Geçtiğimiz Pazar günü Malatya’daydım.

Bir avuç üniversite öğrencisi Malatyalı gencin kurduğu, MÜNÖD (Malatyalı Üniversite Öğrencileri Derneği) tarafından düzenlenen Kariyer Günleri’nin konuğuyduk.

Birkaç bölümden oluşan, daha çok, geleceğin eşiğindeki insanlara yol gösterme amacı güden Kariyer Günleri, bir kültür ufku açmayı da amaçlıyordu.

Bu nedenle benim, Necati Güngör’ün ve Sadık Yalsızuçanlar’ın, Malatya kültürünün niceliği üzerine konuşmamızı istediler.

Biz üç Malatyalı, bir yandan evrensel kültürü dinleyicilerimize anlatmaya çalışırken, diğer yandan da ulusal ve yerel kültürün kapılarını aralamaya çalıştık.

Daha çok da Malatya’yı anlamaya ve anlatmaya gayret ettik.

Katılımcı gençlerin heyecanından, gösterilen ilgiden ve bizlere yöneltilen sorulardan, sonuca ulaştığımız kanısına vardım.

Bana daha çok Malatya’nın ve Türkiye’nin siyasal yapılanması çerçevesinde, kent olarak Malatya’nın geleceğine yönelik sorular soruldu.

Yani, beni, dinleyiciler, bir kültür adamı olmanın yanında, siyasi bir kişilik olarak da değerlendirdiler.

Aslında, ben de kendimi bu tarife uygun görüyorum.

Şimdi, izlenimlerime geçelim izninizle…

Önce şunu belirtmeliyim: Gençlik, her zaman ve öncelikle hayal etme anlamına geliyor.

Uygulama, gençlikten beklenen bir eylem değil.

“Vilayet”in, “Belediye”nin, “Üniversite”nin ve “çok güçlü sivil toplum örgütleri”nin elini kolunu bağlayıp durduğu Malatya’da, bir avuç genç, kimsenin yapamadığını yapıyor.

Düşünüyor, planlıyor ve uyguluyor.

Bunun ne demek olduğunu idrak edebiliyor muyuz?

Bir yanda, paralı-pullu, adamlı-uzmanlı,imkanlı devlet/ya da devlet gibi güçlü STK’lar;diğer yanda üç-beş genç sivil…

Necati Güngör’ün deyimiyle, “kendi kültürlerini arıyorlar.”

Bu işin şöyle bir arkaplanı da var..

Aylardır, birkaç kez İstanbul’da toplandık. Konunun tüm ayrıntılarını, neleri yapmak, neleri yapmamak gerektiğini uzun uzun konuştuk.

Bir bakıma, deneyimlerimizi genç arkadaşlara aktarmaya; daha doğrusu, olayı birlikte düşünmeye çalıştık.

İyi de oldu.

Necati Güngör ve Sadık Yalsızuçanlar da, kendilerine teklif ettiğimde, onca meşguliyetleri arasında, Malatya’da, bu konuyu, yani kültürel açıdan şehri konuşmaktan mutlu olacaklarını belirttiler.

Aslında, bizim, üç Malatyalı olarak ortaya koymaya çalıştığımız şey, “şehrin ruhu” ile ilgiliydi.

Tarihi, sosyolojisi, insan duyarlığı, yaşama alışkanlıkları başta olmak üzere, kültürün içine girecek her şeyi konuştuk.

Üstelik geleceği ile ilgili senaryoları da düşündük…

Bizler bunun üzerine konuştuk.

Çok sayıda genç, büyük bir dikkatle izledi, sordukları sorularla da hassasiyetlerini ortaya koydular.

En çok da kentimizi yönetenlerin bu toplantıdan “feyz” alması gerekirdi.

Necati Güngör, Vali, Belediye Başkanı ve STK başkanlarına yönelik sitemini açıkça söyledi.

Çünki; onlar en kıytırık magazin ağırlıklı toplantılarda, dudaklarında o mutlu tebessümle arz-ı endam ediyorlar da, Türkiye’de herkesin dinlemek için can atacağı, üstelik de kendi kentlerinin konuşulacağı toplantıya ilgisiz kalabiliyorlar.

Gerçi, ben, gelmedikleri için mutlu oldum.

Gelselerdi, toplantının kalitesi düşerdi.

Konuşmalar yararlı olmazdı.

Neden mi?

Bir sürü gereksiz adam söz isteyecek, hepsi de aynı şeyi söyleyerek, yani hiçbir şey söylemeyerek oturacaklardı.

Toplantının içeriği bomboş olacaktı.

Herkes aynı şeyi söyleyecekti: “Sayın Valim, sayın Belediye Başkanım, Sayın Paşam, Sayın milletvekilim, Sivil Toplum Örgütlerinin değerli başkanları, Sayın oda başkanlarım, sayın muhtarlarım, basınımızın güzide temsilcileri….”

Bu ve bunun gibi gülünç konuşmalarla uzayıp gidecekti…

Ben de tepkimi ortaya koyacaktım.

Gereksiz kırgınlıklar olacaktı.

Onlar başka işlerle uğraştı, biz başka işlerle…

İyi de oldu…

Üniversiteden mezun olurken, bir süre arılarla ilgili çalıştım.

Sizler de görmüşsünüzdür, arılar her yere konar.

Bizim Malatya deyimiyle, “karlık”taki yayla çiçeklerine de konarlar, ahırlardaki pisliklere de…

Neye konarlarsa, o lezzeti içeren bal yaparlar…

Bizim şehrimizi yönetenler, inatla, bilimden yararlanmamakta ısrar ediyor.

Bu tür toplantıların baş konuğu olmaktansa, mesela İstanbul’da, hiçbir yararı olmayacak bir kaysı yürüyüşüne katılıyor, davul-zurnanın önünde “hopur hopur” oynamayı tercih ediyor.

Hayat da bir tercihler dizisi, değil mi?

Siz tercihinizi yapacaksınız, başkaları da tercihini yapacak…

Bir şehir, böylece layık olduğu yöneticilerini bulacak…

O toplantıya katılan gençlerin hassasiyetini, büyük bir memnuniyetle gördüm.

Daha sonra, başta kentimizin “genç” aksaçlısı Celal Yalvaç’ın evinde, bir grup aydınla, kentimizin geleceği ile ilgili konuştuk.

Bir gün sonra, Kervansaray’da bize sunulan o nefis lezzeti, Malatya ile özdeşleşmiş “kağırtkebabı”nı-bilinçli olarak “kağırt” biçiminde yazılmıştır- birlikte yediğimiz, artık genç olmayı aşmış, Malatya’nın oturmuş yaştaki aydınlarıyla, gazetecileriyle, dostlarla aynı şeyi, yani Malatya’nın geleceğini konuştuk.

Şunu sevinçle gördüm; Malatya artık kendini aşma çabası içerisinde.

Sancılı.

Kendini aşmanın doğumu yakın.

Bu arada, bir de müjde vermek istiyorum.

Birkaç müjde daha doğrusu…

Necati Güngör, Malatya Ansiklopedisi’ni hazırlayacak, biz de finanse edip, yayınlanmasına çaba göstereceğiz.

“Annem Babam Malatya”dan sonra, çok değerli bir eser daha kazandırmış olunacak Malatya kitaplığına.

Buna kimler katkıda bulunmak isteyecek?

Onu bekliyorum.

İkinci haber Sadık Yalsızuçanlar’la ilgili…

Battal Gazi’yi konuşur dururuz da, Cüneyt Arkın’ın filminden başka, elimizde hiçbir şeyin olmadığına da hayıflanırız.

Sevgili Sadık, günlerdir, canavar gibi bir ekiple Battal Gazi’yi çekiyor TRT için.

Ortaya harika bir eser çıkacak, inanıyorum.

Tüm Türkiye, belki de dünya, Malatyalı bu değerli yorumcunun bakışıyla, Battal Gazi’mizi tanıyacak.

Bir kuyumcu titizliğiyle yapılan incelemeyi, seyredecek.

Biz bir yandan “Malatya kültürü neyi anlatır” konulu toplantıda Malatyamızı konuştuk, bir yandan “Battal Gazi Belgeseli”ne bildiklerimizi ve yorumumuzu aktardık; bir yandan da gelecekte neler yapılabileceğinin kanavasını oluşturduk.

Gelecek için senaryolar hazırladık.

Eeee, ne yaparsınız, bazıları tarihe not düşecek eylemler yapar, bazıları da Taksim’de oynar.

Günü gelir, Allah da, kul da, “bunca zamanda, bunca imkanla ne yaptın” diye sorar…

Popularity: 18% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar