Güzel şeyler…
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
19 Şubat 2006
Toprağınız yok, mesleksizsiniz, eğitimsizsiniz. Çoluk çocuk da çok. Geçinemiyorsunuz. Kilisli, Hataylı, Antepli, Urfalı, Şırnaklısınız. Karşı taraf Suriye. Oralarda satılan ucuz şeyler burada pahalı, canlı hayvan gibi bazı şeyler de Türkiye’de ucuz, Suriye’de para ediyor.
Ekonomi hükmünü icra edecek ama edemiyor, arada engeller var.
Hücredeki osmoz olayı hükmünü yürütüyor. Çok yoğun ortamdan, az yoğun ortama doğru hareket oluşuyor.
İki devlet arasında olması gereken kurallı alışveriş yerine, kuralsız olanı; kaçakçılık başlıyor.
Mayınlar döşenmiş, ya öldürüyor, ya sakat bırakıyor.
Binlerce ölü, onbinlerce sakat… Öykülere ve filmlere konu olan yığınla acı…
Sadece Türkiye’de yok, tüm dünyada, Bosna’dan Afrika’ya kadar benzer sorunlar var.
Bir yandan da dünya sürekli değişiyor, gelişiyor. Mayının, insan hayatı için çok ciddi bir tehdit oluşturduğu, insan hakları örgütlerince vurgulanmaya başlıyor.
İnsanın her şeyden önemli olduğunu savunan eylemlerle birlikte.
Sivil toplum örgütlerinin girişimiyle başlayan süreç, 1999’da Ottawa Sözleşmesi ile sonuçlanıyor. 2004’te 146 ülke imzalıyor, 134 ülke taraf oluyor. Türkiye ise, 2003’te imzalıyor.
Tüm mayınların temizlenmesi öngörülüyor…
Suriye ile aramızda toplam 205 bin dekar mayınlı arazi var ve bunun çoğu, 1. sınıf tarım arazisi. Bunlar mayından temizlenecek ve tarıma açılacak.
Şimdi, hiç olmazsa bu işte, Türkiye, geçmişte yaptığı hataları yapmamalı.
Tarımda yanlış yapılanma sonucu düştüğü, bugünkü verimsiz duruma, bir daha düşmemeli.
Temizlenecek mayınlı arazilerde yapılacak tarım, hem yöre, hem de Türkiye için bir umut ışığı, bir model oluşturmalı.
Tekniğin en son imkanları kullanılarak tarım yapılmalı, ekonomik önceliğe dikkat edilmeli, tohumdan sulamaya, toprak işlemeden hasata kadar her alanda, düzgün yürüyen, bilimsel bir program uygulanmalı. Hasattan sonra da, elde edilecek ürün, piyasa taleplerine göre işlenerek, en çok kar getirecek biçimde satışa sunulmalı.
Ekoloji ile ekonomi uzlaştırılmalıdır.
Sonuç ne olur?
Öncelikle bölgede, birimden verimi olması gerekenin çok altında olan büyük araziler için bir örnek olur. Bu proje gelecekte onların da verimini yükseltecek, elde edilecek mahsulü değerlendirecek yöntemleri getirecek, bir bakıma o amaçla kurulan ve beklenen fayda temin edilemeyen devlet üretme çiftliklerinin fonksiyonunu da üstlenecek, yayım görevi yapacaktır.
İkinci olarak, yörede kan, ateş ve şiddet üzerine kurulu bilinen yapı, ekonomiye yönlenen insanda, uzlaşma, geleceği amaçlama ve barışa yönelik yeni bir yapılanmaya dönüşecektir.
Üçüncü olarak, uygulanacak ileri teknoloji, bir anda yörenin çağdaş dünya ile bağlantılarını oluşturacak, toplumu, olumlu yönde değiştirecektir.
Kim ne derse desin, bu amaçlardan vazgeçmemeli ve kararlı bir biçimde yürümeli.
TZOB’dan yanıt
15 .02.2006 tarihli ‘Tarıma Kör Bakmak’ başlıklı yazım için, TZOB Genel Başkanı Ş. Şemsi Bayraktar’dan bir yanıt aldım.
Özetle şöyle söylüyor Sayın Bayraktar: ‘Gerçekten tarımda temel sorun, sizin de vurguladığınız gibi tarımdaki ‘verimsiz’ yapıdır. Tarım politikalarındaki yanlışlıklar yanında, bir çok sorun bu yapıdan kaynaklanmaktadır. Hatta tarımdaki üretici organizasyonundaki başarısızlıklar, verimli ve etkin hizmet verilmemesi gibi sorunlar da bu yapıdan kaynaklanmaktadır. Eğer çiftçilerin ekonomik ve sosyal gelişmişlikleri yeterli değil ise, ileri ülkelerdeki çiftçi kuruluşları gibi kendilerinden beklenen hizmet ve fonksiyonları istenilen ölçüde gerçekleştiremezler.’
Yazımda, ben de aynı şeyleri söylüyorum.
O zaman yapılacak tek şey var:
Bu ‘verimsiz’ yapıyı değiştirmek için işbirliği…
Popularity: 6% [?]

Son Yorumlar