Dostluğu geri almak
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
5 Şubat 2006
Bir büyüğümüz yapardı bunu. Tüm yüreğini esir eder gibi teslim ettiği dostluğunun kadri bilinmeyince, ihanete uğrayınca, dostluğunu geri alırdı. Bunu da resmi işlem gibi tebliğ ederdi.
Tebliğ ettiği şeyin, yani bir insana sevgi, güven, huzur karışımı şemsiye açan dostluğun geri alınmasının, ne kadar üzücü olduğunu, tokat gibi vururdu muhatabının suratına.
Böyle alışılmamış adamlar da vardı.
Şimdi çevreme bakıyorum.
Hep rehin bırakılıyor dostluklar, zannediyoruz, değil mi? Dostluk, arkadaşlık, vefa duygusu gibi şeylerin tükenmekte olduğunu sanıyoruz. Yeni kuşakların, daha maddiyatçı bir bilince sahip olduğunu düşünüyoruz, çoğumuz, değil mi?
Hayır, değil!
Hayatın bunca olumsuzluğuna yiğitçe direnenler de var. Gencecik bunlar ve çoğunluktalar.
Bir bakıyorsunuz, ilk insandan bugüne kadar, insanlığı yücelten ne varsa, ayın ondördü gibi şavkıyor yüzlerinde.
Anlıyorsunuz ki, insanı insan yapan kavramlar, nasıl eskimemiş ve yok olmamışsa, dostluk da duruyor, durduğu yerde.
Kimse alıp gitmemiş.
Katledilmemiş.
İzbe ve köhne köşelere terk edilmemiş.
Canlı, diri, parlak…
ve hayatın içinde…
İnsanoğlu var oldukça, insanlığa mal olmuş değerler de var olacak, yaşayacak; hayatın hem çatısı, hem temeli olmayı sürdürecek.
Üstelik değerlenerek.
Hayatın süsü incelikler
Bir teşekkür belgesi geldi TEMA’dan. Av. M. Nida Ergenç, yeni yıl-kurban bayramı nedeniyle, Tekirdağ hatıra ormanına, adımıza, bir fidan diktirmiş.
Daldım gittim.
O ağacın her saniye büyümesini, obur bir iştahla toprağa kök salmasını, günbegün gökyüzüne göz kırparak, yeryüzüne yerleşmesini düşledim… Kuşlarla, kelebeklerle, böceklerle, bulutlarla oynayacağı oyunları hayal ettim. Kocaman bir ağaç olacağını, bu dünyaya güzellikler bırakacağını…
Ne güzel bir yenilik, dedim, dostlarınızın adına hatıra fidanları diktirmek, dostlukları ormanlara dönüştürmek, ne güzel!
Şu, kana bulanan dünyada.
Kimse af istemiyor, makulü aranıyor
Kredi kartı sorununu yazdım. İşin esası şu; ana paraya oranla, azgın bir faizedir itiraz. Makul bir faizle ödemeye kimsenin itirazı yok. Bir bankanın on olarak hesapladığı faizi, aynı şartlarda başka bir banka üç olarak hesaplıyorsa, orada bir faiz soygunu var demektir, itiraz bunadır. Ortada yüzbinlerce insan da varsa, ciddi bir arıza vardır.
Askerlik konusunu yazdım. Adam bir işte uzman. Evli, çoluk çocuk, iş güç sahibi. Gelmiş 30-35 yaşına. Şu anda üretici konumdayken, her gün, o günü nasıl öldüreceğini düşleyen, bir boşluğa çentik atmaya gönderiyorsun. Filan düğüne masa sandalye taşıyacak. İş mi bu? Sayıları da onbinleri bulmuşsa, bir arıza vardır.
Yurtdışında yüksek lisans için burs kazananları yazdım. Makineden değil, insandan sözediyoruz. Bir yere takılmış. Zaten, sayıları binleri buluyorsa, orada bir arıza var demektir.
Süre az gelmiş, hastalanmış, danışmanı değişmiş, evlenmiş, ya da başka bir şey olmuş, zamanında bitirememiş. Ya da bitirmiş, dönememiş. Mesela, 10 lira verdiysen hemen 100 lira istiyorsun, hatır gönül için imza atan kefilleri taciz ediyorsun, zulmediyorsun.
Yani, bir insanı kaybediyorsun.
Bilmiyorsun ki, kaybettiğin bütün insanlık.
İnsanın yüreğine zakkum tohumları ekiyorsun.
Karşında bir yürek olduğunu unutma! Hatırlanacak tek şey bu.
Kart borcunu ödeyenin, askere gidenin, bursun gereğini yapanın hakkı yenmiyor mu deniyor, bunlara iyileştirme yapınca?
Hayır!
Bir bakıma mayın temizleme bu.
Siyaset nedir?
İsterseniz, büyük Fuzuli’yi birkaç şiirle analım:
Beni ger öldürüp kurtar beladan çünki ey huni
Ne sende merhamet, şefkat, ne bende sabr u takat var
***
Dedim uşşaka cevr etme dedi ol hublar şahı
Siyaset olmayınca aşk mülkünde nizam olmaz
(Siyaset, idam anlamında)
Popularity: 7% [?]

Son Yorumlar