Başarı ile ölçülen bir olay olarak siyaset, seçimini yaptı, sonuçlar belirlendi ve Türkiye için siyaset olayı, çok kısa sürede yatışma evresine girdi.

Partiler, genel anlamda, nasıl siyaset yapacaklarını, kampanyayı hangi argümanların üzerine oturtacaklarını çok önceden kararlaştırdı, uyguladı ve sonuçlandırdı.

Bu nedenle çıkan sonuca, hiçbir partinin itiraz etmemesi gerekir. Kendi tercihlerinin halkta yansımasıydı bu sonuçlar…

Kelime karşılığı olarak, “azgın atı eğitmek” anlamını taşıyan ve seyislikle aynı kökten gelen siyaset, kitaplardaki tarifine, bu seçimde ulaştı.

Kısaca, CHP’nin “laiklik” ve “cumhuriyetin kazanımları”, MHP’nin “şehit cenazeleri”, DP ve ANAP’ın “hiçbir şey” üzerine bina ettiği kampanyada, AK PARTİ’ye de sadece savunmaya geçip, cevap vermek kaldı.

Onlar da öyle yaptı ve şu anda herkesi şaşırtan siyasi sonuca ulaştı.

Tabii ki, Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında, asker ve sivil bürokrasinin, yüksek yargının, bir kısım medyanın, bazı STÖ’lerin davranışındaki anti-demokrat görüntüye, halkın bilinçaltının, ağır bir yanıtıdır bu seçimin sonucu.

Halk, namusu saydığı “oy”unu korumuş ve “oyun”lara kurban etmemiştir özet olarak…

Mücahit Fındıklı’nın, kampanyayı çok iyi özetleyen bir beyanatını okudum yerel basında. “Seçim kampanyası için gittiğimiz yerlerde biz daha ağzımızı açıp da ‘cumhurbaşkanlığı seçimleri’ der demez, bir alkış kopuyordu. Başka bir şey söylemeye gerek kalmadan, o insanlarla kalbi mutabakat sağlayıp, oradan ayrılıyorduk” anlamına gelecek sözleri, olanı biteni çok iyi açıklıyordu.

Mevlüt Aslanoğlu gibi, siyasi varlığını, hem de genel merkeziyle ters düştüğü görüntüsü olan kritik bir zamanda, Malatya halkının desteğine borçlu olan bir politikacının, Malatya için sonuçlar açıklandıktan sonra; “Demek ki Malatya’nın hiçbir sorunu yokmuş, Malatyalı mutlu ve müreffehmiş” tadında olan sitemini de, hiç mi hiç anlayamadım.

Bütün bu olup bitenlerin sebebi, büyük çapta kendi mensup olduğu partinin genelde uyguladığı yanlış stratejiydi.. Aslanoğlu gibi, halkın nabzını tutmakla övünen bir siyasetçinin bunu atlamış olmasına şaşıyorum doğrusu. Türkiye’de siyaseti çok sanal kavramların tartışılması noktasına çeken yapının ne olduğunu, herkes biliyor. Halbuki, muhalefetin, insanların kişisel sorunu olan alanlarda siyaset yapması, bu işin kuralıdır. İktidarlar da hamasete çekerek işi idare etme cihetine giderler.

Oysa Türkiye’de tam tersi oldu.

Muhalefet, ancak “sanal karşılığı olan, tarif edilmemiş kavramlar” üzerinden siyaset yaptı; iktidardaki parti ise bir yandan buna cevap yetiştirirken, gerçek sorunlara hiç kimsenin itibar etmemesini, kendi açısından bir avantaj olarak değerlendirdi belki de.

Gelelim Malatya’ya…

Malatya da bundan nasibini aldı. Muhalefetin, bence yanlış stratejisi yüzünden, Malatya’nın sorunları yeterince tartışılmadı. Birkaç tv programında, parti sözcülerinin konuşmalarını dinledim. Türkiye’nin genel siyasetine, ya da parti yöneticilerinin kişiliklerine yönelttikleri eleştirileri dile getirdiler.

Belki de böylesi daha iyi oldu.

Ben kendi adıma Malatya’nın sorunlarını konuşmaktan da, dinlemekten de bıktım, usandım artık.

Kaysı sorunu, işsizlik, eğitimin kalitesi, göç, yanlış kentleşme, sosyal içerikten yoksun bir şehir.. yaz, yazabildiğin kadar. Bunlar Malatya’nın sorunları. Bunları biraz daha süsleyerek, başka biçimlerde ifade etmek, neyi değiştirir ki? Artık, herkes biliyor. Bir de herkesin kafasına nakşedilen çözüm önerileri var. Onları da aşağı yukarı hepimiz biliyoruz.

Bir tek uygulama eksik.

Demek ki, bundan sonra Malatya için “icraat” bekleyeceğiz.

Bu icraatın ana etkeni siyaset olacak. Bu nedenle, hem Malatya milletvekillerini, hem tüm partilerin il ve ilçe teşkilatlarını, hem de sivil toplum örgütlerini, bu işleri belirli bir seviyede yürütmeye çağırıyorum.

Basına gelince.. demeye dilim varmıyor. Türkiye’de –bazı- basının süründüğü yerler, kimsenin dikkatinden kaçmıyor. Basının da kendini bir özeleştiriye tabi tutması beklenir.

Yerel basının önemli bir bölümü için, hâlâ birşeyler söylemeye içim elvermiyor; kıyamıyorum. Hâlâ hatırını saydığım dostluklarım var. Olanı biteni görmezden gelmeye çalışıyorum.

Toz dumanın çekilmesini bekliyorum biraz da.

Yeniden Malatya’nın sorunlarına dönersek…

Belki de birkaç dosya… Kaysı dosyası, kentleşme dosyası, göç ve işsizlik dosyası-buna bağlı olarak kalkınma ajansına Adıyaman’ı da ekleyip, Malatya’yı merkez yapmak-, eğitim dosyası, İnönü Üniversitesi dosyası, sosyal hayatın zenginleştirilmesi dosyası…

Bu ana başlıkları hepimiz gündemimizin baş köşesine kaydedelim…

Hızla “uygulama”ya geçelim…

Malatya, önümüzdeki beş yılda, geçmişte yitirdiklerini telafi etsin.. Madem ki, en yüksek oy oranı ile iktidar partisini destekledi…

Bunun bir getirisi de olmalı…

“ANEY, ANEY KERNEKLİ MİSEN?”

İnternetten Malatya yerel tv izliyorum. Malatya türküleri söyleyen bir ekip, iyi de söylüyorlar. Hadi, adını da belirteyim, TVM’de… Ekibin başı konumundaki kardeşimiz, habire sitem edip duruyor, kaysı fuarına niye çağrılmadıklarını sorguluyor. Haklı da olabilir. Tam hak verecekken, Malatya’nın istiklal marşı saydığımız, “Malatya, Malatya bulunmaz eşin”i söylüyorlar. Nakarat bölümüne gelince “Aney, aney, aney, aney Kernekli misen?” demez mi?

Kan beynime sıçrıyor.

Bu türkünün katili Selahattin Alpay’dır. Urfa ağzıyla söyledi, türküyü berbat etti. Şimdi herkes, o bozuk ağızla söylüyor.

Lütfen, bu güne kadar, ananıza “aney” dediniz mi, bir söyleyin Allah aşkına?
O türkünün aslı “anam, anam kernekli misin”dir, hadi biraz sarhoş ağzı yapın, en fazla “anom, anom” olur, ama “aney” asla!

Bir de hikayesi var bu işin…

Selahattin (Alpay) lisede bizim dönem sayılır. O yüzden dostluğumuz ileri. Bir gün, ulusal bir kanalda canlı yayında. “Malatya, Malatya”yı kaptırmış söylüyor. Yine “aney, aney” nakaratıyla… Programdan sonra telefon ettim, bir daha bu türküyü böyle söylersen, ayaklarına sıkarım, bundan sonra adın “Topal Selo” olur, dedim.

Ama, yine de söylüyor, ne dersiniz?

Bazı şeyler simgedir, özen gösterip, korumamız gerekir. Malatya ağzı dediğimiz şey, öyle bir günde oluşmadı. Asırların bize kazandırdığı bir özellik.. Kimsenin de, keyfi için bozmaya hakkı yok…

Bu konuda çok hassasız, herkes bilsin…

MURAT KOÇYİĞİT İÇİN…

Malatya’ya her geldiğimde uğradığım, Malatya ve Türkiye üzerine sohbet ettiğim, düşüncelerini çok önemsediğim, iyi okuyan ve araştıran; Türkiye, dünya ve Malatya gündemini iyi takip eden bir entelektüeldir Murat Koçyiğit dostum.

Bir rahatsızlık geçirdiğini duyuyordum.

Kendisiyle görüşüyorum, morali gayet iyi..

Malatya’nın Murat Koçyiğit gibi “adam”lara çok ihtiyacı var.

Hem iş adamı olarak gayet akıllı, doğru yatırımlar yapacak, hem Malatya kültürüne vakıf olacak, hem de entelektüel birikime sahip olacak, aynı zamanda ulusal çapta olacak… Bu özellikler, aynı “adam”da az bulunur.

Allah esirgesin ve Malatya’ya bağışlasın Muradımızı…

Şifa versin tez zamanda…

Duamızdır…

Bu yazı 26.07.2007 tarihinde Malatya Yenigün gazetesinde yayınlanmıştır. İlgili yazıya ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Popularity: 19% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar