Diyalog mu, yandaşlık mı?
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
25 Mayıs 2006
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, 53 üniversitenin rektörü ile yaptığı toplantıda,basına yansıyanlara göre,belki de en önemli düşünce, Cumhurbaşkanı’nın rektörlere,üniversitelerin kurulu olduğu şehirle bütünleşmesi tavsiyesiydi.
O şehrin sorunlarına yakın durmanın,zamanla, şehrin insanı ile sürekli diyaloğu getireceği de unutulmamalı.
Ayrıntıları almak için bütün gazeteleri taradım.Cumhurbaşkanı’nın bu konuda söyledikleri ile ilgili fazlaca bir şey bulamadım.Cumhurbaşkanlığı sitesine baktım. Onda da bu konu ile ilgili bir şey göremeyince, toplantıya katılanlardan İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak’ı aradım.
Mesut Hoca, o sözün konuşulduğu grupta olmadığını, dolayısıyla, o konuşmanın, kokteylde başka bir rektör grubuyla yapılmış olabileceğini belirttikten sonra, geçmişte bu konuda birçok yazımın olduğunu, şimdi gelinen yerin,o düşüncenin uygulanmasının artık zorunluluk haline geldiği noktası olduğunu söyledi.
Okuyucularım, üniversitelerin, kurulu oldukları yöreye ait ekonomik, sosyal ve kültürel sorunları incelemesi gerektiğini,irdelemesi ve sorunlara çözüm bulunması yönünde çok sayıda yazı yazdığımı hatırlayacaktır. İnanıyorum ki, bulunduğu bölgenin insanına ve kültürüne yararı olmayan bir bilim kuruluşu,ulusal sorunları kavramada da,evrensel olana ulaşmada da hiçbir zaman başarılı olamaz.
Sadece bu konudan dolayı,kendi şehrimin üniversitesine, İnönü Üniversitesi Rektörü’ne sitemlerimi okuyucularım hatırlayacaklardır.
Yıllardan beri Malatya ile ilgili araştırmalar yapılıyor.Tarihi, ekonomisi, sosyolojik yapısı,edebiyatı, farklı kültürleri, kaysı araştırılıyor. Bu, birçok platformda paylaşıldı, ama İnönü Üniversitesi’yle, konuyla en çok ilgili olması gereken insanlarla paylaşılamadı bu güne kadar,bildiğim kadarıyla .
Octavio Paz’ın dersleri gibi,kentimdeki üniversiteyle diyalog isterim.
Sadece ben değilim bu eksikliği dile getiren. Yörede birçok insanın aynı konuyu gündeme getirdiğine şahit oldum. Sayın Cumhurbaşkanı,rektörlerle sohbetinde bu konuya dikkat çekmekle, yöre insanlarının dileğini de dile getirmiş oldu.
Umuyor ve bekliyorum ki,üniversiteler,kentlerin hayatına artılar eklesin.Düşüncesini zenginleştirsin; sorunlara, halkla ve sivil-resmi kurumlarla birlikte eğilsinler,toplumla canlı bağlar kurulsun.Derdiyle dertlenilsin, sevinciyle sevinilsin yöre halkının.
Dünya görüşü, inancı,itikadı ne olursa olsun,mutlaka diyalog gerekli. Üniversite ile kent arasında duvarlar olmamalı hiçbir zaman.Bambaşka bir dünyanın yaşandığı bir ada olmamalı üniversiteler. Yöresiyle, ülkesiyle, dünyayla kopuk olmamalı, insanı merkez edinmeli.
Bunu söylemesi kolay,yapması zor denilebilir. Doğrudur.İyi şeyleri yapmak, güzel şeyler ortaya koymak,olumlu olmak için çabalamak zordur.Zor olmasına rağmen, imkansız değildir. Örnekleri de vardır.
İstanbul Üniversitesi’nden söz etmek istiyorum.
Temel değerlerden ödün vermeksizin,uygulamada, İstanbul’la kucaklaşmayı bildi Prof. Dr. Mesut Parlak.Herşeyin ötesinde, hem diğer üniversiteler için, hem de siyasetten yargıya, bürokrasiden iş dünyasına kadar tüm ülkeye, çok önemli bir konunun vurgusunu yaptı.
Diyaloğun, yandaşlık olmadığını gösterdi.
Mesut Hoca,hepimizin,hem de asırlardan beri sorunu olan bir konuyu, bir çırpıda halletti. Nasıl olması gerektiğini, bir örnekle ortaya koydu.
Bunu yaparken de,bundan sonrası için, tarihi bir misyon ifa etti.
Ben buna, değerli şair Prof. Dr. Hüsrev Hatemi’nin izniyle ‘yozlaşmadan uzlaşmak’ diyorum.
Şu günlerde hepimizin en çok ihtiyaç duyduğu tek şey de bu değil mi?
Gündemimize bakınca, öyle.
Popularity: 17% [?]

23 Ocak 2007, 16:52
selam aleykum!
Yukardaki yazıyı okunca içinde bulunduğum şehrin üniversitesinden ne kadar bihaber olduğumu düşündüm.
Evet, kültürel çalışmaların içerisinde olan bir insan olmama rağmen bu uzaklık niye diye düşündüm. Düşüncenin ideolojiye kurban edildiği yerlerde bu kaçınılmaz bir sonuç diye cevap bulmaya çalıştım. kendini tartışmaya açmaktan korkan bir ideolog ideolojisinden emin değildir ki kalenin dışına çıkmayarak ve de kalenin içine farklı düşünenleri almayarak mevcudu koruma taasubundadır. Halbuki marjinalleşen bir entellektüel kendi sırça sarayından ne kadar gerçekçi düşünebilirki. bunun için yukardaki yazıda çekilen sancı çok haklı ve de gerekli.
Bir entellektüel testiden asla kaçınmamalı. Yeri gelir bir çocuk bile bize çok hayati bir ders verebilir. Hikmet hepimizin ortak değeri. bunu üniversitelere hapsedersek toplumda sınıflaşma kaçınılmaz olur. birbirinin halinden anlamayan insanların aynı vatanda yaşaması onları birlikte kılmaz sanırım. bu soruna çözüm bulmal için bir çağrı olan yukardaki yazıyı önemsemek lazım.
Zor olsada yazarın ifadesiyle “Bunu söylemesi kolay,yapması zor denilebilir. Doğrudur.İyi şeyleri yapmak, güzel şeyler ortaya koymak,olumlu olmak için çabalamak zordur.Zor olmasına rağmen, imkansız değildir.