Elma ve Kurt
Malatya Yenigün
Bu yazıyı yazdır
7 Şubat 2008
1. İktidarlar ne zaman değişir? İktidarlar, yapacakları yenilikleri tüketip, statükoya esir oldukları zamandan itibaren, zayıflamaya, erime sürecine girmeye başlarlar.
En muhafazakar sanılan yönetimin bile, daha öncekilere göre, bir farklılığı vardır ki, o farklılık yardımıyla yönetme konumuna gelmiştir.
Yapacağını yapmış, işini bitirmiş, futbol terimiyle, orta sahada top çevirmeye başlamıştır…
Eğer bu durumu, yenilik diye topluma kabul ettirirse bir süre daha devam eder. Ama toplum durumu fark ederse, yani yapacaklarını tüketmiş bir parti görünümündeyse, en yenilikçi görünmeyi kamuoyuna kabul ettirmiş başka bir parti tarafından alaşağı edilir.
Tabii ki demokratik yöntemlerle, yani seçimle.
Bu durumu en güzel İbn-i Haldun ortaya koyuyor Mukaddeme’de.
İbn-i Haldun, kırsalda yaşayan, değer yargıları net ve hayatları sade olan, dünya görüşleri etik değerlere uygun düşen bir gurubun, güçlenerek, artık pörsümüş olan şehirde yaşayanları alaşağı ederek onların yerine geçtiklerini, kendi değer yargılarını bir süre devam ettirdiklerini, yavaş yavaş yıktıkları yönetimin alışkanlıklarını tevarüs etmeye başladıklarını yazar.
İşte bu zaman, kurdun elmaya girdiği dönemdir.
Yavaş yavaş kurt elmayı yer ve çürütür.
Bu sefer de, kırsaldan, bozulmamış başka bir gurup gelir, onları devirir, yerlerine geçer.
Bu döngü böylelikle devam eder, gider.
2. Gelelim Türkiye’ye…
Son yirmi yıllık macerayı hepimiz biliyoruz.
12 Eylül 1980 milat gibidir.
Ordu ihtilal yapar, gerekçeleri, daha sonra kendiliğinden çürüyecek kadar yüzeyseldir.
Bir süre ülkeyi yönetirler.
Ardından seçimler, ANAP ve Özal…
Bir dönem gerçekten farklılaştırma amaçlı, radikal kararlar alırlar ve uygularlar.
Olumlu sonuçları da görülür.
Daha sonra iktidarda kalabilmek için satranç oyunları; seçim sistemiyle oynamalar, il-ilçe yapmalar, akla hayale gelmeyen oyunlar…
Bir süre daha devam ettirir iktidarı, ancak, çöküşü de o oranda hızlandırır.
ANAP’ın çöküşünün, Özal’ın Cumhurbaşkanı olmasıyla başladığını söylemek yanlış olmaz.
Önce kurduğu partinin, kurucusuna cephe alması gibi bir garabet, daha sonra da o güne kadar savunduğu her şeye karşı gelmek…
Parti, kendi içerisinde guruplara bölündü, herkes kendini çok önemli adam sandı; ayrıştılar…
ANAP bitti, en son, çay parasını ödeyebilmek için parti binasını satmayı düşünüyorlardı, şimdi temelli yoklar.
DYP de öyle…
(D)emirel’in (Y)eni (P)artisi açılımını hakedecek faaliyetler yaptı, S.Demirel’i önce Başbakanlığa, sonra Cumhurbaşkanlığına getirdi, işlevi bitti ve kendi kendini yok etti.
Milli Nizam Partisi’nden de önce, Erbakan’ın AP Konya adaylığının vetosundan başlayarak, TOBB başkanlığından alınması; daha sonra MNP, MSP, RP hareketi, Necmettin Erbakan’ı iktidara getirme eylemiydi. Fonksiyonunu icra etti ve biti.
Biterken, bir grup genç, trenden atladı, bir süre daha hayatiyetlerini sürdürdü.
Yeniden partileşerek…
AK Parti, bu kargaşadan doğdu…
Türkiye’nin iyi yönetilmediği gerçeği üzerine, nasıl yönetilebileceğine dair doğru çözümler üretti ve bunları uygulamadı.
Aylarca çalışıldı, bilgiler derlendi ve değerlendirildi, dünya ile entegre bir yönetimin gerçekleştirilmesine kafa yoruldu…
Ne yazık ki, esastan değişiklik gerektirecek radikal kararlar uygulanmadı da, geçici bir rahatlık sağlayacak ama durumu daha da zorlaştıracak uygulamalar tercih edildi.
Mesela, tarımda devrim yapacak hiçbir şey yapılmadı, ama aynı zamanda oy getirisi yüksek olan gıda ve kömür dağıtımı gibi, halka balık verme alışkanlıkları sürdürüldü.
Mikrokredi bile çok şey değiştirebilirdi, onu Türkiye’ye getiren ve yaygınlaştıran Prof. Dr. Aziz Akgül gibi öncüler bile bu dönem parlamento dışında bırakıldı.
Ama başka şeyler de oldu…
Birilerini Bakan, birilerini Başbakan, birilerini cumhurbaşkanı yaptı bunca yıllık çabalar; bunları yaparken de her zaman mağduriyetlere dayandı.
Her zaman iyi şeyler yapmak istiyorlar, ancak birileri engel oluyor imajı görüntüdeydi.
En son “türban” olayı, bu arabayı bir süre daha götürebilirdi ki…
MHP, o güne kadar olmayan bir ferasetle, sihirbazın numarasını çaktı, ben de varım dedi ve oyunu bozdu.
Bunun en açık göstergesi de, MetroPoll araştırma şirketi’nin siyasal durum araştırmasında görüldü.
Aralık 2007’de %51.9 olan AKP oyları, Ocak 2008’de %43.9’ düşmüştü…
Hatırlarsanız, AK Parti oylarındaki artışın, büyük bir düşüş biçimine dönüşeceğini yazmıştım daha önceki yazılarımda. Bu bir keramet değildi, sadece Başbakan’ın bile seçim öncesi %26 olduğunu söylediği AK Parti oylarından, “mağduriyet” getirilerinin çıkarılmasıydı…
3. Şunu istemeye ve gerçekleştirmeye hakkımız var…
Bu ülkenin geleceği ile sırf iktidarda kalmak ve nemalanmak biçiminde bir kişisel yarardan dolayı, kimsenin oynamaya hakkı yok.
Ortaya düzgün bir program ve sağlıklı bir uygulama koyamadıktan sonra, şunun bunun Bakan, Başbakan, Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı veya üst bürokrat olması, halkın durumunu iyileştirmez.
Türkiye’nin sorunları ve çözümleri belli…
Ben, Cumali Ünaldı olarak bu ülkenin tarım sorununu yıllardır inceliyorum, çözüm üretiyorum. Bunları yazıyla ve kitapla da ortaya koydum.
Şunu inanarak söyleyebilirim ki, tarım- orman- gıda- çevre konusundaki tüm uygulamalar, ne yazık ki; bir aldatmacadan ibaret.
Bu ülkenin hayrına ve yararına değil.
Bu ülkenin çok değerli yıllarını heba etmekten ibaret.
Bir GAP uygulaması bile, bu ülkede çok şeyi değiştirecekken, yürütme erki, ne yazık ki, illüzyon, yani gözbağcılık yapıyor.
İşin en acı tarafı nedir biliyor musunuz?
Bu insanlar, bu erki; bu illüzyonu-gözbağcılığı önlemek için halktan emanet olarak aldı.
4. Bu halk, emanetini başkalarına vermesini de bilir.
Ancak, şu geçen yıllara, altın değerindeki zamana yazık oluyor…
Popularity: 27% [?]

7 Şubat 2008, 20:12
Değerli yazarımız Cumali Ünaldı Bey’e yazmış olduğu bu güzel yazı için evvela teşekkür ederim.
Aslında yazmış olduğu bu yazı basit bir köşe yazısı olmamakla beraber Türkiye’nin Cumali Bey’in de dediği gibi 12 eylül 1980, yani milattan sonraki dönemini çok güzel, net, kısa ama gerçek olarak ortaya koymuştur. Türkiye’de türban kimsenin tekelinde değildir. Bu arada MHP’nin tavrı gayet net ve açıktır. Toplumun her kesiminde taktir toplamaktadır.
Yazılarınızın devamını diler, saygılar sunarım.