Yanlış yerden baktığı kesin. Öyle olmasaydı, birkaç istisna dışında tüm geçmiş yönetimler, Türk tarımının öne çıkan sorunlarını doğru algılar ve çözüm için çareler üretirlerdi.

Hükümetler tarıma doğru yerden bakmadı. Biraz zengince, işbilir bir işadamı kimliğiyle bile bakamadı. Hiçbir zaman gelecekle ilgili bir planı olmadı, günü kurtarmaya çalıştı çoğu hükümetler.

Hangi bakanlık Tarım Bakanlığı’ndan daha önemlidir? Orman ve Çevre Bakanlıkları ile, tarımla ilişkilendirilen diğer kurumları da kattığınız zaman koca bir imparatorluk olan şey, hükümetler için neden önemsiz sayıldı dersiniz?

Akıllıca müdahalelerle, doğru yönlendirmelerle ‘hünsa’lıktan kurtarıldığı zaman, verime dönüştürüldüğünde, tüm Türkiye’yi de kurtaracak kadar ağırlığı olan bir sektör neden görmezlikten gelinir, neden?

Tarafsız bir gözle tarihi gerçekleri unutmayarak geleceğe bakalım: Tarımdan daha stratejik ne var? Yitirildiği zaman yerine konulamayan çevre, o çevrenin belirleyicisi olan tarım ve orman sisteminin acınacak hali, bu ülkede herşeyi sarsmak durumunda iken, yetkili durumda olan her kişi ve kurumun ilgisizliği neden?

Herşey çok yolundaymış gibi… Geleceğimiz apaydınlık gibi…

Her gün yiyip içtiğimiz, bu ülkede yaşayan herkesin tükettiği gıdaların, bizler için ‘zehir’ gibi öldürücü olabileceği gerçeğinin ciddi bir sorun olması kimi, hangi kurumu ilgilendirecek?

Nedir bu aymazlık, bu umursamazlık?

Tartıştığımız şeylere bakın ülke olarak? Bugünün ve geleceğin, kendini ilgilendirmeyen bir topluluğa ne demeli?

Yanlış tarımı, yanan-körelen-verimsiz ormanları, zehir akan dereleri, bitirdiğimiz çevreyi, biten hayvancılığımızı; buğdayı-mecimeği bile dışalımla sağladığımızı, yok olan topraklarımızı, zehirlenen gıdalarımızı niye konuşmuyoruz?

Daha nasıl dibe vuracak bu ülke?

Çözüm, çözüm, çözüm…

Herşey için çözüm var. Her sorun çözülebilir. Yeter ki sorunu doğru anlayalım, önyargısız, doğru yerden bakalım…

Bugün, 2004 yılında tarımla ilgili ne yapıldı diye sorarsanız verilecek yanıt yok. Gelecekle ilgili hiçbir şey yapılmadı demek hepimiz için ne kadar acı.

Önce doğru açıdan bakılmadı, fotoğraf yanlış çekildi.

Ülkenizde ‘et açığı’ varsa, bunun giderilmesi için bir çalışmanız yoksa, üretim için bir formüle sahip değilseniz sınırları tutmakla sadece cehaletinizi gösterirsiniz.

Biyolojide bir ‘osmoz’ olayı vardır. Çok yoğun ortamdan az yoğun ortama her zaman geçiş olur. Bunu önleyemezsiniz. Bilimin kuralıdır.

Suları tersine akıtamazsınız.

Çözüm, hayvancılığı kurtarmaktır, üretimi yeterli düzeye getirmektir. İnsanımızın ihtiyacı olan hayvansal gıdaları temin etmek, hatta bu ihtiyacın gelişmiş ülkeler düzeyine çıkması için çaba göstermektir.

Hayvancılık nasıl kurtulur?

Birçok kişiye garip gelecek ama, hayvancılık, doğru toprak siyasetiyle, iyi düzenlenmiş arazi mülkiyet rejimiyle kurtulur.

Büyük ölçekle… Bitkisel üretimde de, hayvansal üretimde de büyük çiftlikler kurarak.

Tarımı bir finansman meselesi olarak algılamaya başlayıp, bir sermaye meselesi olarak gördüğümüz zaman hayvancılık sorununu da çözeceğiz demektir.

Sermayesiz tarım yapılır mı? İster bitkisel, ister hayansal üretim olsun, sermayesiz yapılır mı?

Bir-iki inekle, üç-beş dönüm tarlada yapılan işin kime ne hayrı olur?

Köylere bakın, ihtiyarların ölümü beklediği fil mezarlığına dönüşmüş. Gençler nerde? Devlet işin peşinde. Gençlerin bir diri kas olarak toprakla buluşmadığı, genç beyinlerin bilimsel olarak olayı götürmediği yerde tarım olur mu?

Seferberlik sonrası gibi…

Verimsizlik, verimsizlik, verimsizlik…

Bakanlıklar habire kanun, yönetmelik, genelge çıkarıyor.

Bu iş genelgeyle, emirle hallolsa, Hitler hallederdi.

Tarım Türkiye’nin en önemli meselesi, en hayati meselesi, en stratejik meselesi…

Milli siyaset gerektiren bir konu.

Bu işi çok iyi bilenlerle, iddiası olanlarla, hemen başlamak gerek. Yarın bile geç olabilir.

Hükümet, tarıma doğru yerden bakmalı!

Popularity: 6% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar