Güneydoğu’nun gizli tarihi
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
30 Ekim 2004
Mehmet Emin Bozaslan’ın Ant Yayınları’ndan çıkan Şerefname’sinden söz etmiyorum. Kejanlı Eyüp Kıran’ın üzerinde çalıştığı tarih de henüz elime geçmiş değil.
İsterseniz, tarihe sığınarak, size Güneydoğu’nun şimdiki yüzünü seyrettirip, geleceğin sokaklarında dolaşalım.
Adil Alan ve Tarık Bingöl’ün anlattıklarından, Güneydoğu’nun geleceğinde uç noktaların olmayacağı anlaşılıyor. Köşeli taş, sularla sürüklene sürüklene yuvarlak bir biçim aldı. Bu, kaçan için de, kovalayan için de doğru. Özellikle kendini kanıtlamak için başvurulan aşırılıklar, büyük oranda yontulacak.
Yönetim, iki başlılıktan, üç başlılığa çıkacak. Devlet erki, yerel yönetimle birlikte, belki de hepsinden önce, sivil toplum örgütlerinin halka malolan çalışmaları ile biçimlenecek.
Terörün nedeninin bugüne kadar zannedilen gerekçelere dayanmadığı anlaşılacak. Bu nedenle çözümü için düşünülen tedbirler de değişecek.
Valinin, kaymakamın, polisin, askerin, memurun, öğretmenin, mühendisin, doktorun, yargıcın en seçkini, en başarılısı, mesleğinde en iyisi, belki de en iyi ücretle Güneydoğu’da görevlendirilecek. Ülkenin diğer yörelerine yetişebilmesi için iyileştirmenin daha hızlı yapılması gündeme gelecek.
Fiziki, sosyal ve kültürel alanda bir seferberlik başlatılacak.
Bu kimlerle yürüyecek?
Meseleyi iyi kavramış, olaya dünya ölçeğinde bakabilen, Türkiye’nin geleceğini başarılı bir ekonominin her alana yansımasında gören; bireyi, neredeyse kutsal sayan, ayırımların değil bütünleşmenin herkes için doğru olduğunu farkeden, aldatmayan, açık olan, iyi niyet taşıyan, kendini aşma çabasındaki siyasetçiler, bürokratlar, yargıçlar, aydınlar ve sivil toplum örgütü üyeleri ile yani bizim insanımızla gerçekleşecek..
Birçok Gaffar Okan, birçok Eşref Bitlis bulunmak zorunda. İsmi ve işi bilinen birçok insan, inanılmaz çabalar gösteriyor. Güneydoğu gerçeğinin anlaşılması için. Bilinmeyen, çabaları basına yansımayan niceleri de var. Güneydoğu’yu, şehirleri aşan bir yaklaşımla algılamak gerek. Mesela, Diyarbakır’ı hedefleyen bir çalışmanın Urfa’dan Mardin’e, Batman’dan Siirt’e, daha da ötesi Adana, Mersin’den Antalya, İzmir, İstanbul’a… domino taşları gibi birbirini tetikleyen vuruşlar biçiminde etkilediğini bilerek, bir bütün olarak bakmak gerek.
Bu nedenle, Dr.Sabih Dallı gibi kişisel çabası ve insancıl yaklaşımıyla, Güneydoğu’da kentleri aşan duygusal bir etki alanına sahip sivil toplum önderlerine, Vali Efkan Ala’ya yardımcı olmak üzere çok iş düşecek. Olayı doğru algılamak, sağlıklı bir çözüm için ilk koşul. Ayrıca bazı kişilerin kendi köşelerine çekilme niyetleri, toplumun onlara ihtiyaçları olma noktasında, kendilerini aşan bir çaba ve kararlılığa dönüşebilir. Bu bakımdan ‘sessiz güç’ olarak adlandırılan ve yıllar önce Eşref Bitlis ile Güneydoğu’nun sorunlarını TRT’de ilk defa cesaretle konuşan akil adam Ahmet Türk’ün, Kasr-ı Kanco’dan çıkıp, aktif siyasetin yorucu alanına girmesi gerekebilir.
Güneydoğu’da siyaset bugüne dek bilinçsiz şeyhlerle, ağalarla yürütüldü. Bugünkü sağlıksız yapı büyük çapta bunun sonucunda oluştu. Bunlar hiçbir düşünce ve eylem üretemedi. Oysa ki, kabına sığmayan fikir, kültür ve eylem adamlarının politik yaşama dahil olması, hem çıtayı yükseltmiş, hem de toplumun yararını amaçlayan çalışmaları kotarmıştır. İhsan Arslan gibi önemli ve cesur bir eylem adamı, Prof.Aziz Akgül gibi tek başına bir bakanlık gibi çalışan gözükara bir proje adamı, M.Atilla Maraş gibi bir kültür adamı, benim tanıyabildiğim siyaset adamları olarak Güneydoğu’yu biçimlendirmede önemli başlangıçlar yapmışlar.
Bu dostlara ek olarak adını anmadığımız daha nice insan var. Nice politikacı, nice bürokrat, nice aydın… Çalışan, çırpınan, çabalayan…
Güneydoğu’nun gizli tarihi dediğim işte bunlar.
Gelecekte, bu çalışmaların nasıl olumlu sonuçlar doğuracağı üzerine tarih yazılacak, biliyorum. Bildiğim bir şey daha var: insanlık ortak paydasıyla, bilim aracılığıyla insana odaklanan her çaba, mutlaka olumlu sonuç verecektir.
Hem de en kısa zamanda.
Popularity: 8% [?]

Son Yorumlar