Evinde televizyon var mı?’
Star Gazetesi Yazıları
Bu yazıyı yazdır
2 Ekim 2005
Türkiye, o günleri de yaşadı.. Alkolle arası yoksa bile, generalliği tehlikeye atmamak için, davetlerde, içtiği suya limon sıkıp, rakı veya votka içiyormuş gibi yapan Albay arkadaşlarımız oldu, şaşırdık… Bize göre, isteyen içer, istemeyen içmez. İçmek modernlik göstergesi sayılmayacağı gibi, alkol almayanlar da -ister inançları nedeniyle, ister sağlık sorunlarından dolayı, isterse sevmediği için- başka bir kategoriye sokulamaz.
İnsanın yüreği ile inancı arasındaki yolun bileceği bir iş olmasına rağmen, bu konuların teolojik negatif yanını pozitif görüntüyle devlet erkine karıştırmak, bunu yaparken de laik çizgiye tutunma vurgusu, nasıl bir hamakatti yıllar yılı?
Bir insanın mesleki başarısı, kültürel derinliği, yöneticilikteki ustalığı, insani vasıfları değil de; içki içip içmediği, karısının-kızının başının açık veya kapalı oluşu, şu yöreden, bu mezhepten olması, önemli görevlere atanmada kriter teşkil etti bu ülkede yıllarca, yazık ki ne kadar…
Bu, ciddi bir yanlıştı. Buna benzer, aynı kapıya çıkacak tersine bir uygulamayı yapacak her yönetimin de yanlışta olduğu, kuşkusuzdur.
Ufkumuzu genişletmeli şu 2005 yılı…
Türkiye’nin o günleri aştığını görmeliyiz artık.
Bilgi-beceri başta olmak üzere, liyakattan başka bir ölçü olmamalı bu ülkede; atanmak için de, seçilmek için de…
Gönlümüz onu istiyor, öyle bir Türkiye’de yaşamayı kendimize ve çocuklarımıza layık görüyoruz. Bunun gerçekleşmesi için çaba gösteriyoruz.
İnanıyoruz ki, bu ülke, bunu gerçekleştirecektir.
Çünkü geleneğinde ve genlerinde bu var, hem de en uç örneklerle.
İşini iyi yapabilen, yükselebileceği her yere yükselmiş, hiç bir engel olmaksızın… Okuma yazma bilmeyen adam, vali olabilmiş, (Arapgirli) Kavalalı Mehmet Ali Paşa örneğinde olduğu gibi. Hizmetleriyle Mısır’ı ihya etmiştir. Öte yandan, herkesin korsan diye küçümsediği Barbaros Hayrettin de, ünvanı ‘Paşa’ yapılarak, Kaptan-ı Derya’lığa atanmıştır.
Başka örnekler de var.
Başlangıçta olumlu, gerileme döneminde de olumsuz …
Yedi sekiz Hasan Paşa, olumsuzluğu temsil eder. İşini iyi yaptığı için değil de, başka nedenlerden, Osmanlıca yedi ve sekiz yazıp, araya çizgi çekince Hasan olarak okunmasını sağlayan, bunu imza olarak kullanan bu cahil ve uyanık Çorumlu’nun paşalığı anlatılmaktadır tarihlerde..
Seksen kaç küsür yıllık Cumhuriyet Dönemi bürokrasisinin oluşumunu inceleyecek bir araştırma, ne ilginç olurdu… Bunun yarısına biz de şahit olduk. Olmaya devam ediyoruz.Üniversiteler hadi bunu araştırmıyorlar, böyle dev bir konuyu pas geçiyorlar, bari romancılar boş durmasa, onlar araştırsalar…
Kemal Tahir sağ olacaktı ki…
Meteoroloji’nin bağlı olduğu bir Bakan hakkında, ne kadar çok fıkra anlatılmaktaydı, biliyorsunuz. Bir bakıma, dönemini en iyi temsil edebilen bir örnekti.
Size bir olay anlatacağım, kendinizi benim yerime koyar mısınız?
Ofisinizde çalışıyorsunuz. Saat, 19’u biraz geçiyor. Telefonunuz çalıyor. Karşınızda Cumhurbaşkanı… Size, cevabını bilmediğiniz bir soru soruyor. Siz, beş dakika içinde inceleyip, soruya cevap vereceğinizi, kanaatinizi bildireceğinizi söylüyorsunuz. Bildiriyorsunuz da. Yaklaşık iki saat sonra öğreniyorsunuz ki, zamanın İçişleri Bakanı, sizin cevabınızı teyit etmek üzere, Cumhurbaşkanı tarafından bir eve gönderilmiş.
Ertesi gün gazeteler, Cumhurbaşkanı’nın şöyle dediğini yazdı: ‘Anayasa Mahkemesi’ne filancayı atadım. İki mutemet adamıma tahkik ettirdim, evinde televizyon var!’
Sorunun cevabı buydu, sorulan bendim.
Cumhurbaşkanı, Turgut Özal…
Bakan da A. Kadir Aksu’ydu…
Ne hukuk bilgisi sorgulandı çünkü basında, ne bilgelik, ne erdem…
Sadece tv.
Popularity: 7% [?]

Son Yorumlar