Türkiye için ne yapmak gerekiyorsa, Güneydoğu için de onu yapmalı… Yıllar önce, Yeni Düşünce gazetesi, Doğu Sorunu adıyla bir toplantı düzenlemişti. Seçkin bilim adamları, Şark Meselesi’nden mülhem konu ile ilgili bildirilerini sundular, tartışmalar yapıldı. Ben, Doğu’nun Fetreti adını verdiğim bir bildiri sundum. Türkiye haritasını tam ortasından ikiye katlayalım, doğu ve batı şehirlerini çakıştıralım; doktora düşen hasta, öğretmene düşen öğrenci, yatak ve derslik bakımından sayısal bir kıyaslama yapalım, dedim ve yaptım. Dinleyiciler arasında bulunan Alpaslan Türkeş, yerinden kalkarak, konuşma yaptığım kürsüye doğru yürüyüp, iki elini havaya kaldırarak, itiraz etti.

Rahmetli Türkeş’i, ikna ettim. 

Bütün Türkiye’nin yaşadığı sıkıntıları, Doğu ve Güneydoğu’nun daha ağır yaşadığı argümanıyla…

Tarih, topoğrafya, sınırdaş olduğu ülkelerin durumu, arazi mülkiyet rejimi, verimsizlik, en önemlisi de, asker-sivil tüm memurlar için, doğu, bir sürgün yeri olarak düşünüldüğünden, yıllarca insanların onuru yaralandı.

Uzun süre bu bölgede, köylerde, TOPRAKSU Başmühendisi olarak çalıştım. Daha sonra Başbakanlık Müşaviri olarak, düşüncelerimi, Turgut Özal’a Perşembe günleri istihbaratla ilgili sunum yapan Hiram Abbas’la da konuştum. 1996’da Milli Güvenlik Akademisi’nden sınıf arkadaşım Osman Pamukoğlu Paşa ile de.

Nasıl ki, hastaya özel bir bakım uygulamak gerekli ise, hasta edilen bu bölge için de özel bir iyileştirme programının uygulanmasının gerekli olduğunu savundum hep..

Yıllarca çalıştığım bu bölgeyi ve insanları, çok iyi tanıdım.

12 Eylül’den hemen sonra. Başmühendis olarak Bingöl’e görevli gittim. Sabahın köründe, jandarma, şehrin girişinde, köylerden gelen minibüsleri durduruyor, kimlik kontrolü yapıyordu. İşgüzar bir görevli, kadınlarının yanında erkeklerin papak’larını çıkardı, yetmedi, yere attı ve ayakkabısıyla çiğnedi.

Dondum kaldım.

Bilenler bilir, bir Bingöllünün papağını çıkarmak, onu öldürmekten daha beter.

Hele de ayalinin yanında…

Ben bunu gördüm.

Bir yıl önce Urfa, Mardin, Batman ve Diyarbakır’ı gezdim. İzlenimlerimi, Star’da, sizlerle paylaştım. Özellikle Güneydoğu Kahramanını Arıyor (22 Eylül 2004) ve Siyaset Yaratıcı Olmak Zorunda (25 Eylül 2004) başlıklı yazılar, bölgenin karşı karşıya olduğu sorunları ve çözüm önerilerini içermekteydi. 10 Ağustos 2005 tarihli Suya Yazı Yazmak adlı yazı da bunlarla ilişkiliydi.

Başbakan’ın son atağı, siyaseti, sorumluluk olarak düşünen bir anlayışın ürünü. Doğu ve Güneydoğu’yu, önce insan onuru, sonra tarım ağırlıklı ekonomi yönünden rehabilite etmek zorundayız.

Yapılacakların başlıklarını, Çarşamba günkü yazımda sizlerle paylaşacağım.

Erzurum Atatürk Üniversitesi…

Ziraat Fakültesi 1967/71 yılı öğrencileri olarak, mezuniyetten sonra her yıl bir yerde toplandık. Siz bu yazıyı okurken, biz, eşlerimizle birlikte Çanakkale’de olacağız üç günlüğüne.

Kimler?

İzmir’den Zeynep Akay, Cemali Çetin, Kıbrıs’tan Lisani (Cemal) Darbaz, Selim (Mustafa)Yurdadöner, Danimarka’dan Erdoğan (Mustafa) Özhayat, Niğde’den Emin Gürer, Antalya’dan Ali Osman Ilgaz, Leyla ve Hüsnü Karatopçu, Mersin’den Leyla Oğuz, Adem N.Kendirci, Giresun’dan Fatma Kılıç, Kayseri’den Sabahattin Uğur Özdemir, Ankara’dan Bünyamin Güler, Cumali Ünaldı. Hasta olduğu için gelemeyen Osman Öztürk’ü de aramızda farzederek…

Dört bir yandan kopup gelen, en sorunlu ‘68’li yılları, Erzurum gibi imkanları kısıtlı bir ilde cennete çeviren dostlar…

Hep birlikte Çanakkale Şehitliği’ni ziyaret edeceğiz. Dualarla.

Bu ülkenin onuru olan kahramanlarımızı…

Buna çok ihtiyacımız var; en çok da bu günlerde…

Popularity: 8% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar