Hálá sebzeler zehirli ve hálá Demirel umut…
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
31 Mayıs 2006
Son günlerde tartıştıklarımızı hep birlikte hatırlayalım lütfen… Önce Cumhurbaşkanlığı seçimi… Zamansız başlayan tartışma, hiç beklenmedik bir olayla, Danıştay katliamıyla gündemden düştü…
Biraz öncesi… Şemdinli’de, bir kitabevinde patlayan bomba… TBMM raporu… Van Savcısı’nın hazırladığı iddianame… Büyükanıt tartışmasını bıçak gibi kesen çıkış…
Daha öncesi… 100.Yıl Üniversitesi Rektörlüğü ile ilgili olarak açılan dava… 25 milyon dolar olarak belirlenen suçlama… Bir yöneticinin cezaevinde intiharı… YÖK’ün Van seferi…
Bilim sandığımız şeyin siyasete yamanması…
Ülkenin şurasında, burasında, özellikle de metropollerde, birilerinin bu toprakların anlamını kavramadan, çocukları kullanarak çıkardıkları, çocukça kalkışma denemeleri…
Diyarbakır’ı ve geri kalanı, kafalarına göre çarpıp, bölenler…
Oyunlar… Oyunlar…
Biraz daha da geriye gittiğimizde neler hatırlıyoruz şu ülkede, düşündünüz mü?Aklınızın kronolojisini dökün orta yere… Yolsuzluklar, skandallar, hortum tabir edilen hazine soygunları, devlet erkinin kişisel yarar için sonuna kadar kullanılması…
Siyasetin de, bürokrasinin de, iş aleminin de tek amacının, Hoca’nın yemek hikayesinde olduğu gibi, kaşığı, yağlı yere sallamak olarak anlaşıldığı bir çarpıklık…
Yine oyunlar…
İyi şeyler, güzellikler yok muydu?
Olmaz olur mu? Elbette vardı.
Ama bu ülkenin hak ettiği kadar değildi.
Toprağını, insanını, doğal kaynaklarını bu kadar kötü mü kullanmalıydı bu ülke?
Çocuk ölümlerinden, çevrenin yok olmasına kadar her konuda dünyanın ön sıralarında yer almak, bizleri mahcup etmiyor mu?
Etmez olur mu?
Diğer taraftan, kişi başına milli gelirden tutun da, herhangi bir tarımsal üründeki verim düşüklüğüne kadar her konuda, dünya ile kıyaslandığında çok gerilerde kalmak, gururumuzu incitmiyor mu?
Hemen her dönemde, dünya çapında olmuş bir ülkenin sıradanlaşması, daha dün bağımsızlığını kazanmış ülkelerin çok gerisine düşmesi, milli takımın futbolda yenilmesinden daha mı az onur kırıcıdır?
Kıyasları uzatıp durmak neye yarar?
Kendimize karşı dürüst olalım…
Yaşadığımız ülke bizi tatmin ediyor mu?
Bu insanlar, eğitimsiz olmayı, sağlıksız olmayı, horlanmayı, işsiz güçsüz, mesleksiz olmayı hak ediyor mu?
Üniversitelerimiz, bizi bilimle buluşturuyor mu?
Yargımız, aldığı bazı kararların, adaleti sağlamak yerine, bazı olumsuzlukların yönlendirmesi sonucu olduğunu bir kez olsun düşünecek mi? Kendi kendine özeleştiri yapacak mı?
Köylünün, açlık sınırında gezinip durması, nasıl olur da yüreğimizi sızlatmaz?
İşsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, verimsizlik…
Bu yapı başka ne üretir ki?
İktidarın ve muhalefetin tartıştığı şeyler, gerçekte ne kadar milletin sorunları olan şeyler?
Aslolan şu ki, konuştuklarımız, konuşmamız gerekenler değil.
Gelip dayandığımız yer, Ecevit’in, Refahyol iktidarı döneminde, hükümeti yıkma girişimlerini yorumlayan ve siyaset tarihimize geçecek nitelikteki, ‘Devlet, hükümete güvenmiyor’ özdeyişinde gizlidir. Bu aynı zamanda, İdris Küçükömer’in naklettiği, Kurtuluş savaşı sırasında İsmet Paşa’nın subaylara söylediği, ‘Dikkat edin, aslında millet de size düşman’ sözünün uzantısı gibidir.
İktidarın hiç mi suçu yok?
Sadece kendilerini ilgilendirse de, kamuoyunda çok konuşulan iki tanesini sayayım:
1- Milletvekili adaylarının tespiti sırasında yapıldığı düşünülen yanlışlardan kaynaklanan sıkıntılar…
2- Devletin yapılanmasında, bürokrat seçiminin bazı durumlarda sağlıklı ölçülere dayanmaması konusunda oluşan kanaat…
O başlangıçtan, bu sonuca…
Hala sebzeler zehirli ve hala Demirel umutsa…
Nefis muhasebesi için, sorumlulara…
Yetmiz mi?
Popularity: 16% [?]

22 Mart 2007, 18:09
Sayın Ünaldı’yı Fakülteden tanırım ve ayni yörenin iki genciydik.Siyasi anlamda birlikte mücadele verdik.
Mücadelemiz; Allah için, Vatan için ve Millet içindi. Şimdi görüyorumki; bu değerli meslektaşım ve arkadaşım, ayni mücadeleyi kalemiyle devam ettiriyor. Bu makaledeki tüm görüşlerini paylaşıyorum. Bu uğurdaki mücadelesinde başarılarının devamını diliyorum.
Biz 68 kuşağı olarak milli ve manevi değerlerimiz için bu canı gözden çıkarmışız bir kere, bundan dönüş olmadığının bilinmesini isteriz.