Kemal Tahir’in, kurtuluş savaşı sonrasını anlatan Yol Ayrımı adlı romanına adını veren türküyü hatırladınız mı? ‘Şu dağın oylumuna / Doyulmaz yaylımına / Eğil gözlerinden öpe’m / Geldik yol ayrımına’ diyeni…

Ayrılık duygusuyla, dikkat kavramı bir arada…

Bizi, dikkatli olma yönü ilgilendiriyor. 

Tarım Bakanlığı’nı da aşan bir konudan söz edeceğim.

Bakanlıkların birleştirileceğine dair haberlerden sonra, Tarım ve Orman Bakanlıkları’nın, tek bakanlık olarak birleştirileceği, AB uyumu çerçevesinde Çevre’nin, ayrı bir bakanlık olarak süreceği söylenmektedir.

Bu, doğru mudur?

Şöyle bir zincir düşünelim: Bitkisel ve hayvansal alandaki tüm uygulama, sonuçta gıda güvenliği ve insan sağlığına ulaşmakta; diğer taraftan su ve toprak sağlığı ile toprak muhafaza açısından, tarımı ve çevreyi ilgilendirmektedir. Meyve ormanları (yekpare meyve sahaları) ise, hem çevreyi, hem de ormanı içine alır. Öte yandan, kırsal sanayinin yeni açılımlar, imkanlar ve yeni alanlar kazanarak, istihdam ve katma değer üzerindeki etkisi, bir ekonomik enstrüman olarak, aynı zamanda sosyal etkisi de olan bir fonksiyondur. Hayvancılığın, dünya standardında ve %70 oranıyla tarım içerisinde yer alması ile de iç içe bir tarımsal yapı oluşturulur.

Bütün bunlar nasıl olacak?

Üzerinde karlı bir tarımın yapılacağı optimum ölçekteki çiftlikle.

Yani, öncelikle arazi mülkiyet rejimi…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kurulduğundan bu yana, bu konuda ilk kez doğru bir karar vermeli, toprağı sil baştan yeniden düzenlemelidir.

Nasıl verimli olacaksa, öyle.

Peki, neden?

Eğer toprak yeni baştan dizayn edilmezse, şimdiye kadar olanlar yine olacak ve tarım, bu milletin çok az olan imkanlarını sömüren bir mecburiyet ekonomisi olarak sürecektir.

Sonunda ne olacak?

Kötü yönetilen, doğru karar verilmeyen ve bilimsellikten uzak her işte olduğu gibi, iflas edecek!

Devlet iflas eder mi?

Eder. Bunu, bu millet yaşadı.

İşte bu nedenle yol ayrımındayız. Bu nedenle Tarım Bakanlığı adı altında, başta toprak, gıda, bitkisel ve hayvansal üretim, orman ve su ürünleri açısından, bu ülkenin tüm imkanları, üretime odaklanarak yeniden düzenlenmelidir, diyoruz.

Mutlaka havza bazında; bilimin ışığında, tarihi ve sosyolojik yapıyı göz ardı etmeden, en hayati iş olarak tarım ciddiye alınmalı ve bir ulusal güvenlik olayı olarak bakılmalıdır. Başbakan, nasıl ki AB için görevlendireceği Bakanı, büyük bir dikkatle seçti, aynen öyle de, bu konuyu, yani birleştirilmiş ve ülkenin geleceği emanet edilmiş Tarım Bakanı’nı, aynı dikkatle, iyinin en iyisi olarak seçmelidir.

Tarım derken neden söz ediyoruz?

Şu anda tahminen-çünkü sağlıklı rakamlar yok- istihdamın %35’i tarımda çalışıyor ve GSMH’nın -belki- % 14 kadarını üretiyor. Dolaylı yoldan tarımdan geçinenleri de eklerseniz, tarım, nüfusun % 60’ını ilgilendirir. Bu kadar insanın ürettiği, mesela dış ticaretin çok az bir kısmını oluşturuyor.

Yani,

Rantabl olmayan bir işleyiş…

Ülke içerisinde üretilen gıdalar kontrolsüz ve büyük oranda zehirli. Daha acı olanı, hijyenik nedenlerle ihracattan geri dönen gıdalar, hiçbir engelle karşılaşmadan, iç tüketime veriliyor.

Erozyonda dünya rekoruna sahip bir yapı.

Birimden verim çok düşük.

Birçok temel tarım ürününü, tarım ülkesi olarak dışarıdan alıyor.

İnsanını, toprağını, imkanını değerlendiremiyor.

Tarımda, üretimsiz, verimsiz, tembel, marazi bir yapı söz konusu.

‘Ülkenin tüm muhalefeti’nde ise, ‘köylünün durumu çok kötü’den başka bir laf, somut bir çözüm önerisi yok.

Biz ne teklif ediyoruz baştan beri?

Onu siz biliyorsunuz. Şimdi tüm Türkiye konuşuyor bunu.

Yepyeni bir tarımsal yapı…

Yol ayrımında değil miyiz sizce?

Popularity: 6% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar