Televizyonda kanalları dolaşırken, aa! Bir baktım ki, Asım Güzelbey. Doktor tatlı tatlı Anteb’i anlatıyor Meriç Köyatası’na, gözlerinin içi gülerek.18 yaşındaki bir aşığın, aşkını anlatırkenki yürek parıldamasıyla. Takıldım kaldım, sonuna kadar da izledim.

Anteb’in fazla bilinmeyen yemeklerini anlatıyor. Annesinin, patlıcan kuruturken içinden çıkardığı malzemeyi zayi etmediğini, küb şeklinde keserek kuruttuğunu, ondan da başka bir yemek yaptığını söylüyor.

Asım Güzelbey çok başarılı bir hekim, AK Parti, Belediye Başkanlığı’na aday gösterdi. Karşısındaki güçlü adaylara rağmen, Antepli, Doktor’u tercih etti.

Bir hesapladım, Doktor, benim 40 yıllık değil, ama,20 yıllık arkadaşım.1986’dan beri sürer dostluğumuz. Bence ve en başta ‘haza adam’, ikinci olarak ‘bilimsel düşünen bir kafa’, üçüncü olarak ‘işini rüyasında görenlerden’..

Hasan Celal Güzel’in o unutulmaz ‘86 seçiminde beraberdik. Ne seçimdi ama… Siyaset tarihine geçecek olayların cirit attığı bir seçim.

İnsanlar geliyorlardı, saygın insanlar.. Hasan Bey’e oy vereceklerini söylerken, e , ne de olsa insanız ya, kendilerinin sözüyle hareket edenlerin sayısını da fısıldıyorlardı kulağımıza, tevazuyla.. Biz de gizlice kaydediyorduk. Bir süre sonra, Anteb’in nüfusu, Türkiye’nin nüfusunu fersah fersah geçmişti… Bunu, daha sonra Malatya’da da denedik, aynı. Demek ki politikanın cilvesi bu.

‘The Man and the City-Şehir ve adam’ diye bir dizi vardı hatırladınız mı? Anthony Quinn, Belediye Başkanı’nı oynuyordu..

İnsan, ister milletvekili, ister belediye başkanı olsun, siyaset yaptığı şehri aşk derecesinde sevmeli. O şehrin tarihini, coğrafyasını, insan varlığını, sosyolojisini, psikolojisini, ihtiyaçlarını, tüm özelliklerini aşıkcasına ve gözü kapalı bilmeli. Neyi, ne kadar zamanda yapacağını, çok önceleri kararlaştırmış olmalı..

Seçilince de uygulamalı.

Valiler, kaymakamlar için de durum aynı.

Şimdi İzmir’in emanet edildiği Oğuz Kağan Köksal, gittiği her yerde bu şevkle, hizmetleri katladı. Türkiye’nin en kaotik görünen, ihyaya en uygun kenti Diyarbakır’a atanan Efkan Ala da öyle. Sessiz ve derinden büyük hizmetlerini duyduğumuz Yusuf Yavaşcan’ın iyi haberleri, Ağrı’dan geliyor.

Şüphesiz başka güzel örnekler de vardır, bilmediklerimizden..

Onları da bilsek ve yazsak…

Çünkü, susadığımız tek şey hizmet bu ülkede!

Bazan, ‘İyi ki adım Abdülkadir Aksu değil’ dediğim de olmuyor değil.

Bir valinin,olumsuz bir hareketine, bir sözüne şahit oluyorsunuz, üzülüyorsunuz.

Valiler, sadece hizmet bilinci taşımalı. Öyle, ‘devlet benim’ havaları eskilerde kaldı. Hatırlar mısınız, bir süre önce, yanılmıyorsam Batman Valisi, İl Sağlık Müdürü’ne çıkışıyor. Dayandığı argüman: ‘Ben devletim, yalan mı söylüyorum?’ sözü.

Bunun tam tersi bir olay da Van’dan.. Bir okuyucunun (türkücünün) resmiyle pasta yapmışlar, okuyucu kesecek, Vali müdahale ediyor: ‘İmparatorlar kesilmez!’. O okuyucu kendisine imparator dedirtiyor ya.. Bu espriyi, ancak seçilmiş bir adamın yapmaya hakkı var, atanmış, böyle konuşamaz, konuşmamalı. Ya da bedelini ödemeli.

Bedeli nedir?

‘İyi ki adım Abdülkadir Aksu değil’ diyorum ya, bu yüzden, kendime göre gereğini yapardım hemen.

Yeri gelmişken A.Kadir Aksu’ya bir teklif:

Bazı valilerin, bazı kentlerde ekonomiyi canlandırdığını görüyoruz. Tarım ve sanayi bölgelerinde, tarım ve sanayi eğitimi görmüş uzman valiler düşünülebilir mi acaba?

Alışılmışın dışında, ama denemeye de değer.

Dr.Güzelbey, gelişmedeki başarıyı eski yönetimle de paylaşıyor; Valilik,Ticaret Odası ve STÖ’lerle de..

Antep, nicedir marka artık!

Bir Malatyalı olarak Anteb’e gıpta ettim doğrusu, Doktor’u dinlerken.

Popularity: 8% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar