İçinden bir kelime tut!
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
5 Haziran 2005
Bahar yağmurunda toprak kokusu kıvamında olsun. Zihninde yitmeye yüz tutmuş dağ doruklarının ürkünçlüğünü taşısın. Sarı çiçeklerin hayatı sorgulayan karmaşıklığından, menekşelerin bir araya gelip ‘biz buyuz’ diyen rayihasının baygınlığına git. Gelincik tarlalarının bir bir uçuşan taç yapraklarını seyreyle. Sonra, bahara çiseleyen yağmur damlaları ile dön, gel. Aynı dağ başında, benim baktığım ufka gözlerini dikerek, yüreğimin üstüne koy yüreğini, içinden bir kelime tut!
Gençsin… Bütün denizlerin kayalara vuran dalgasına yakalanmışsın. Köpüklerle birlikte toz gibi savruluyorsun dünyaya. Taşlara değen yüreğin kıvranıyor acıyla. Elini yalnızlıklara uzatıp, boşlukları öpüyorsun bir başına. Kimsesizliğin sesi yankılanıyor korkunç uğultular olarak.’Yalnız imkansızlığı anlatan bulutlar’ çökmüş dört bir yanına. Umarsızsın. Karakoncolos ürpertiler sadık köpeğin/se de, düşünme. Yeni doğan bir güne bakar gibi bak uyanınca, yeryüzüne. Masmavi bir gök düşü sızsın uykuna. Yeryüzündeki tüm dostluklar ses versin en unutuldukları anda. Hayat kişnesin vekarla. Sonradan çığlık olacak bütün zamanlara, içinden bir kelime tut!
Bir geceden geçiyorsun, düğün alayları gibi, yüreğinde korkular peydahlayan bir yalnızlıkla. Karanlıktan başka bir şey yok gözlerinle dünya arasında.’Çığ gibi yağmadadır karanlık’ ve bitmededir rüya. Ellerini, o cansuyu dağıtan ellerini, bir umut topu gibi kavra ve dağıt topladıklarını. Adı bile konmamış bebekleri ninniler gibi, adını bilmediğin ülkeleri gezer gibi, adını unuttuğun dostları hatırlar gibi dön kendi içinin ülkesine… Adı bilinmeyen tüm umutların çetelesini tutar gibi, içinden bir kelime tut!
Gelecek… O, günleri bir kağıt gibi buruşturup, hayalin dehlizlerine atan derviş, geleceği unutma. Tabirini geç, sadece rüyası bile yüreğini kamaştıracak gelecek, O’nun indinde. Bilinmeyen de. Ama O, kalbi kırıkların yürek dilimlerinde... Elini, bir ama gibi gezdir yeryüzünün bilinenlerinde. Hepsi senin bunların, hepsi senin… Vazgeçilmemiş tüm dileklerle, yeryüzünün tüm büyüsünü soluklanır gibi, tüm benliğinle, içinden bir kelime tut!
Geçmişini yak ömrümün varı, meydan yangınlarında, geleceğini göğert minicik bir kuşun gagasından düşen tohumlarla, keşfedilmemiş topraklarda kur rüyanın saltanatını: İçinden bir kelime tut!
Aşka dair…
Aşk, kendi bedenini aşmaktır canım ey!
Ben, çiçek gibi taşımıyorum
göğsümde aşkı…
Sezai Karakoç adını mutlaka duymuş olmalısınız. Pazar günü bu yazının okuyucusu olmanın gerekliliği de ondan. Son dönem şiirimizin yüzaklarından. Edebiyatımızın renkli-içerik yönünden- dergilerinden Pazar Postası’nın şairlerinden. Daha sonra Diriliş dergisiyle edebiyatımızda yeni bir ses, yeni bir nefes olarak, bir çığır açtı. O bakımdan, Sezai Karakoç’u tanımak, bu yazının okuyucuları için bir mecburiyet.
Sizin çok iyi bildiğiniz bir şiirinden, Karayılan’dan, hatırlamanız için küçük bir bölüm yazacağım.O da, şu güzelim Pazar gününün armağanı olsun.
‘Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi, yaşamıyor gibi yaşıyorum
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum’.
Bu şiiri yıllar önce, bir yaz gecesi, tepsi gibi bir dolunayın aydınlattığı dünyamızın Adıyaman şehrinde, ilk kez, Türk Edebiyatı üzerine ihtisas yapan bir İtalyan dostuma, Giampiero Bellingeri’ye okuduğumda, tek kelimeyle çarpıldı.
Oğlum Atıf, yaşını doldurmamıştı daha…
Otuz yıldan fazla zaman geçti.
Yüreğimizin tüm ayrıntılarında her zaman aşk oldu, bir lütuf olarak…
…Ve hayat, bizi şaşırtmayı sürdürüyor hala…
Popularity: 6% [?]

Son Yorumlar