Karanlık bir odada ışık yandığında, birdenbire gördüğümüz bizi şaşırtan her şey, hayatın bir zaman önümüze koyduğu ve hiç yaşamayı düşünmediğimiz şeylerle aynı değil mi?

Aynı…

‘Biz bunu nasıl aşarız’ sorusunun bütün cevapsızlığıyla aynı. Yedeğinde taşıdığı umutsuzluk, hayret ve kırılganlıkla birlikte aynı.

Yine de insan olarak, direncimizin sınandığı doruklarda gezinmeyi hiç bırakmayacağız.

Çünkü bu da hiç değişmedi. Bilinen insanlık tarihinin her döneminde süregelen bir şey olarak değişmedi. Bir doğallık; bir gün doğumu olağanlığına bürünerek, aynı zamanda yokoluş çizgileri taşıyarak hükmünü yürüten bir ayniyet.

Soru şu: Hayat bizden razı mı?

İnsanoğlunun gizli tarihi, hayatın içinde saklı ve bizim ondan razı olmamız, kişisel oluş halkasının bir verisi. Oysa hayatın bizden razı oluşu, insanlık tarihinin çizdiği çerçevenin içinde ve daha genel bir dairede, daha koyu bir çizgi.

Bu nedenle de daha çok önemli.

Başbakan’ın, 1. GAP İŞ VE YATIRIM FORUMU’nda yaptığı konuşma, tamamen, yukarıda yazdığım düşüncelerin açılımı gibi. Özellikle şu bölümü:

‘Hiçbirimiz burada kalıcı değiliz. Bize verilmiş bir emanet var. Emaneti en iyi şekilde kullanabiliyorsak o zaman kendimizi bahtiyar hissederiz. Ama bunları yerinde harcamıyorsak, bundan öncekilerin yaptığını aynı şekilde yapmış oluruz ki bunun bedeli ağırdır. Millet de bunun faturasını keser.’

Okuyucularım iyi hatırlayacaklardır. Aylardan beri tamı tamına ben de bunları yazıyorum. Bir farkla… Tarım, orman, çevre üçlemesine sığdırarak… GAP dolayısiyle bunların söylenmiş olmasını, Başbakan’ın da bu konuda devrim sayılabilecek, alışılmadık bir uygulamaya gideceğinin işareti olarak görüyoruz.

En kısa zamanda bu atılımı bekliyoruz.

Bilinen bir şey var çünkü…

Hayat bizden razı olmalı.

Şimdiye kadar yapılanları yapmak, hayatı gücendirmekle eşdeğerdir ve bedeli ağır olan bir cezadır. Faturayı da, Başbakan’ın dediği gibi millet keser.

GAP, koca bir başarısızlık mıdır?

Bugüne kadar, bir efsaneden, bir masaldan söz edilir gibi, derin bir huşu içinde GAP konuşuldu. Zaten GAP İdaresi de, Kafdağı’nın ardındaki zümrüdüanka kuşu gibi, halkın dışında kaldı.

Bunca emeğin, masrafın, çabanın sonucu?

Bence gülünç… Konunun tüm uzmanları katılıyor buna… Çok az sulanan alan. Bunca yılın sonunda heder edilmiş imkanlar. Dünya, damlama sulamaya geçerken, hala ilkel, savurgan vahşi sulamayı bir başarı gibi görmek, göstermek… Sonuç olarak tam bir fiyasko.

Üstelik yörenin insanına, hiçbir artı değer eklemeden bunca yıl o yörede çalışmak…

Tam bizim başaracağımız bir beceriksizlik…

Ne yapmak gerek?

Her şeyi yeni baştan ve bilimsel olarak düzenleyip, zaman geçirmeden uygulamak.

Ama bir büyük bütün olarak düşlemek.

Kırklar meclisi…

‘68 kuşağı sayılır mıyız? Evet, 1968 olaylarının en yoğun yaşandığı günlerde üniversite öğrencisiydik. Yüreği vatan sevgisiyle, insan sevgisiyle, ülkeye hizmet aşkıyla dolu bir avuç genç…

Erzurum gibi dev bir imkansızlık içinde, düşünce ve sanat kimliğimizi belirleyen birçok eylemin oluşturucusu olduk. Geriye dönüp baktığımızda, bu cılız bedenimizle bu kadar büyük çabayı nasıl gösterebildiğimize şaşırdık hep.

Okul bittikten sonra da her yıl toplandık. Dertleştik, yenilendik, birbirimize dostluk kavramı çerçevesinde güzellikler ekledik. Farklı yorumlarla dünyaya, hayata, olaylara bakışımızı yoğunlaştırdık. 19 Mayıs günü, bir dostumuzun Ankara’daki çiftliğinde olacağız, sabahlayacağız yine.

Hesaplaşacağız.

Bakacağız, hayat bizden razı mı?

Biz hayata ne verdik?

Eksiklerimiz neler?

Kırklar meclisinde bunları konuşacağız.

Ayrıntıları yazarım size…

Popularity: 5% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar