Elazığ-Malatya-Adıyaman: Başka yolu yok!
Malatya Yenigün Yazıları
Bu yazıyı yazdır
6 Haziran 2008
Ne kadar uzak bir tarih gibi geliyor, arşive baktım, 15 Nisan 2006’da gerçekleştirmişiz “Malatya Üzerine Konuşmalar” konulu MİAD’ın 3. Fikir Platformu toplantısını.Hrant Dink’le birlikte, ben, Kenan Işık ve Mesut Parlak Malatya’yı konuşmuşuz.
Kültürünü, tarihini, geçmişini, geleceğini…
Sekiz ay sonra da, 19 Ocak 2007’de, öldürülmüş Hrant Dink.
O toplantıda yanyana oturmuştuk hemşerim Hrant’la.
Aklımda kalan iki önemli çıkışı var.
Birincisi, Kürtlerle ilgili.
Demişti ki Hrant Dink: “Batılı emperyalistler 1915’te Ermenileri Osmanlı’ya karşı kışkırttılar, iki halkı birbirine kırdırdılar, bir dönüp baktık ki Batılı ülkeler arkamızda değil, bizi terketmişler.
Aynı oyunu Kürtler’e oynuyorlar. Kürtleri uyarıyorum, biz bu oyuna geldik, siz gelmeyin; Batılıların sözlerine kanmayın…”
Eklemişti de, “Başta Leyla (Zana) olmak üzere, Kürtler’e bunu her zaman, her yerde söylüyorum” demişti…
Bunu büyük bir inançla, heyecanla, hatta meydan okuma tavrıyla söylemişti.
Söylerken de, dostluk belirtisi olarak elimi sıkmıştı…
İkinci çıkışı da, bu konunun devamı olarak Fransa ile ilgiliydi.
O günlerde Fransa, Ermeni soykırımını inkar edeni tutuklayacağını, ilan etmişti.
Hrant nasıl kızmıştı, aramızdaki sorunu biz çözeriz, Fransızlar ne karışır diyerek…
Hatta, müthiş bir meydan okumayla…
Fransa’ya gideceğini, hava alanında bir basın toplantısı yaparak “Ermeni soykırımı yoktur” diyeceğini, Fransa’nın kendisini tutuklamasını isteyeceğini, söylemişti.
Aramızdaki sorunlar, sadece bizi ilgilendirir, demiş idi.
İşte, bu Hrant Dink’i öldürdüler…
Kimler?
Onu da hepimiz düşünelim, kimlerin tekerine çomak soktuysa, onlar.
Geçenlerde, Türkmenistan’a yeni atanan büyükelçimize bir yemek verdik, Türkmenistan-Türkiye Dostluk Derneği olarak.
Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu ile birlikte, büyükelçi de dahil, beş kişilik, çok özel şeylerin konuşulduğu bir yemek…
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu ile bu konuları da konuştuk.
O da Hrant Dink’in bu görüşlerini, özel olarak kendisine aktardığını anlattı.
Yani H. Dink’in, Türkiye’nin Tarih Kurumu Başkanı’na aktarmaktan sakınca görmediği cesur görüşler…
Bunu böylece not düştükten sonra, MİAD’ın düzenlediği “Malatya Üzerine Konuşmalar”a geçelim…
Yine o toplantıda, Elazığ’ın ilerlediği, Malatya’nın geri kaldığı şeklinde bir görüş ortaya atılmıştı.
Hrant Dink, o bakış açısını da eleştirdi.
Komşu illerin ilerlemesinin, Malatya’ya ancak yararı dokunacağını ifade etti; haklıydı da.
Daha sonra, MİAD’da “EMA Projesi” ile ilgili çalışmalar yaptık.
Elazığ-Malatya ve Adıyaman’ın, bir havza olarak birlikte kalkınmaları gerektiği üzerine yoğunlaştık.
Bunun için bizler, Elazığ, Malatya ve Adıyaman’da bir ortak bilinç oluşması için çaba gösterirken, tatsız şeyler yaşamaya başladık.
Elazığspor küme düştü, Malatya’da küçük bir grup, sembolik cenaze namazı kıldı Elazığspor için.
Böyle bir şey olur mu?
Tipik bir çekememezlik örneği.
“Komşuma iki misli vereceksen, benim bir gözümü çıkar Ya Rabbi” fıkrasına uygun bir uygulama.
Malatya Valisi, üzerine düşeni yaptı, özür beyan etti.
Aynı olgun davranışı Malatya Belediye Başkanı ile STÖ Başkanlarından da, en üst düzeyde ve samimi olarak bekliyoruz.
Bunu bir hak olarak görüyoruz ve bu hakkımızı mahfuz tutuyoruz.
Bu duyarlığı göstermek zorundayız. Her iki ilde de üç beş fanatik çocuk, iki kentin ilişkilerini belirleyemez, belirleyememeli…
Adıyaman’la da Nemrut konusunda gereksiz bir sahiplenme çekişmesi yaşanıyor hiç yoktan.
Kardeşim, Nemrut, tüm dünyanın ilgi duyduğu, görmek istediği, sahiplenmeye çalıştığı, dünya uygarlığının bir parçası.
O güzelliği, Türkiye’nin sahiplenmesi ve yaşatması gerekirken, iki komşu il birbirine düşmüş, “senin benim” kavgasını azdırmış.
Beynelmilel filminin başarılı yönetmeni Adıyamanlı hemşehrimiz Sırrı Süreyya Önder’in, bu konuda ne güzel bir kısa filmi var.
Hatırladınız mı?
Sanıyorum www.malatyahaber.com ‘dan ulaşmak mümkündür. (İki komşu ilin kıskançlığı gibi, yerel gazeteler nedense birbirinin adını anmaz, önemli yazılarından söz etmezler. Bu saçmalığa da bir son vermeliyiz.)
İbretlik bir film.
Senin olsa ne yazar, benim olsa ne yazar…
Dünya uygarlığının bir parçası olan heykeller, bakımsızlıktan, durduğu yerde eriyip gidiyor.
1973’te Adıyaman’da çalışıyordum, heykelleri gördüm.
O gün ile bu gün arasında, çok fark var, resmen erimiş.
Önce buna bir çözüm bulmak lazım.
Birkaç gün önce, değerli Adıyamanlı kardeşim Yusuf Tosun, “Medeniyetler Kavşağı Adıyaman” adında bir kitap getirdi.
8-10 Eylül 2006’da Adıyaman’da yapılan sempozyum’un notları.
Adıyamanlılar Vakfı önderliğinde Valilik ve Belediyenin katkılarıyla oluşmuş.
Adıyamanlılar Vakfı, bizim Malatya Eğitim Vakfı’na denk gelen bir kuruluş.
MEV’in böyle kültür boyutlu, derinliği olan faaliyetler yerine, siyasilere kuyruk olmaya çalışan sap-saman işlerle uğraşması, birkaç kişinin reklamı uğruna Malatya kültürünü feda etmesi, Necati Güngör hemşerimin isabetle belirttiği gibi, örnek bir kültür ve sanat faaliyeti olması gerekirken, tam bir curcuna olan Kaysı Festivali’nin öncüsü olması, ne kadar üzücü…
Bunu, daha sonra, bir yazıda sizlere arzetmeye çalışacağım.
Adıyamanlılar Vakfı, bu etkinliğe Rasim Özdenören’i, Nazif Gürdoğan’ı, Erdem Bayazıt’ı ve beni de davet etmişti birçok bilim ve kültür adamı ile birlikte.
Bir gece Erdem Bayazıt ve ben, sevgili Adıyamanlılara hem şiir geleneğimiz üzerine konuşmuş, hem de şiirler okumuştuk.
Hala tadı damağımda olan bir anıdır.
Birkaç günden beri “Medeniyetler Kavşağı Adıyaman” kitabını okuyorum. Büyük boy, 450 sayfalık, dolu dolu bir eser.
Çok yararlandım.
Elazığ-Malatya ve Adıyaman’ı tek havza olarak belirleyip, sosyal ve fiziki gelişimini planlayacak olan EMA Projesi, gözümde daha çok önem kazandı.
Harput (Mamurat’ül Aziz), Malatya ve Hısn-ı Mansur (Adıyaman) hepimizin ortak değeri.
Tarihi kökleri nasıl birbirine karışmış, harman olmuşsa, geleceği de birlikte planlanmalıdır.
Değilmi ki; Harputlu Demirci Sıtkı, Yeniceli Kemal, Enver Demirbağ ne kadar bizimse, Malatyalı Fahri de o kadar hepimizin müşterek sesidir.
Nasıl ki, “dostluk evliyası” Arapgirli Fethi Gemuhluoğlu Ağabey, hepimizin içini ısıtan, yuyup arıtan bir kaynaksa…
Nasıl ki Elazığlı hemşerimiz Erkan Oğur’u dinlerken, gönül telimiz titriyorsa…
Nasıl ki, Beynelmilel filminin Adıyamanlı rejisörü Sırrı Süreyye Önder hemşerimizin başarısını, kendi başarımız olarak kaydedip, gururlandıysak….
Şimdi, bu üç kardeş kenti yönetenlere, üniversitelerine, iş adamlarına, sivil toplumlarına, basın yayın organlarına ve entelektüellerine düşen bir görev var; sadece dostluklara odaklanmak…
Geleceği planlarken, geçmişten gelen dostluğa sarılmak…
Ve geleceği “muhabbet” üzerine bina etmek…
Başka yolu yok!
Üniversite rektörlüklerine aday olanlar, çıkış noktası olarak bu dostluğu almalı ve programlarını bu dostluğu geliştirecek argümanlar üzerine kurmalı…
Belediye Başkanlıklarına aday olacaklar, ne yapacaklarsa bu çerçevede yapmalı ve şimdiden yol hazırlıklarını görmelidirler…
Hala merkezden yönetilen bir Türkiye’de, vali ve kaymakamlar, bu önceliği gözetmelidirler.
Belki bu bölgede oluşacak muhabbet halkası, Tunceli ve Bingöl’ü de içine alarak, geleceğin Türkiye’sine özgün bir örnek olacak…
Herkes bu oluşumun içinde olmalı, gerçekleşmesi için çaba göstermeli.
Bu herkesin yararına olacak, ama herkesin!…
Popularity: 17% [?]

13 Haziran 2008, 11:43
Adıyaman’dan Selam Olsun Saygıdeğer Ağabeyime!..
Dilerim iyisinizdir abicim. 11/06/2008 tarihli “Adıyaman’da Bugün Gazetesi”ni okuyordum ve bir anda konuk yazar olarak isminiz gözlerime ilişti… Adıyaman, Malatya ve Elazığ illerinin geleceğinin gelişmişlik limitini daha üst seviyelere çıkarabilmenin ve ülkemize daha çok yarar sağlamanın yolu bir havza oluşumundan geçtiğini hatta akabinde Tunceli ile Bingöl’ün de bu havzaya dahil edilebilineceğini dile getirmişsiniz. Acizane düşüncelerimle ben de %100 katılıyorum ve bunun yanında isminizin geçtiği ve geçeceği her platform, basın vs. gibi yerlerde onur ve gurur kaynağımız durumunda olduğunuzu belirtme ihtiyacı duydum. Hatta bu fikri aslında tüm yurtta; bölgelerin haricinde 2-3 il halinde dediğiniz şekilde havzalar oluşturulup, bunun sonucunda tarım, ekonomi, işsizlik, sanayii vb. konularda koordinelerin daha bir üst düzeyde sağlanması neden olmasın ki..!! Ama maalesef içi boş şeyleri gündemde tutmaktan ötürü bu gibi fikirlere sıra gelmiyor. İşte bu olumsuzluklara rağmen pozitif düşünebilmenizin altında sizin insan, memleket sevginiz ve yüreğinizin güzelliği yatıyor…
Gönlünüzden geçen güzelliklerin hayatınıza da geçmesini diliyorum. Sağlıklı, mutlu ve başarılı günler sizin olsun büyük insan!..
(İkinci sayı dergimiz yakın zamanda çıkmak üzeredir)
(Slayt paylaşımınız için çok teşekür ederim abicim)
SAYGILARIMLA
11 Haziran 2008, 13:34
Çok önemli ve mutlaka icraata dönüştürülmesi gereken bir konu.