Bir bakıyorsunuz, küçücük bir oluşum, hiç raslanmadık bir biçimde, kartopu gibi büyüye büyüye, umulmadık boyutlara ulaşıyor.Çevremize bakalım…

Malatyalı tanınmış iş adamlarının, hemen hemen hepsinin dilinin altında böyle bir hikaye vardır.

Bir de dünya geneline…

Mesela, son oluşum olan Amerika’ya bir göz atalım…

Amerika gibi ülkeler kuruluş dönemlerinde, hayatın insanlara bolca imkanlar sunduğu bir ortam geliştirmiştir. Amerika’nın kuruluş öyküsü, kızılderililer ve zenciler için bir hüzün hülasası olsa da (zencileri Malcolm X’in otobiyografisinden, kızılderilileri de Kalbimi Vatanıma Gömün adlı romandan okuyun), gemiden inip ayağını Amerika toprağına bastığı anda, önüne bir ova gibi hayatın açıldığı göçmen beyaz adam için, çok renkli ve verimli bir dünyadır.

İsterse tek insan gerçeği, isterse topluluk bileşeni içerisinde olsun…

Bütün başarı hikayelerinin ortak noktası, zamanı iyi kavramak, imkanları yakalayabilmek, bir de bölünmelere değil de birleşmelere yönelik derin bir arzu taşımaktan geçer.

Başka?..

Ayrıca farklı olmaktır, bilinen şablonların dışına taşmaktır, yeniliklere ve bilimsel verilere dayanmaktır.

Bir de bilinmeyenin gizemli kilidini kurcalamaktır.

Yani, ayağını “hal”e kuvvetlice basıp, geçmişten aldığı güçle geleceğin hayalini kurmaktır.

Emperyal olabilmeyi başaranlara bakın, hem birey ekseninde, hem de devlet bütünü içerisinde…

Birey eksenli başarıya örnek olarak Mevlana’yı vermek istiyorum.

Babaannesi Harezm ülkesinin çok soylu bir prensesi, annesi de Belh valisinin, yani oturdukları şehrin valisinin kızı…

Yani, yönetici bir soyun kalıntılarını taşımakta…

Babası ve dedesi bilim adamı…

Tahmin edilmektedir ki, belki de hakimiyet paylaşımı nedeniyle, ülkeleri kendilerine dar gelmeye başlıyor; kopuyorlar topraklarından.

Haritaya bakıldığında, insanın başını döndüren bir göç yolu…

Belh-Şam-Malatya-Erzincan-Karaman (Larende) eksenli uzun bir gezme, dolanma, arayış çizgisi…

Ve Konya…

Konya’ya yerleştikten sonra oranın yerlisi olmak…

Bu fiziki anlamda Mevlana’nın macerası…

Bir de ruhsal öyküsü var.

Tebrizli Şems ile tanışıncaya dek kurallara bağlı olan yaşamı, Şems miladından sonra değişiyor, kuralları aşan bir çizgiyle bütünleşiyor.

Mevlana’yı, bugün bir dünya arananı yapan sır da, belki bu aşkınlığı yakalaması nedeniyledir. Bu gelişim yüzündendir.

Bireysel başarının özgün örneklerinden birisi, belki de bizim coğrafyamızda başta gelenidir Mevlana…

Bir de toplumsal başarı örneği olarak, devlet düzeyinde bir oluşum; Osmanlı İmparatorluğu’nun hikayesi ilginç.

Onun da geliş yeri Asya.

Aynı kaderle, Moğol yayılmacılığının oluşturduğu “kaçgunluk”  kaosuyla kopuyorlar topraklarından.

Yine uzun bir göç yolu…

Ve Bizans’la temas noktası olarak Söğüt toprağında yerleşim…

Dikkat edilmesi gereken bir incelik: Bizans çökmektedir…

Nedenleri çoktur ama, o süreç başlamıştır.

Bir tarafın çöküntüsü ve çürüyüşü, diğer tarafı beslemektedir.

Endülüslü büyük sosyolog İbn-i Haldun’un hala aşılamayan  “hazeriler-medeniler” yani kırsal kökenden gelenlerin diriliğinin, şehrin çürümüşlüğünü altetmesi tezi doğrultusunda, Osmanlı, bir ateş gibi yana yana Bizans kütüğünü bitiriyor.

Bu büyümeyi birleşmelerle, bütünleşmelerle, anlayış göstermekle, saygılı olmakla, adaletli davranmakla, hatta çağdaş olmakla sağlıyor.

Öylesine bir cazibe ki, Bizanslıların da gıpta ettiği, onlarla birlikte olmayı düşlediği, o takım ruhunu solumak istediği, dört dörtlük bir yapı…

1299-1923 arası tam 624 yıl, yıkıldığı güne kadar bir dünya devleti olarak varlığını sürdürme başarısı…

Hataları ve sevaplarıyla, Osmanlı devleti bir başarı öyküsüdür. Bunu da en güzel, çok sevgili Prof. Dr. lber Ortaylı anlatmaktadır, o emperyal kuşatışıyla…

Diyeceğim o ki, gerek bireysel eksenli, gerek toplumsal eksenli iki başarı öyküsü, bizim coğrafyamızın hafızasının DNA’larında gizlidir.

Bunu hepimiz biliriz, hepimiz hatırlarız.

Peki, o zaman neden siyasal partilerimiz bunu bir yasa gibi göz önünde tutmazlar?

Neden büyümeye ve emperyal olmaya değil de, küçülmeye ve bölünmeye çevirirler yüzlerini?

% 47, matematikteki “pi sayısı” gibi sabit bir sayı mıdır?

Gel de Mehmet Akif’i hatırlama…

Hani, şu, “ibret alınsa tarih tekerrür eder miydi” anlamına gelen sözünü…

BU YAZIYA YARDIMCI NOTLAR:

1.İncilde geçen bir söz:”Kim hangi silahla öldürdüyse, o silahla öldürülür.”

2. “Şans, ancak ona hazır olanlara güler” anlamı taşıyan popüler söz.

Popularity: 14% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar