3 Şubat 2005, Perşembe. Biz üç Malatyalı, Yeni Şafak yazarı Ahmet Kekeç, Agos Gazetesi Genel yayın Yönetmeni Hrant Dink ve ben… saatlerce Malatya’yı, gençliğimizi, çokkültürlü geçmişimizi, Anadolu’yu konuştuk Agos yönetimevinde… Sonra Samson Özararat geldi Fransa’dan. Birdenbire, rahmetli (kayınbiraderim) Zeki Vaizoğlu’nun Ankara Fen Lisesi’nden çok yakın arkadaşı olduğunu hatırladım. Gençliğimizde Zeki o kadar çok sözederdi ki bu dostluktan… İçeri girer girmez Samson’a sordum Zeki’yi tanıyıp tanımadığını… ve sohbete Samson da dahil oldu, hatıralarıyla, sevgili Zeki de…

Tarih perspektifinden bakarak, gelecekle ilgili bir düşünceyi insani temeller üzerine kurunca, ortak payda kendiliğinden oluşuyor. Bu, kompleksleri aşan, kişiselliği dışlayan, başlangıç olarak insanı ölçü alan bir temel olmak durumunda. Siyasetin aksattığı yanları görmezlikten gelince, gerçekten buram buram insanlık kokan bu toprak, unutulmaz dersler veriyor günümüze.

Farklı kültürlerin bir arada yaşaması, bu toprakların, yüzyıllardan beri ortaya koyduğu, bugüne örnek olacak bir uygulama… Geçmişte sisteme de oturtulmuştu ama son yüzyılda bu yapı bozuldu. Batı ise, farklı kültürlerle bir arada olmadı, hep monokültürdü. İlk kez değişik kültürlerle yaşama sınavı verecek oldu, ilk denemede bütünlemeye kaldı. Ancak bizim beceremediğimizi gerçekleştirmiş, insani değerler üzerine kurmuştu sistemini. Bakalım doğru sistem, yanlış uygulamayı önleyecek mi? Daha çok bunu konuştuk.

İnsanların insanlarla, kabilelerin-hiziplerin kabilelerle, milletlerin milletlerle, dinlerin ve yönlerin birbirleriyle kavgası da sona geldi galiba. Bilim, son noktayı koyuyor gibi. 2050 yılından başlayarak, küresel ısınma nedeniyle dünyanın düzeninin bozulacağını haber veriyor, inanmak istesek de, istemesek de..

Şimdilik başka dünya da yok!

Son yaşanan tsunaminin genelleşmesi gibi bir afeti tüm dünyanın yaşadığını düşünün. O zaman, bugünkü çekişmeler ne kadar güdük kalacak. Bugüne kadar yapılan savaşların, katliamların, kıyımların bizleri çok meşgul eden nedenleri, birdenbire ne kadar anlamsız olacak. İnsanın insana müdahalesini, şiddet kullanmasını, zarar vermesini, nedeni ne olursa olsun, ne kadar yersiz bulacağız.

Öyle görünüyor ki, din ya da millet kardeşliğini aşıp gidecek insan kardeşliği. Aynı dünyada yaşıyor olmak daha öne çıkacak. Dünya, insanoğlunun madden ve manen çok zarar verdiği, çok hırpaladığı dünya, dersini veriyor, biz anlamıyoruz. Ama büyük dersin yakın olduğunu bilim haber veriyor. Umarım yok olmadan ayılırız.

Bütün mesele, insanoğlunun tarih konusundaki cehaletinde. Biz zannediyoruz ki, yaşadıklarımız, gördüklerimiz, şaşırdıklarımız yepyeni şeyler. Bizim için yeni olduğu doğru. Ama şu ihtiyar dünya için o kadar alışılmış şeyler ki… Tarih dediğimiz biraz da bu işte… Ayrışmaların, bölünmelerin, minimize olmanın yanlışlığını anlatıp duruyor sürekli… Ama anlayana.

Olabildiğince geniş bir ortak payda, ortak algılayış, ortak uygulama… Dünya, böylesine yakın bir krizin sinyallerini verirken, insansoyunun bunu anlamaya çalışmaması büyük bir çelişki gibi görünüyor. İnsana verilen akıl, bu anlayışı gerektiriyor.

Gelelim Türkiye’ye…

Bu konularda hükümetin duruşu, özellikle Başbakan’ın, dünyaya, insanı temel alan yaklaşımı, uzun vadede insanlığın ortak aklına ulaşma zorunluluğundan dolayı olumlu bulunuyor. Zamanla bu bakış açısının hem bölgede komşularımızda, hem AB ülkelerinde, giderek dünyanın büyük bir kısmında yaygınlık kazanacağı tahmin ediliyor, onun ötesinde temenni ediliyor.

Tüm çatışma nedenlerini, insanın, alemin ‘öz’ü olduğu fikri çürütüyor. ‘Hoşca bak zatına kim zübde-i alemsin sen’ diye şiirler söyleyen bir Mevlevi dedesi, aslında insanlığın ortak duygusunu terennüm etmektedir gökkubbeye harf harf, kelime kelime…

Biz üç Malatyalı, daha sonra Fransa’da yaşayan bir Konyalı, sohbetimize dahil ettiğimiz ölü ve diri nice canlarla hep bunu konuştuk; İstanbul, puslu suratını asan soğuk bir yağmurla ufak ufak ıslanırken…

Popularity: 6% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar