“Eşgın” sever misiniz?
Malatya Yenigün
Bu yazıyı yazdır
22 Mayıs 2008
Ben çok severim.Çocukluğumla birlikte, çok büyük bir özlemle hatırladığım için severim, çocukluğumun Malatyasının sembollerinden birisi olduğu için de ayrıca sevgiyle hatırlarım.
Piyasaya arzıendam ettiği kısa bir dönem vardır. Bu kısacık sürede, dostlarım ne yapar eder, mutlaka bana eşgın ulaştırır.
Birkaç günden beri İstanbuldayım.
Akşam eve geldim, eşim, mutfakta bir sürprizimiz var, dedi.
Tezgahın üstünde gördüğüm eşgın demetleri, bana, gençliğimin ve çocukluğumun içinde saklandığı, çok özel saatler yaşattı.
Bilmeyenler için, bizim Malatya yerel diliyle “eşgın” dediğimiz “ışkın”ı anlatalım.
Kayalık yerlerde, dağlarda yetişen; yeşil, mayhoş, kabuğu muz gibi soyulabilen, şeker hastalığına iyi geldiği söylenen bir bitki.
Mayıs ayında, kısa bir dönemde yetişir.
Eşanlamlısı: Ravent, Latince adı: Rheum ribes, Doğuda bazı yerlerde de ribeş denirmiş eşgına.
Çocukluğumuzda, Yeşilyurt’un üstündeki Porga köylerinden getirilip, genellikle katır sırtında satılan, satarken de “Eşgın ha eşgın!” diye bağırılan, Malatya sokaklarını çınlatan unutulmaz bir tad,bir renk, bir ses, bir koku yumağı….
Oğlumun işyeri Şişli’de. İşten çıktığında, bir adamın eşgın demetlerini satmaya çalıştığını görmüş.
Herkes garip bir biçimde bu tanımadıkları nesneye bakıyormuş. Soranlar da olmuş, ne olduğunu.
Bana ikram etmek üzere iki bağ almış ve hemen Malatyalılardan oluşan bir kalabalık birikmiş, kısa sürede eşgını bitirmişler.
Birçok insanın hiç tatmadığı, tatsa da belki hoşlanmayacağı, varlığı ve yokluğu onlar için farksız olan eşgın, bizim için niye bu kadar önemli?
Eşgınla olan bağımızı, alışkanlıklarımızla telif etmek mümkün, çocukluğumuza ait bir nostalji olarak açıklamak olası, kendi şehrimizin bir “özel”i ve “özelliği” olduğu bilinciyle algılamak da yanlış olmaz…
Her neyse, sonuç olarak eşgın bizim için önemli.
Malatya yemekleri kadar; tandır ekmeği, yufka; üzerine teze yağ sürülmüş sıcak eşgileme ekmeği kadar; kaysı kadar, çocukluğumuzda oynadığımız oyunlar kadar, o olmasaydı çoğumuz yüzme bilmeyecektik diyebileceğimiz Derme kadar, yaşadığımız sıcak yazlar, soğuk kışlar kadar, meyvenin ve sebzenin envai türlüsü kadar bize ait, bizim için önemli…
Buradan hareketle, niçin Malatya ile yatıp, Malatya ile kalktığımızı da anlatmak mümkün.
Şüphesiz ki, yaşadığımız dünya, nimetleri ve sorunlarıyla, yaşadığımız sürece hepimizin.
Bu günlerde fazlasıyla gündemde olan ozon tabakasının delinmesi, küresel ısınma, depremler, kasırgalar, doğal afetler, şu an için bize dokunmasa da, dünyalı olan herkesin, hepimizin sorunu.
Diğer taraftan Türkiye’de yaşadığımız için sadece bizi ilgilendiren sorunlarımız var…
Tüm sektörlerdeki verimsizlik, ekonominin kötü oluşu, az ve kalitesiz üretip, çok ve kaliteli tüketmek istememiz arasındaki oransızlıktan kaynaklanan sorunlarımız, anayasa başta olmak üzere yasalarımızın yetersizliği, ondan kaynaklanan yargı problemleri, terörün bizden çaldıkları, devlet sistemimizin oluşumundaki yanlışlıklar, dünyanın aldığı mesafe ile bizim gerilerde kalışımız arasındaki ürkütücü boşluk…
Tüm bunlar da bizim ülkemizin sorunları, bizim sorunlarımız.
Başkalarını fazlaca ilgilendirmeyen şeyler.
Ama bizim açımızdan yaşamsal öneme sahip.
Onun gibi, bazı şeyler de var ki, sadece Malatya’yı ve Malatyalılar’ı ilgilendiriyor.
Malatyaspor, bizim dışımızda çok az insanın aklına gelen bir kavramdır.
Malatya da öyle, kaysı da…
Şehircilik açısından Malatya’nın insanı rahatsız eden bir şehir oluşu, günübirlik Malatya’da bulunan insanı niçin ilgilendirsin ki… Hatta, mesela Akpınar’dan geçerken o üstünüze üstünüze gelen kuralsızlık, bir turist için ilginç te olabilir.
Şehir, insanlara yaşam alanı bırakmayacak kadar kargaşa içinde…
Bu da Malatyalılar için ciddi bir sorun.
Bütün bunlar da bizim ilgi alanımıza giriyor özel olarak.
Tahnebi üzümün yaşadığı mantar sorunu, ülkemiz üzümcülüğü açısından, ekonomik bir önem taşımayabilir.
Ama bizim için öyle mi?
Bizim damağımızda tahnebinin, bu, bize göre dünyanın en lezzetli üzümünün, olmaması büyük bir eksiklik.
Bunun gibi mişmiş yerken o özel rayihayı, ancak biz hissedebiliriz.
Kirazdan duta, çam çefteliden kızılcığa kadar, sahip olduğumuz her şey, bir bakıma bizim kutsalımız; bizim vazgeçilmezimiz, bizim dünyada yer tutuşumuzun nedeni olan şeylerdir.
Bir Hekimhan cevizinden nasıl vazgeçeriz, ya da Doğanşehir elmasından, Sürgü fasülyesinden…
Bir Arguvan türküsünün yürek paralayan olgunluğunu başka ne verir bize?
Ya da Arapgir’de yediğimiz kühne üzümünün tadı kaç yüzyılda oluştu?
Yama dağındaki otların hülasası olan çökelekle yoğurulmuş teze yağın kokusu süsledi soframızı…
Kündübek çeftelisi, Tecde alması, Barguzu alması, mılloz gavunu, Fırat büklerinin karpuzu…
Bütün bunlardan ve benzeri nedenlerden dolayı, bir kimliğe, Malatyalı olma kimliğine sahibiz ve bu bizim hepimizin ortak paydası.
En çok biz koruyacağız değerlerimizi, üzerinde titreyeceğiz: bir kutsal emanet gibi, bizden sonra gelenlere devredecğiz.
O yüzden, oğlumun, İstanbul’da bana bulduğu eşgın, benim için ödüllerin en büyüğü.
Bu bir ‘hak’tır. Yani Malatyalı olma hakkı…
Bu hakka dayanarak Malatya’nın şehir planı ile ilgili konuşuruz.
Bu hakka dayanarak, kaysı meselesi uğraş alanımızdır.
Kaysıdan bir milyar dolarlık yıllık gelir idealimizdir, bir nevi kızılelmamızdır; onun ardından gideriz.
Malatya’nın eğitimden tarıma her sorunu hepimizin sorunudur, bu hakla ilgililerden ve yetkililerden hesap sorarız.
Malatya peynirini tandır ekmeğinin arasına koyar, biraz da aşşağışeher maydanozu eklersek, bizim damağımız için bu dünyanın en büyük lezzetidir.
İşte bu duygu, Malatya üzerine konuşma hakkını da verir bize.
Bundan aldığımız güçle, Şeker Fabrikası’nın Malatyalı pancar çiftçisine satılması gerektiğini, gönül rahatlığıyla söyler, ileride Malatya’yı uçuracak bir güce dönüştüreceğimizi, iddia ederiz.
Eşgını soyduğumuzda oluşan o kekre koku var ya, o anamızın kokusudur, o babamızın saygınlığıdır, o kardeşimizin yüreğidir…
O Malatyadır…
O yüzden biz de Malatya’yız işte!
Popularity: 19% [?]

6 Haziran 2008, 11:36
Sayın Ünaldı çok güzel özetlemiş kalemine yüreğine sağlık bizleri yıllar öncesine çocukluk yıllarımıza götürdünüz bir malatyalı olarak hamurumuzun yoğrulduğu o toprakları unutmak imkansız istanbulda yaşayan bir malatyalı[gündüzbey]olarak çook özlüyorum çocukluğumuzun geçtiği o güzel cennet köşelerini malatyayı, yeşilyurdu, gündüzbeyi, dalbastısını, şeftalisini, pestilini, üzümünü, eşkınını, insanını
saygılarımla
3 Haziran 2008, 17:56
sayın ünaldı çok güzel özetlemiş kalemine yüreğine sağlık bizleri yıllar öncesine çocukluk yıllarımıza götürdünüz bir malatyalı olarak hamurumuzun yoğrulduğu o toprakları unutmak imkansız istanbulda yaşayan bir malatyalı[gündüzbey]olarak çook özlüyorum çocukluğumuzun geçtiği o güzel cennet köşelerini malatyayı ,yeşilyurdu,gündüzbeyi,dalbast ısını,şeftalisini,pestilini,üz ümünü,eşkınını,insanını saygılarımla
26 Mayıs 2008, 13:32
Cümali bey kalemine sağlık.Çok teşekür ediyorum.
www.kamilgoksu.com