Günler, olayların içyüzünü öğrete öğrete geçip gidiyor. Bize de, her olup bitenden dersler çıkarıp, hayatı yorumlama çabası kalıyor.

Hayatın, yüzümüze vuran bir dalga gibi hem kendini hissettirmesi, hem de kendimizi hissetmemizi; yaşamanın künhüne vakıf oluşumuzu sağlamasını, iyi algılamalıyız, değil mi?

İncelikleri anlamadan, bir ömrü yaşayıp gitmenin ne tadı olur ki?

Bayılırım şu Kiziroğlu türküsüne bu yüzden, ta ilk gençliğimden beri… Rahmetli Murat Çobanoğlu’nun, yekpare bir kaya kütlesi gibi erkek sesiyle,hiçbir yenilgi nüvesi taşımadan,aksine,bütün vurguları kendine yapan gürül gürül bir ırmak edasıyla,o,rakibe övgüdeki yüceliği…Alçak kelimesinin her şeye küçüklük kattığı anlamının,bir tek gönülle birleşince,’alçakgönüllülük’le yücelmesindeki sır.. ‘Ağam kim,paşam kim,kibar kim,Nigar kim?’ diye,bu çok övülenin kim olduğu soruluyor.Yanıt çok şaşırtıcı.. ‘Kiziroğlu Mustafa Bey!..’ Yani,Köroğlu Ruşen Ali’nin biraz önce savaştığı ve yenildiği düşmanı.Kime övüyor dersiniz, savaştığı düşmanını?Sevgilisine… ve sürdürüyor övgüsünü: ‘Bir begin oğlu,zor begin oğlu…’

İçimden,dostlarımı övmek geldi.

Zamanın, köhne ve virane bir şehir kalıntısı gibi, her zaman yiğitlikleri aşındıran doğallığı içerisinde, binlerce yıllık değerleri, ancak görenlerin görebildiği bir madalya olarak yüreklerinde taşıyan; bütün yeryüzünde sayıları, ender bulunan her şey gibi az olan dostlarımı övmek istiyorum.

Değil mi ki Dostluk Evliyası Fethi Ağabey naklediyor ana kaynaktan, suyun gözesinden… ‘Sevdiklerinize, sevginizi izhar ediniz…’ diye.

Kültürümüzün, bizi biz eden binlerce yıllık kalıbıyla,Yunus’un mirası olan abayı giyen herhangi bir dostumuzun davranışlarındaki ‘yunuslayın’lığın gereği olarak, bayraklaştırmak istiyorum sevdiklerimi ve onları kalabalıklardan ayıran özellıklerini, asaletlerini…

O değerler de azaldı artık. Kalmadı demeye dilim varmıyor.

Etrafıma bakınca, dev gibi adamlar olarak dostlarımı görüyorum. Bu, gönlümü ferahlatıyor. Hayır, cüsseleri, ortalama insanımız kadar. Ama öyle bir yürek taşıyorlar ki, Cahit Zarifoğlu rahmetlinin, üstada söylediği gibi… ‘Fil yüreği gibi bir yürekleri olmalı…’

Bu ülke için her zaman onur sayılacak işler yapıyorlar.

Herkesin korkudan tir tir titrediği zamanlarda, benim dostlarım delikanlılığın kitabını yazıyor. Silahla milahla işleri yok onların. Her çağda, yüreklerine yaslanıp ordulara karşı duranlardan, onlar.

Bir şiirin mısraları arasında erimeyi biliyorlar da ondan.

‘Yeşil kurbağalar öter göllerde’ türküsünün ağlattığı ademlerdir onlar. Anasız babasız gurbet ellerde yiten bu ülke çocuklarını, garib-gureba’yı düşünüp, onların yaşadıkları çileye kahroluyorlar. Yemen türküsü ile yüreklerinin teli titriyor… Herkesin bir yumruk vurduğu devletlerini korumak için, oradan oraya koşuşan dedelerinin yorgun, şaşkın ama onurlu ellerini öpercesine ağlarlar.

Ülke insanına hizmet etmenin, onu daha insanca bir hayata kavuşturmanın ateşi, yakar kavurur onları. Onun için, çırpınışları, bu ülkeyi bir adım ileri götürmenin volkanını taşır.

Kimdir onlar?

İsimleri farklıdır, doğum yerleri, meslekleri, meşrepleri farklıdır. Hatta farklı grupların içerisindedirler.

Zaman zaman birbirlerinin muhalifi gibi görünseler de, aslında en dibe inildiğinde, bu ülkeye ve bu insanlara hizmet etme şevki, onların ortak paydasıdır.

Askerdir, sivildir, memurdur, politikacıdır, iş adamıdır, şu veya bu partinin mensubudur, esnaftır, işçidir, işsizdir…

Kadındır, erkektir…

Genç veya yaşlıdır…

Bir coğrafyayı, bir tarihi sığdırmışlardır yüreklerine.

Ortak paydaları budur… Övülesi…

Popularity: 6% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar