Fuzuli yazmak, Fuzuli okumak…
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
11 Eylül 2005
Son günlerde köşe yazarlığının gereği ile ilgili oluşturulan gündeme girmeyeceğim. Meraklıların bildiği gibi, internet ortamında başlayıp, gazetelere doğru ilerleyen bir tartışma bu. Daha çok, gazeteciliği meslek edinmişlerin sorunu gibi görünüyor.
Benim söz edeceğim Fuzuli, başka…
Bir kere bu Fuzuli, adam. Üstelik, şair bir adam… Dahası, Türkçenin doruğunda şiirler söyleyen bir şair adam…
Neredeyse, iyi ki hasta oldum, iyi ki uzun bir nekaheti yaşıyorum diyeceğim. Günlerdir şiirle meşgulüm. Canımın acısını şiire yatırıyorum. Özel olarak da, Fuzuli ile ilgili bir çalışma yaptım.
Fuzuli, benim çok değer verdiğim, dünya şiirinde çok özel bir yeri olduğuna inandığım bir şair.
Peki, nerede doğmuş, nerede yaşamış?
Bağdat ve çevresinde… Kerbela’da doğduğu kesin, Hille ve Necef’te ve doğal olarak Bağdat’ta bulunduğu biliniyor…
Üç devir yaşamış: Akkoyunlular, Safeviler, Osmanlılar…
Demek ki, o zaman da Bağdat, herkesin sahip olmak istediği bir yermiş… Daha doğru adıyla Irak-ı Arab… Eski, en eski adıyla Babil… Daha sonraları, Hz.Ali’den başlayarak, islam coğrafyasının en sancılı yeri…
Gelelim Fuzuli’ye… Genelde tüm sanatçıların, özel olarak şairlerin, doğdukları ve yetiştikleri ortamın, aile ve arkadaş çevrelerinin, fiziki görünümlerinin, daha birçok etmenin, eserlerine nasıl yansıdığını, merak ederim hep. Bu nedenle, sanatçıların hatıratını okumayı severim. Eserleri ile ilgili çok önemli ipuçları verir diye düşünürüm.
Bir psikiyatristin, bir şairi tahlil ettiğini düşünün. Onu anlamaya, çözmeye çalıştığını… Bilimin verileri ile, sanatçıdan yola çıkarak bir sanat eserinde insanoğlu için ipuçları aradığını hayal edin.
Tadına doyulmaz bir lezzet, aklın sınırlarını zorlayan bir ufuk olur…
Sahi, üniversiteler, mesela tıp fakülteleri niye böyle bir çalışma yapmazlar? Bir ressamın, bir romancının, bir kompozitörün, hayatının bir döneminde yaşadıklarının yansımasını anlatsalar bize mesela, ne iyi olur.
Prof.Dr. A.Karahan’ın yazdıklarından öğreniyoruz ki, Marburg Üniversitesi Psikiyatri ve Nöroloji Ord.Profesörü Dr.Ernst Kretschmer’in, 1942’de Türkçeye ‘Beden Yapısı ve Karakter’ adıyla çevrilen ilginç bir yapıtı varmış.
Prof.Karahan, bu eserin verilerinden hareketle, şiirlerinden yola çıkarak, bir Fuzuli tipine ulaşmaya çalışıyor. Ulaşıyor da..
Çok ilginç bir düşünce…
Biliyorsunuz, divan şairleri kendilerine bir isim seçer. Kerbela’da 1495’te doğmuş Süleyman oğlu Mehmed de ‘gereksiz, boşboğaz’ anlamına da gelen Fuzuli ismini seçmiş, ki, şiirleri, ileride başkalarının şiirleriyle karışmasın diye. Karışmamış da…
Uzun yıllar yaşamış bu bilgili, bu hoşsobet, bu aşık adam ve 1556’da veba salgınında ölmüş.
Geride, dünya şiirinin doruğunda binlerce şiir bırakarak.
Adı Fuzuli ama kendisi gereksiz ve boşuna yaşamamış.
Dünya yüzünde bürokrasi var oldukça, iş yapmama, savsaklama, rüşvet de var olacaktır sanki. Baksanıza, yaklaşık 500 yıl önce Fuzuli’nin ‘şikayetname’sine:
‘Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar. Hüküm gösterdim faydasızdır diye mültefit olmadılar.’(…) ‘Dedim, benim reayetim vacip görmüşler ve bana berat-ı tekaüd vermişler, ki, evkaftan hemişe behremend olam ve Padişaha feragatle dua kılam. Dediler, ey miskin, senin mezalimine girmişler ve sana sermaye-i tereddüd vermişler ki (sürekli uğraşasın, kötü yüzler görüp, kötü sözler işitesin).’ Sonunda pes ediyor. ‘Gördüm ki sualime cevaptan başka nesne vermezler’ diyerek, orayı terk ediyor.
500 yıl geçmesine rağmen, umudumuzu koruyalım değil mi Büyük Fuzuli?
(Gündemde olan Anayasa Mahkemesi meselesine, bir hatıra ile katılacağım, haftaya, Cumartesine…)
Popularity: 100% [?]

Son Yorumlar