Bir buçuk ay oldu, ülkemizin, geçmişe oranla daha hızlı bir değişim yaşamaya başlaması…

Önce 22 Temmuz seçimleri… İktidardaki AK Parti’nin, genel kuralların aksine, “iktidar yıpratır” tezini yıkarak, eskiye oranla daha büyük bir oy oranıyla, yeniden iktidara taşınması… Bu önemli bir olay elbette.

Ardından, yeni kabinenin oluşması… Onun isabetini zaman gösterecek.

Yapılacak çalışmalar, gerek parlamentonun teşekkülü, gerek kabinenin oluşumu konusunda ne kadar isabet sağlandığını gösterecek.

Gönlümüz, bu ülkenin yararı açısından, başarılı olunmasını arzu ediyor.

Yıllardan beri yapılamayan, ancak mutlaka yapılması gerekenleri gerçekleştirmelerini arzu etmekteyiz.

Tarihi ve sosyolojik bir gerçek var…

İktidarı elinde tutanların, hemen yarın iktidardan devrileceği varsayımı ile hareket etmeleri gerekir. Kısa zamanda büyük işler yapabilmek için bu ilk koşuldur.

Bunun olumlu belirtileri de görülmeye başlandı…

Mesela anayasa değişikliği…

Anayasayı incelemeye vaktiniz oldu mu? Herhangi bir yerden bulun, en azından internetten ulaşın ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı okuyun.

Böylesine anlaşılmaz ve geri bir metin az bulunur.

Anayasalar, kısa olmalı, ayrıntıya girmemeli, yoruma gerek olmayacak kadar da açık anlatımlı olmalıdır.

Bunlar, bizim şu anda yürürlükteki anayasamızda olmayan şeylerdir.

Anayasalar da, yasalar da, bireyi esas almalı, onun mutluluğunu sağlamaya yönelik maddeler içermelidir. Bir bakıma, çağdaş anayasalarda birey kutsanmaktadır, bizim mevcut anayasamızın öncelikleri ise daha başkadır.

Esasen, bireye öncelik verirseniz, daha sağlıklı bir topluma ulaşmanız da kaçınılmazdır.
Tüm kutsal kitaplara bakın, önceliği insandır.

Mesela Kuran-ı Kerim’de insan, eşref-i mahlûkat olarak nitelendirilmektedir. Yani yaratılmış olanların en onurlusu, en önemlisi…

Adı devlet olan tüm kurumların amacı, insanın mutlu olmasını sağlamaktır.

Yasalar, bürokrasi, seçimler, atamalar; bunların tek amacı insana hizmet etmeyi sağlamak değil midir?

Türkiye seçimini yaptı, temsilcileri olan milletvekillerini seçti. Daha sonra, bu milletvekilleri, devletin başı olan cumhurbaşkanını seçti.

Devletin simgesel başı konumunda olan Cumhurbaşkanı, bürokrasisinin başı olan Genel Sekreter’ini atadı: Prof. Dr. Mustafa İsen.

Prof. İsen, benim ilk gençliğimden beri, aşağı yukarı 20 yıllık dostum. Bir edebiyat adamı. İlk tanışmamız gurbet ellerdedir, Üsküp’te. Ben, Struga Şiir Akşamları’nda, 1987’de Türkiye’yi temsil ediyordum. O günlerde Mustafa İsen de, sanırım doktora öğrencisi olarak Yugoslavya’daydı. Adını ilk kez, Üsküp’teki Türklerden duydum, belki de Suat Engüllü’den… Daha sonra da tanıştık. Bugüne kadar da kavi bir dostluğumuz oldu. Özellikle, edebiyat adamı olarak, önemli çalışmalara imza atmıştır. Genel kanının aksine, akademisyenden de iyi bürokrat olabileceğini kanıtlamıştır.

Bundan sonra da, aynı başarıyı sürdürmesini diliyorum.

Devletin en üst bürokrasisi olan Başbakanlık Müsteşarlığı’na da Efkan Ala atandı.

Ben tanıdığımda, 5 yıl önce, her ikimiz de milletvekili aday adayı idik. Balgat’ta bir ofiste, bizim milletvekili aday adayı olduğumuz siyasal ekibin iktidar olması durumunda, uygulayacağı politikalarla ilgili çalışmalar yapıyorduk. Akşamları da, devlet yönetimi içerikli derin sohbetler ediyorduk.

Daha sonra E. Ala, MEB danışmanı, Batman Valisi ve Diyarbakır Valisi oldu.

O günlerde Star gazetesinde köşe yazıyordum. Özellikle Diyarbakır Valisi olarak Efkan Ala’nın çalışmaları ile ilgili olarak birkaç yazı yazdım. Yeterli görmedim, dostuma daha iyi destek verebilmek için, Diyarbakır’a gittim. Yaptıklarını yerinde gördüm ve köşemde yazdım.

Tabii ki, aslolan E. Ala’nın ne yaptığı değil, Diyarbakır’a nelerin yapıldığıydı. Neden? Çünkü Diyarbakır, bizim hassas yerlerimizin başında geleniydi ve oraya en iyi bürokratların atanması gerekiyordu. (Bu yazıları, yani Prof. İsen, Efkan Ala ve Güneydoğu ile ilgili geçmişte yazdığım yazıları www.cumaliunaldi.com ‘da, basın bölümünde okuyabilirsiniz.)

Efkan Ala, kararlı ve bireyi esas alan çalışmalarıyla, Diyarbakır’da başarılı oldu. Halka yönelik güzel hizmetlere imza attı ve Diyarbakır’ı, hizmete ihtiyacını da vurgulayarak, Türkiye gündeminin önemli bir yerine oturttu.

Başbakanlık Müsteşarı olarak da, çok yararlı hizmetler yapacağına inanıyorum. Bu görev için çok uygun bir tercihtir.

Her iki dostuma da başarılarının artarak sürmesini diliyorum.

MALATYA’YA GELİNCE…

Malatya halkı, bir bakıma geçmiş siyasal davranışları ile örtüşen bir şey yaptı, yüzde 67 gibi, Türkiye genelinde yüksek bir oyla seçimlerde AK Parti’yi destekledi.

Kararlılıkla, bu hükümetin geçmiş icraatlarını benimsedi ve yeni dönem için, yüksek bir oy oranı ile önüne konulan listeyi onayladı.

Bu, halkın tercihidir, saygı duyulması gerekir.

Aynı zamanda, kitlesel sorumluluk almaktır.

Yüzde 67 oy oranı, çok yüksek bir tercih belirlemesidir.

Bundan sonra, seçilmiş olan 6 iktidar, 1 muhalefet milletvekiline, önümüzdeki beş yılı iyi değerlendirmek ve ilimize hizmet etmek düşer.

Özellikle de 6 iktidar milletvekiline.

Beş yıl çabuk geçer.

Hele de, geçmişte olduğu gibi törenden törene koşulup durulursa, nasıl geçtiği bile farkedilmez.

Tören konusunda yazdıklarımızdan sonra, ulusal basında çok önemli yazılar yayınlandı. Mehmet Barlas’tan Kürşat Bumin’e kadar birçok yazar, tezimize destek verecek görüşler ortaya koydular. Bu, birbirimizden haberli olduğumuz anlamına gelmez; ama sorunun hissedilir boyutlara geldiğini gösterir.

Artık, bu çocukça törenler azaltılmalı, çağdaşlaştırılmalı, bir günü dolduracak yoğunluktan çıkarılmalı. Hedef gösteren, belki de çalışma azmi aşılayan minik toplantılara dönüşmelidir.

Nutuk atılan yerler olmaktan çıkarılması gerekir, hem de acilen.

Türkiye’yi yöneten siyasi kadronun da bunu böyle algıladığını hissediyoruz. Bu çok önemli. Yakın bir gelecekte, bu tören saçmalıklarının en aza indirgeneceğini umuyorum.
Evet, temsilcilerimiz törenlerin, şölenlerin, toplantıların dışına çıkıp, halkımıza kalıcı hizmetler ortaya koymalıdır.

Bunun da yolu, bürokratıyla, sivil toplumuyla, politikacısıyla; bir toplumun birlikte hareket edebilme niyetine bağlıdır.

Asıl bu çalışma azmini görmek istiyoruz.

Kimden?

Öncelikle, 7 tane Malatya milletvekilinden.

Malatya’nın sorunlarına ve onları çözecek bilinç sağlığına sahip olduklarını, eylemleri ile göstermelerini beklemek noktasındayız.

Bekliyoruz…

BİR CENAZE TÖRENİ…

Sevgili kardeşim, asker arkadaşım Şakir Süter’in cenazesi için, bir günlüğüne İstanbul’a gittim.

Star Grubu’nun eski genel müdürü, kadim dostum Adem Gürses’le Şakir’i ben tanıştırmıştım. Örnek gösterilecek bir dostluk ortaya koydular.

Adem, önce Radikal gazetesi yazarı Avni Özgürel’i aldı, bana geldi. Hep birlikte Hürriyet gazetesi yazarı Cüneyt Ülsever’i de aldık, önce cenaze namazının kılınacağı camiye, daha sonra da mezarlığa gittik.

Yaklaşık 4–5 saat birlikte olduk.

Şunu farkettim, ülkemizin tüm aydınları, bu hükümetin ne yapacağını merak ediyor.

Teyakkuzda bekliyor.

Ama tüm kalbiyle de iyi şeyler, güzel icraatlar, çağdaş uygulamalar yapsın istiyor.

Bunu, hükümetin çok iyi değerlendirmesi gerekir. Bir bakıma “aydın avansı”dır bu…

İzlenimimi bu şekilde araya sıkıştırdıktan sonra…

Cenazeye dönmek istiyorum.

Şakir’in eşi, beni çok duygulandıran bir şey yaptı; bana başsağlığı diledi… Bunu özellikle belirtmek istiyorum.

Şakir’i defnettik…

Dünyaya, dünyanın dağdağasına, hayhuyuna, koşuşturmasına geri döndük…

“ORUÇ DA ACIKIR…”

Bu, Sezai Karakoç’un, gençliğimizde, yani 68’li yıllarda yazdığı bir yazının başlığı.

“Oruç da acıkır, onda ölümün eriteceği et ve kemik de yok” diye sürer.

Daha sonra Ren Nehri kıyısındaki bir evin bacasıyla, Dicle Nehri kıyısındaki bir evin bacasının, Ramazan ayındaki farklılığına dikkat çeker.

Orucun, bize bir armağan olduğunu vurgular.

Bir Ramazan’a daha ulaştık.

Yeni bir Ramazan’ı yaşamak, bize verilen bir lütuf.

Ramazan’ın, sizlere derin iç huzuru, temizlenme, arınma getirmesini; bu dünya ve öte dünya için sonsuz güzellikleri barındıran bir platform olmasını diliyorum.

Bu yazı 13.09.2007 tarihinde Malatya Yenigün gazetesinde yayınlanmıştır. İlgili yazıya ulaşmak için lütfen tıklayınız.

Popularity: 16% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar