Bu yazımda iki Malatyalı’dan, iki değerli hemşehrimizden söz edeceğim.Birisi, rahmetli Turgut Özal… Onun, Türkiye üzerine görüşlerinden bir özet sunmaya çalışacağım. Sağlığında, Turgut Özal ve partisi ile ilgili olarak düşüncelerimiz ne olursa olsun, öldükten sonra, bu ülkeye sevdasının ve bilimin ışığında uzun vadeli çözüm önerilerinin çok gerçekçi olduğunu, yaşadığımız olaylar bize gösterdi.

Çoğu zaman, “Ah, Özal sağ olsaydı” dedik.

İşte, Özal’ın Türkiye üzerine düşüncelerini, siyaset oluşturma ve yön verme açısından bir ölçü olarak kullanmanız için, Özal’ın temel görüşleri olarak bilgilerinize sunmak istiyorum.

Diğer Malatyalı, Allah uzun ömürler versin, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak. Mesut Parlak, size aktaracağım görüşlerinde, beyninin ve ellerinin uzmanlığı olan tıp ve cerrahlık alanında konuşmuyor, ya da uygulamasıyla çok iyi becerdiğine yakinen şahit olduğumuz, rektörlük konusunda inceliklerden söz etmiyor.

Mesut Hoca’nın, yüreğinin sözlerini nakledeceğim bu yazıda; yani, çok sevdiği Malatya üzerine görüşlerini, tespitlerini, düşüncelerini, yönlendirmelerini…

Her iki konuyu da, bence, ilgili ilgisiz herkes bir yerlere kaydetmeli, sık sık da okumalı; dersler çıkarmalı.

Yeri geldiği zaman istifade etmeli.

Neden?

Çünki, bu sağlıkta tespitler yapmak, çözüm önerileri getirmek ve bunları uygulanabilir esneklikte ortaya koymak, aynı zamanda doğruları çekinmeden söyleyebilmek, her babayiğidin harcı değil…

Ayrıca, üzerinden zaman geçince eskimeyen, hatta canlılığını daha çok muhafaza ederek yaşayan, geleceğe devrolan görüşler, bilimin ışığında hazırlanmış demektir. Uzun yıllar boyunca hayatiyetini muhafaza edecek demektir.

Onun için de önemlidir ve dikkate alınmalıdır.

Önce, Turgut Özal’dan başlayalım…

Turgut Özal’ın. 9 Kasım 1989’da, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, TBMM’de yaptığı teşekkür konuşmasındaki şu cümle, hayatının özeti gibidir:

1.“Dünyanın gelişmiş demokratik ve uygar ülkeleri arasında yer almaya azmetmiş bir Türkiye’nin gündeminde, behemahal şöyle bir konu da gelmelidir: İnsan hakları… Devlet de, kalkınma da, iktisadi gelişme de tek amaç taşır: İnsanın; insanca, özgürce, refah ve mutluluk içinde yaşaması…

İnsandan daha mübarek ne bir mahluk, ne bir kurum, ne de bir doktrin vardır…”

Dikkat edin, buradaki insan Allah’ın kulu olan insandır. Dini, milliyeti, cinsiyeti, yaşı, tahsili ne olursa olsun, birey olarak, tekil şahıs olarak insandır. Bu insan, kurumlardan da, kurallardan da, devletten de, doktrinlerden de yücedir, saygıdeğerdir.

Türkiye’de yaşayan herkesin, kafasında çözmesi gereken ilk sorun budur. Yani, insanın, insanca, özgür olarak, refah ve mutluluk içerisinde yaşamasını hedeflemek… Devleti yönetenlerin de tek amacı bu olmalıdır. Kalkınma ve iktisadi gelişme sadece bu amaca, yani insanın mutluluğunu sağlamaya yönelik olmalıdır.

Bunda anlaştık mı?

Gelelim ikincisine…

2.“TBMM, Türk halkı adına, demokrasi kuralları içinde, Türkiye’yi yöneten en yüce makamdır.”
Turgut Özal, bu gerçeği, yani ülkeyi ancak TBMM’nin yöneteceği gerçeğini, aynı konuşmasında şu şekilde de ifade etmiştir:

“Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin bugününe olduğu gibi geleceğine de ışık tutacak, yön verecek en yüce heyet sizsiniz.”

Yani, insan için, insanın mutluluğu için yapılacak her icraat, demokrasinin kuralları içinde, Türk halkı adına, TBMM’ce yapılmalıdır. Bunun dışında yapılacak girişimler, ancak anarşi sözcüğü ile nitelendirilebilir.

3.Üçüncü önemli konu, Türkiye’nin tarihi ile irtibatlanarak geleceği hakkında hazırlık yapmaktır.

Bugün yaşadığımız sorunların yanıtı, rahmetli Özal’ın şu sözlerinde gizlidir:

“Ancak, yapılanları yeterli görmemiz; milletlerarası yarışta hem ekonomik, hem sosyal alanda ve nihayet demokrasiyi kökleştirmede ön sıralara gelmemiz esastır. Öte yanda, geniş bir kültür yelpazesine sahip, bir cihan imparatorluğunun yıkılışından doğan bu ülkenin, milli bir devlet halinde insanlarını kaynaştırması, birlikte tutması ve böylece güçlendirmesi en önemli hedefi olmalıdır.”

Dikkat edilirse, burada iki şey öne geçmektedir. Birincisi milletlerarası yarış, yani uluslararası arena… Bu yarışta ekonomik ve sosyal alan ile birlikte demokrasiyi kökleştirmede ön sıralarda olmamız gerektiğini söylüyor Özal. Bunu bir şart olarak vurguluyor.

Bir şeye daha dikkat çekiyor; bir cihan imparatorluğunun yıkılışından bir milli devlet doğmuş. Bunun önemli özelliği, geniş bir kültür yelpazesine sahip oluşu… Bunun bir arada tutulması, ancak yönetenlerin basireti ile mümkündür diyor rahmetli Özal.

Peki, bu basiret nedir?

4. “21. yüzyıla girerken, üç büyük, üç temel hürriyeti geliştirmenin, sımsıkı korumanın uygar dünyanın önde gelen devletlerinden biri olmamızın vazgeçilmez şartı olduğunu görmeliyiz:

a- Düşünce hürriyeti: Düşünme kabiliyeti çeşitli yollarla engellenen, düşündüğünü söylemeyen, düşünceye saygıyı önemsemeyen bir toplumun ilerlemesine imkan ve ihtimal yoktur. Milli birliğimizi korumanın vazgeçilmez gereği, düşünce hürriyeti, ifade hürriyeti ve düşünceye saygı bilincidir.

b- Din ve vicdan hürriyeti: Evrensel kapsamda ve evrensel anlamda, insanın insana duyduğu sevginin, saygının simgesi ve göstergesi olan evrensel anlamda din ve vicdan hürriyetidir.

Huzurlu insan, dini ve vicdanı baskı altında tutulmayan insan, daha çok çalışma, daha çok kazanma ve kendi vicdani inançları içinde mutlu yaşama istek ve kabiliyetine sahiptir.

c-Teşebbüs hürriyeti: Uygar bir rekabet ortamı içinde insanların daha çok çalışma, daha çok kazanma isteklerinin önüne engel konulmamalıdır. Eğer ferdin iş kurma, teşebbüse girişme, daha çok çalışıp, daha çok üretip, daha çok kazanma hevesi engellenirse, bir milletin kalkınmasına imkan var mıdır?”

Bu üç temel özgürlük, dünyayı yönlendiren ileri ülkeleri harekete geçiren unsurlardır. Türkiye de, ancak bunları önceleyerek her alanda ilerleyecektir.

Bu nasıl sağlanır?

Özal’la sürdürelim beyin fırtınasını…

5. “Mutlu geleceğimiz için önce yüce parlamentomuzun benimsemesi, sonra da bütün toplumumuza adım adım benimsetilmesi gereken son derece önemli gördüğüm bir kavram var. Bu kavram da hoşgörüdür, toleranstır.”

Bu görüşünü Özal, şu gerekçelerle temellendiriyor:

“Kavgasız Türkiye kavramı, kavgalı bir Türkiye’den çeşitli çıkarlar uman dış ve iç düşmanlara karşı en sağlam kalemizdir.”

6.Turgut Özal’ın çok önemsediği ve geleceğin Türkiye’sinin olmazsa olmazı saydığı bir şey var. Bu vazgeçilmez şey nedir? Özal, çok kısa ama net bir yargıyla ortaya koyuyor bunu:

“Türkiyemiz, behemahal dünyayı değiştiren yüksek teknoloji çağını yakalamalıdır.”

7.Yüksek teknolojiyi yakalamanın da yetmeyeceğini, ikinci bir konuya dikkatimizi çekmesiyle anlıyoruz. Hatta bu konu, belki de en öncelikli, en önemli bir konudur. Peki, bu nedir?

“Çağdaş dünya ile eş düzeyde hukuk reformu yapmalıyız.”

Olaylar bize gösteriyor ki, hukuk konusu, Türkiye’nin temel sorunudur. Yargı, adaleti gerçekleştirme çabası yerine başka şeyleri ikame ettikçe, bu ülkenin hem kardeşlik köprüleri kurması ve kendi içinde bütünleşmesi, hem de çağdaş dünya ile aynı kavramları savunması mümkün değildir.

Çağdaş dünyadan söz edince, çağdaş değer yargılarından da söz etmek gerekir. Bu öncelik, günümüzde hızla bozulan çevrededir. Çevre konusunda şunları söylüyor Özal:

“Mutlu geleceğimiz için üzerinde durmamız gereken önemli bir diğer konu da çevre korumasıdır. Çevre koruması; önce insanlığın ortak değerlerinin korunmasıdır, doğal dengenin genç kuşaklara miras bırakılmasıdır. Evlatlarımızın, torunlarımızın, gelecek nesillerimizin, Allah’ın bize lütfu olan bu doğal zenginliklerin içinde yaşama hakkını korumaktır. Bütün bunların yanısıra korunan bir çevre, korunan bir doğa; hızla yozlaşan, doğal erozyona uğrayan, çevresi sürekli kirlenen bir dünyada bizim için ayrı bir itibardır.”

8.Çevre, tabii ki insanla anlam kazanır.

İnsan konusunun köklerini eğitime kadar indirerek, şu düşünceleri ortaya koyar Özal:

“Türk ergin insanına, Türk anasına, aile babalarına düşen görev,kendisini kontrol etme kabiliyetine sahip,ölçülü ve seviyeli bir nesil yetiştirmektir.Eğitim sistemimizde,sayısal sorunların yanı sıra kalite meselesini de ele almalıyız.

Gelişen Türkiye’nin, yükselen maddi gücümüzün şu iki temel konuya destek olması gerektiği inancındayım. Öncelikle eğitimde kaliteyi yükseltmek.”

9.”Sonra da tüm toplumu kapsayacak bir sağlık sigortasını oluşturmak.”

10.Bütün bunları, adına devlet denilen erk yapar.

Özal’ın gözünde devlet nasıl olmalıdır?

“Devlet, müdahaleci değil düzenleyici, teşvik edici, çeşitli yararları telif edici, verim artırıcı bir yapıda olmalı.”

Özal’ın birey ve devlet, ülke ve uluslararası ilişkiler, geçmiş ve gelecek, ekonomi ve sosyal hayat konusundaki görüşlerini, sizlere özetlemeye çalıştım.

Bu konu, devleti yönetmek ve milletin mutluluğunu sağlamak için, bir bakıma, bir formül niteliğindedir.
Özal’ın insan ve devlet konusunda derin bir felsefesi olduğunu görüyoruz.

Bunu da, ülkenin Cumhurbaşkanlığına seçildiği gün, TBMM’de, milletvekillerine ifade ediyor.
Özal’dan sonra üç Cumhurbaşkanı daha seçildi.

Hiçbirisinin de bu konuları irdeleyen, hem tarihi köklere sahip, hem de çağdaş ipuçları taşıyan, derinlikli bir konuşma yaparak milletle ahitleştiğine şahit oldunuz mu?

Ben olmadım.

Belki de Türkiye, o farkı arıyor.

Aramalı da…

Ne yazık ki, Özal, henüz aşılamadı.

Daha da önemlisi, henüz ulaşılamadı…

PROF. DR. MESUT PARLAK’TAN ON DERSTE MALATYA

Bundan yaklaşık bir yıl kadar önce,17 Mart 2007’de Malatya’nın yerel televizyonlarında konuşuyor İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak. Bu konuşmayı, yerel basından derledim ve 10 maddelik bir bütün haline getirdim.

Bu konuşmadan sonra milletvekili genel seçimleri oldu, belki yakında yerel yönetim seçimleri de yapılacak.

Mesut Hoca’nın bilim adamı disipliniyle tespit ettiği, yine bilim kafasıyla çözüm ürettiği, ama bir Malatyalı heyecanıyla ortaya koyduğu meseleler, sorun olmaktan çıktı mı?

Eğer, hala sorun ise, Malatyalı olarak herkes de, kendine düşen miktarda sorumluluk alsın lütfen.

Malatya hepimizin sorunu olmayı sürdürüyorsa, bir yerde yanlış yapıyoruz demektir.

Peki, nerede yanlış yapıyoruz acaba?

İsterseniz Mesut Hoca’nın tespitlerini sıralayalım, sonra konuşalım.

1. Malatyalı vazgeçmiş, kabuğuna çekilmiş, kendini akıntıya bırakmış.

2. Malatya her geçen gün geriye gidiyor.

Şehirleşmeden insan potansiyeline kadar sıkıntılar, her geçen gün artıyor.

3. Malatya’yı, daha doğrusu Malatyalıları başarısızlıkla ben özdeşleştiremiyorum. Ben bunu doğrusu içime sindiremiyorum.

4. Benim siyasetle bir işim yok, asla da olmaz. Yok efendim siyasetmiş, beni asla bir gün siyasi görmeyeceksiniz.

Ama istiyorum ki, kentim iyi şartlarda olsun. Bu kent, İsmet Paşa’ların kenti, bu kent Özal’ların kenti; bu kent çok yukarılarda olmalıydı.

5. Mevcut Ticaret ve Sanayi Odası ile, İstanbul’da başarılara imza atan iş adamları arasında organik bağ kalmadı.

6. Yaklaşan seçimlerde Malatyalı duygusallığı bıraksın. İyi adam değil, iş yapan adam seçilmeli.

7. Yok efendim, “Ben onu çok seviyorum”. Sevgiyle olmuyor. Bana iş yapacak adam lazım.

8. “Daldaki kuş mu, eldeki kuş mu?”. Eldeki kuş önemli, ne yapayım daldaki kuşu, bana ne faydası var?

Bu kent için yüreği çarpacak.

Bu kent için vizyonu ne, misyonu ne?

Atılımı ne? Ne düşünüyor?

Bunları tartışın.

9. Bu kente hizmet için insanlar yüreği ile, kafası ile, misyonu ile, vizyonu ile, kafasında oluşturduğu stratejik planlarla, programlarla çıkacaklar artık.

Artık dünya değişti.

Bu kentin sorunlarını bilecek.

Bu bir sınav olmalı yani. Adaylar arenaya çıkmalı.

Aday olacak insanlar programlarını açıklasınlar.

10. Bu koltuklar bir yerlere atlama zıplama yeri olmamalı.

Olursa, başarı olmaz.

Eğer bir insan, oturduğu koltuğu, gelecekte bir yerlere atlamak-zıplamak için kullanıyorsa, orda başarı yoktur.

Göreceksiniz şimdi sivil toplum örgütlerinin başındaki insanları…

Göreceksiniz, siyasi arena, politika;yani seçimlere yakın göreceksiniz.

Demek ki, siz burada oturuyorsunuz, ben sizi kullanıyorum. Hemşehrilerimi kullanıyorum. Ne için? Ben buradan oraya atlayacağım.

Mesut Hoca da bunları söylüyordu, yaklaşık bir yıl önce.

Seçimler geldi geçti.

İktidarıyla-muhalefetiyle ülke politikasına yön verenleri, Özal’ın söyledikleriyle değerlendirelim. Hala geçerli olan ölçüler. Bir vuralım mihenk taşına, bakalım, bu ülkenin kurumları neredeler dünyaya göre, neleri başarmışlar, nerelerde geri kalmışlar; bir bakalım ne durumdayız…

Malatya özelinde de, Mesut Hoca’nın kriterleri, doğru kriterler olarak görünüyor; onunla değerlendirelim.

Sadece seçilenleri değil, Malatya’nın tüm politik hayatını mihenk taşına vuralım.

Tartışalım medeni bir çerçevede.

Herkes yorumunu, düşüncelerini yazsın art niyet gütmeden.

Herkes doğruları-yanlışları ortaya koysun açık yüreklilikle…

Meseleyi enine boyuna konuşalım ki, siyasi bilinç oluşsun.

Daha da önemlisi, az hata yapalım.

Doğru karar verelim ve dirayetle uygulayalım.

Ne dersiniz?

Konuşalım mı?

Popularity: 26% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar