Gözlerime mi inanayım, Yalçın Doğan’a mı?
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
16 Kasım 2005
Tema’nın Karapınar Yürüyüşü’ başlıklı yazısında (Hürriyet, 11. 11. 2005), özetle, Konya-Karapınar’ın çölleştiğini, insanların yöreyi terk ettiğini, bunun üzerine TEMA’nın kolları sıvayarak, Karapınar’ı hayata döndürdüğünü yazıyor Yalçın Doğan.
İçinizden, ‘bravo’ diyorsunuz, ‘olursa bu kadar olur!’
Bir gün sonra, yine aynı gazetede, TEMA ile Tarım Bakanlığı’nın bir ilanı yayınlanıyor.
Daha açıklayıcı bilgiler var. 1962-70 yıllarında, Konya-Karapınar’daki erozyon sahalarını; çölden, üretim yapılabilir hale getirerek, ‘dünyanın 10 büyük projesinden biri’ne imza atma başarısını gösteren hayali bir ‘Tarım Teşkilatı’ kutlanıyor.
Bu sefer, bir ‘aferin’ de, muhayyel Tarım Teşkilatı’na çekiyorsunuz, ‘bravo’ yani…
Şüphesiz ki, ülkemizde erozyon sorununu gündeme taşıyan TEMA’nın, rol çalma gibi bir amacı yoktur. Aksi halde, tüm yaptıklarından kuşku duymak gerekir.
Tarım Bakanlığı’nın da, yapmadığı işin onuruna konmak gibi bir niyeti olduğu düşünülemez.
Bir ‘yanlış anlama’, bir ‘anlam kayması’ söz konusudur, olsa olsa…
TOPRAKSU adında bir teşkilatı hatırlıyor musunuz?Tam adıyla, Toprak Muhafaza ve Zirai Sulama Genel Müdürlüğü’nü? Önce, Hüsnü Doğan’ın yanlış tasarrufuyla, ‘85’te bitik bir teşkilatla birleştirilerek, hem budandı, hem de odaklandığı amacından uzaklaştırıldı.
Daha sonra, bu hükümet döneminde, Ömer Dinçer’in, tüm uyarılara rağmen, bu bozuk yapıyı onaracağına, yok etmesi ile, ülkemiz gündeminden düşen kuruluşu; TOPRAKSU’yu hatırlıyor musunuz?
Bu ülkenin en iyi çalışan kuruluşuydu.
Toprak gibi, en önemli doğal varlığımızı korumakla görevliydi.
Harika çalışırdı.
Ziraat Fakülteleri’nin en başarılı mezunlarını alır, birkaç yıl usta bir mühendisin yanında çırak olarak çalıştırır, daha sonra, bir üniversite bitirmeye denk 6 aylık temel kursa gönderir, ondan sonra projeleri yürütmede yetkili kılardı. Yılda birkaç defa seminerlere gönderir, çalışırken yetiştirirdi.
İşte bu TOPRAKSU, 1962’de Konya-Karapınar’da 1.159.000 dekar tarım arazisinin 1.103.000 dekarında rüzgar erozyonu tahribatı görüyor.
Gerçekten, Karapınar ölüyor.
Hemen kolları sıvıyor.
430.000 dekarda karakum kumulu var.
Önce kamış perdelerle, rüzgarı kesiyor. Susuzluğa dayanıklı otlarla, toprağı stabil hale getiriyor. Derin kuyular açarak 450.000 dekar araziyi suluyor. Ağaçlandırıyor. Çölden, yemyeşil bir cennet çıkarıyor.
‘Şahit’ olsun diye de, az bir kısım çölü, olduğu gibi bırakıyor.
Ağlayarak seyredilen, çölde geçen o kötü, basit aşk filmleri ile dini filmler, işte o şahit bırakılan alanda çekilir.
Ama şahit yetmemiş.
TOPRAKSU hariç herkes sahip çıkıyor yapılanların onuruna, baksanıza.
Yıllarca cehennem gibi çölde yetersizliklerle savaşıp, ortaya bu cenneti çıkaran mühendisleri, topoğrafları, sürveyanları, işçileri hatırlayan var mı?
Ne yazık ki, yok.
Bunları nereden mi biliyorum?
Ben, TOPRAKSU Başmühendisi’ydim, 1985’e kadar.
Şimdi, dünyanın on büyük projesinden birini gerçekleştiren TOPRAKSU yok.
Tarım Bakanlığı da dahil, topraktan sorumlu hiçbir kuruluş yok.
Bakmayın toprak kanununa, filan.
O, Resmi Gazete’yi süslüyor. Uygulanamaz. Toprağı bilen yok, kalmadı çünkü.
Bazıları Karapınar’da göbek atmış Tarım Bakanı’yla, yine Hürriyet yazdı.
Ama, erozyon durmuyor.
Türkiye’nin birçok yerinde rüzgar erozyonu, dünya toprak kaybının ellide birini, bu ülkeden götürüyor.
Topraksa, başında akbaba bekleyen Afrikalı hasta çocuk fotoğrafı gibi.
Bu yazıyı, yüreğinde bu ülkenin geleceğine dair büyük umutlar taşıyanlara yazıyorum; sadece onlara.
Çölü, cennete çevirenler onlardır.
NOT: Mesut Pektaş’ı kutluyorum. İstanbul için güzel şeyler yapacak, inanıyorum.
Popularity: 8% [?]

Son Yorumlar