Cüneyt Ülsever’in hakkını teslim etmek gerek. Türkiye’nin, televoleye odaklandığı bir zamanda, en sevimsiz konuyu, ‘tarım’ı gündeme taşıdı.

Hem sevimsiz, hem önemsiz; sonuçta bir yığın köylünün yaptığı iş, olarak düşünüldü tarım bizde, yıllar yılı. Ekonominin kalbi olduğu gerçeği, ancak 60’lardan sonra ve Avrupa ile yakın temasla farkedildi. Daha sonra ABD ve birçok gelişmiş ülkenin de tarımı baş köşeye oturttuğu anlaşıldı. 

Yine de, rahmetli Bahri Dağdaş’ı saymazsak, tarım, tüm hükümetlerde garip geldi, garip gitti. En becerikli siyasiler parlak, ‘janjanlı bakanlıklar’a; en sessizleri ise tarım, orman ve çevrede muhatabını bulan ‘köylü bakanlıklar’a getirildi.

Yine de, hayf ki, tüm bu dönemleri simgeleyen ‘Kim ne verirse, 5000 fazla veririm’ aldatmacasıyla, seçim kazanılabilmiştir ülkemizde. Üstelik bu sözü söyleyen, sanki kendisi o dönemlerde yürütme erkinin başı değilmiş gibi, en aklıbaşında bir biçimde tarımı eleştirebilmiştir ‘tarım şuraları’nda.

Bir hakkı daha teslim etmek lazım.

Tarım konusunda en doğru öneri, Atatürk’ten gelmiştir. Ne yazık ki, tüm iktidarlar tarım konusundaki bu doğru sözlere karşı, sessiz ve kayıtsız kalmıştır.

Şimdi sıkı durun, bu sözler 1.11.1937 tarihinde, TBMM, V. devre 3. toplantı yılı’ açış konuşmasıdır.

Ne demiştir Atatürk tarım konusunda, tam 68 yıl önce?

1. Milli ekonominin temeli ziraattır.

2. Ciddi etüdlere dayalı bir ziraat siyaseti tesbit etmek ve onun için de, her köylünün ve bütün vatandaşların kolayca kavrayabileceği ve severek tatbik edebileceği bir ziraat rejimi kurmak lazımdır.

3. Memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır.

4. Bir çiftçi ailesini geçindirebilen toprak, hiçbir sebep ve suretle, bölünmez bir mahiyet almalıdır.

5. Memleketi iklim, su ve toprak verimi bakımından ziraat bölgelerine ayırmak icab eder.

6. Bütün gıda ihtiyaçlarımızla, endüstrimizin dayandığı türlü iptidai maddeleri temin ve harici ticaretimizin esasını teşkil eden çeşitli mahsüllerimizin ayrı ayrı her birinde miktarını arttırmak, kalitesini yükseltmek, istihsal masraflarını azaltmak, hastalık ve düşmanlarıyla uğraşmak için gereken teknik ve kanuni her tedbir vakit geçirilmeden alınmalıdır.

Tam AB kriterleri gibi!

Doğru, bilimsel ve hala uygulanabilir nitelikte.

Ülsever’e göre ANAVATAN PARTİSİ, tarıma dayalı bir muhalefet yapmak için Türkiye’yi dolaşıyor. Erkan Mumcu’nun çıkış noktası, tarımın verimsizliği üzerine kurulu. Peki, çözüm? İhtiyaç olan, dış alımla karşılanan ürünler, önceden ilan edilerek, onlara teşvik verilecek… Başka ayrıntılar da var, ama esas bu.

Yüzde yüz doğru. Yıllardır yazılıp söylenen doğrular.

Erkan Mumcu’nun yanılgısı şu: Bu tedbirlerin tamamı, anlıktır. Sorunun bir kısmını, o yıl için çözmeye yarar. Sorunun kendisi durur.

Meselenin aslı topraktır. Tarım, orman, GAP ve çevre, bir bütün olarak ele alınmadıkça, Türkiye’deki çöküntü devam eder. Kaynaklarımızı israf eder, dururuz.

Türkiye, devasa bir ülke. Düşünün ki, Yunanistan’ın tüm tarım alanı 3.9 milyon hektar. Yani bizim arpa ektiğimiz alan kadar. Belçika’nın tarım alanı, Konya’dan küçük. Oysa biz, her yıl 5 milyon hektar alanı nadasa bırakıyoruz, 2.5 milyon hektar tarım alanını terketmişiz. Neredeyse birkaç devletin toprağı kadar olan 20 milyon hektarlık 4- 7. sınıf arazi, meyve ormanları yapılmayı bekliyor.

Öte yandan bu ülkenin insanı, aşsızlıktan, işsizlikten kırılıyor.

Hiçbir kaynağımızı değerlendiremiyoruz.

Geçen yazımda, ‘atın önünde et, itin önünde ot var’ deyişimin nedeni de bu.

Önce, 68 yıl öncesini aşıp, bugünü yakalayalım.

Gerisi gelir…

(Çarşamba’ya devam edecek)

Popularity: 5% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar