayı başarabilecek mi? Türkiye ile uzlaşmak, başta Mağripliler olmak üzere, Avrupa’da yaşayan çok sayıda Müslüman’la uzlaşmayı da getirebilir.

Ayrıca, iki şeyi de anlayabilir mi acaba Avrupa?

Birincisi, kargaşa ve terörün ne demek olduğunu…

İkincisi de, başkasının evinde sorun çıkarıp, çözüm için ahkam kesmenin gereksizliğini…

Türkiye, geçmişte iyi yönetilmedi, doğru. Düşünce ve eylemde dünya standardının çok gerilerine düştü, bu da doğru… Avrupalılar, Türkiye’nin sorunlarını azdırdı, bu daha doğru; dosdoğru…

Şimdi, herkes biraz düşünsün.

Avrupa’daki anti-lobi…

Dış ilişkilere kafa yoranların, yıllardan beri ileri sürdüğü bir düşünce var. Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenliler, bizim için lobi olacakken, birçok nedenden dolayı anti-lobi’ye dönüşmüştür. En başta, çeşitli örgütlerin kapsama alanına girerek, Türkiye için çoğu zararlı eylemlerin kaynağı olmuşlardır.

Hatırlayacaksınız, bir zamanlar MGK’yı yönetenler, buna çözüm bulmak için, gurbettekilerle, toplantı üstüne toplantı yaptılar.

Aleviler, Kürtler ve Milli Görüşçüler üzerinde yoğunlaştılar…

Bir sonuç aldıkları da söylenemez.

Anlaşıldığı kadarıyla, AK Parti, geniş bir yelpaze açarak, bu dağınıklığı toparlamaya çalışacak. Başbakan’ın son Almanya ziyaretinin ana amacı da bu gibi görünüyor.

Başbakan, bu toplantıda yaptığı konuşmada, sorunların çıkışında ve çözümünde ekonominin önemini vurguladı.

‘Sorun ekonomik, çözüm ekonomik’ formülünü ortaya attı bir bakıma…

Avrupa’dan Türkiye’ye…

İstanbul Ağaç Mamulleri ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği’ni ilk kez duydum. Bu birliğin başkanı Özcan Balkır’ın, Hürriyet’te yayınlanan konuşması çok ilginç.

Star’da, Ş.Oğuz da konuyu yazmış.

Ormancılık üzerine.

40 yıldır ‘orman ekonomisi’ diye bir kavramı, anlatmaya çalıştığını söylüyor bürokratlara ve siyasilere, Özcan Balkır.

Hükümetten umutlu olduklarını, yasaların çıkarıldığını, ancak uygulanmadığını anlatıyor.

Ağacı, bir sanayi olarak düşünüyor. Doğru. Şili’den İsviçre’ye kadar, ormancılığın nasıl düzenlendiğini, örnekleriyle açıklıyor. Bizde, dünya gerçeklerine aykırı yürütüldüğünü ekliyor. Bu da doğru.

Özcan Balkır’la konuşacağımız çok şey var.

Yaklaşık iki yıldan beri, yazılarımda, Türkiye’de, tarım -orman-çevre’nin bütünlük içerisinde ve bir ‘ekonomik mesele’ olduğunu anlatmaya çalışıyorum.

Halkanın genişlemesi, bir bakıma, doğru hat üzerinde olduğumuzun göstergesi.

Başbakan’ın, ekonomiye vurgusu bunun için önemli.

Popularity: 6% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar