Türkiye Yazarlar Birliği kongresinde, (eski) Hatay Milletvekili Dr. Mehmet Sılay’ın kısaca söz etmesiyle ve davetiyle başladı her şey. Programı da görünce, hemen eşimi aradım, bir engeli yoksa, 30 Nisan günü İspanya’ya gideceğimizi söyledim.Orada karar verdik.

Sevilla, Maraga, Marbella, Cordoba ve Granada’dan oluşan gezi ile ilgili kararımız böyle oluştu.

İstanbul’dan Yunanistan’a, Oradan Arnavutluk, İtalya’nın güneyi, Fransa, birkaç küçüklü büyüklü ada geçtik; bir bakıma boydan boya Akdeniz’i…

Sevilla havaalanına inerken, bir inci gibi serpiştirilmiş sulama havuzu ve göletlere hayran kaldım.
17’de havalandık, 22’de Sevilla’daydık. Batı olduğu için hala güneş vardı, akşam olmamıştı.

Böylece, akşam güneşinin kızıllığında, İbn-i Rüşd’ün, İbn-i Haldun’un, Muhyiddin-i Arabi’nin ülkesine ayak bastık.

Biliyorsunuz, Endülüs Emevileri 8.yüzyıldan 1492’ye kadar burada devlet kurmuşlar, yaklaşık 800 yıl.

Malaga’nın bir ilçesi konumunda olan, deniz kenarındaki Torre Molinos’taki otelimize yerleştik.
1 Mayıs günü Kurtuba’ya (Cordoba) gittik. Dünyanın belki de en çok sütunlu camii olan Kurtuba Camiindeyim. Binin üzerinde sütun var, sanki bir sütun denizi…

1492’den beri katedral, bazı tadilatlarla bu dönüşümü yapmışlar. Halen de ibadete açık Hristiyanlar için…

İnançlar da uygarlıklar gibi birbirüstüne oturuyor.

Camii olan kiliseler, kilise olan camiiler…

Torre Molinos ile Cordoba arası 192 kilometre ve tamamen zeytinlik. Dağ taş, dere tepe; her yerde zeytinlikler. Düzenli dikilmiş zeytin ağaçları.

Hiç köy yok, zeytinlikler, büyük çiftlikler biçiminde.

Dünya zeytinyağının çok büyük bir kısmını İspanya üretiyor.

2 Mayıs günü Malaga’ya gittik. Picasso, Malaga’da doğmuş, doğduğu ev, katedralin yakınında, bir apartman katı…

Marbella’ya geçtik. Cuma namazını Marbella’da, Suud Kralı’nın yaptırdığı camide kıldık. Her milletten insan var. Cumanın bayram olma vurgusunu en çok zencilerde görmek mümkün. Bayram çocuğu gibi sevinçliler.

Camii çıkışında kokulu otlar satılıyordu ve içlerinde en çok da “narpuz” vardı. Narpuz ne diye soran olur mu Malatyalılardan? Su kenarında yetişen yabani nane… En çok da ayranlı çorbaya yakışıyor, degil mi?
Malaga’da ısı, yazın 50 dereceye kadar çıkıyormuş. Şimdi, tam zamanıydı.

Cumartesi günü Granada’ya gidiyoruz. Yine o muhteşem zeytinlikler yol boyu.

Granada, nar şehri demekmiş.

Nar, şehrin simgesi.

Sierra Nevada sıradağlarının kar sularıyla sulanıyor Granada…

Şehirde bir bayram vardı. Pagan geçmişinden Hristiyanlığa da geçmiş olan bir bayram.

Çok insan, özellikle de çocuklar, yerel kıyafetlerle dolaşıyorlar.

Çok güzel ve bakımlı atlara binmiş özel kıyafetli erkekler, gruplar halinde geçip gittiler.

Kraliçe İsabel, müthiş bir kadın, birçok yerde heykeli var. Özelliği şu, Endülüs’ü almaya o kadar kararlı ki, Endülüs alınıncaya kadar yıkanmamaya yemin etmiş. Adı “Pasaklı İsabel”e çıkmış, ama Endülüs’ü de almış.

İrade diye buna denir.

Elhamra sarayını gezdik Granada’da…

Özellikleri çok olan bir saray.

Pazar günü Sevilla’daydık.

Araplardan kalan surlar hala yerli yerinde duruyor.

Sevilla’nın, müslümanlar dönemindeki adı İşbiliye. Tam adına layık bir ulucamii var. Çok büyük ve heybetli. Şimdi katedral yapılmış. Pazar, ibadet günü olduğundan, gezmemize izin vermediler.
Sevilla’nın ortasında kocaman bir ırmak akıyor: Quadelkevir. Endülüs’ün Siyasi Tarihi adında çok dolu ve hacimli bir kitap okumuştum yıllar önce. Vadi el-Kebir bu ırmağın asıl adı. Qadelkevir’e dönüşmüş.

Bu ırmağı dolaştık tekneyle.

Irmağın kıyısında kocaman bir bina: Diario de Sevilla yazıyor. Sevilla yerel gazetesinin binası. Sevilla’da tüm ulusal gazetelerin toplamından daha çok satıyor.

Kocaman bir tiyatro binası: Yaz kış tıklım tıklım dolarmış.

Sevilla’da büyük bir arena var.

Size bir seyahatin, bana ilginç gelen hikayesini yazdım.

Beş gün boyunca bizi gezdiren rehberimiz Selahattin Kaçaran, Türkiye’de İspanyol dili ve edebiyatı okumuş, İspanya’ya gitmiş master için, orada katolik bir hanımla evlenmiş. İki oğlu var. Çocuklarını Türk ve Müslüman kimliğiyle yetiştirmiş. Büyük oğlu Ediz, son gün bizimle birlikte gezdi.

Rehber Selahattin’le konuşurken, bir ara Malatya’dan sözettim.

Meğer annesi Malatyalıymış ve baştan beri benimle konuşmak istiyormuş.

Beni dayılarına benzetmiş.

Selahattin’in annesi, Arguvan’ın Ermişli köyünden ve kızlık soyadı “Kardaş” olan bir kardeşimiz.
Bakar mısınız, İspanya’da bile bir Malatyalı bulabilen hemşehriciliğime…

Pazartesi günü döndük Türkiye’ye…

Popularity: 15% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar

  • No related posts