Her insan kendi yaşadığı dönemi en dikkate değer dönem, kendi yaşamını da ‘farklılar içinde en farklı’ zannedermiş. Oysa ki, bir dönel çember gibi dönüp duran zaman, herkese getirdiğini bize de getirir, üç aşağı beş yukarı herkese getirdiği kadar…

Biz nice farklı zannetsek de…

Çünkü acı her insanın yüreğini aynı güçle burar, her insan ayrı çığlık atsa da… Çünkü sevinç her insanın yüreğini aynı hızla kanatlandırır, her insan ayrı kahkaha atsa da… Üzüntünün ve sevincin ifadesi değişik olsa da özü aynıdır benzer aynalarda…

Ölüm de, hastalık da herkese dağıtılan bir ’saçı’ gibi eşit ve kaçınılmaz. Mevsimleri yüreğimize döşeyen şaşmaz nizam, aynen mevsimler gibi insani olan her şeye ‘buyur!’ ediyor bizi. Yazı ve kışı, güzü ve baharı; bütün güzellikleri veya bütün korkunçlukları. Nefsimize hoş gelen ve gelmeyen her şeyi.. 

Yine de bir karçiçeği gibi başımızı kaldırıp, karların içindeki gövdemizin üzerinden güneşe bakmak bize özgü. Çiğnenip ezilmiş bir devedikeni gibi sağalttığımız yaralarla hayata koşmak bize özgü… Ve baharı her canlı gibi ‘merhaba’layıp sevinmek bizim işimiz.

Bahar kimin baharı? Öncelikle çocukların ve kuzuların baharı. Yemyeşil yeryüzü ve masmavi göklerin baharı. Daha sonra da ondan haz duyan herkesin baharı… Kendi nasibince ondan gıdalanan, herkesin yüreğindeki kadar bir bahar…

Bir yenileniş, varoluşun yeniden algılanması, bunun, çimlerle, çiçeklerle, kelebeklerle, böceklerle, kırlarla, gökle, güneşle… Bir basın bildirisi olarak ilgili-ilgisiz herkese açıklanmasıdır bahar.

Karı, soğuğu, fırtınayı geride bırakıp, gözünü, umutlara dikmenin adıdır. Yaşamdır bahar; yaşamın tadı, günlerin ‘yakışığı’dır.

İnsan da öyle, ülke de… Nice olumsuzluklarla kuşatılmış olsa da, hep bir umut mayalanması taşır içinde, hep gelecekle ilgili yağmurlar çiseler ve her yağmur damlası bir gelecek göğertir. Umudun kırıldığı yer bitişin, tükenişin başlangıcı olmasa, hiç büyük yıkımlardan sonra bile dağın ötesindeki bilinmez ülkelerin hayali gibi bir umut ışığı parıldatır mıydı gözlerimizi? Yorgun ayakları bile geleceğe yürütür müydü?

Baharın bir görevi var sanki… Simgesi olduğu bir şey: gözümüzü ve gönlümüzü kendi meşgalesinden alıp, göğün mavisine, suyun şarıltısına, böceklerin yaşama şevkine, otların canlılığına ve toprağın çıldırtıcı kokusuna yönlendirme görevi… Bu, hayatı doğru anlamamız için yeterli değil mi?

Günümüzde Türkiye de öyle… Ağır bir kış geçirdi bu ülke… Fırtınayla borayla savaştı. Onca olumsuzluktan sonra, bir bahar havası geldi, ağaçlara su yürüdü, umut ekildi… Bu da büyük bir sorumluluk yükledi insanımıza, ülkemize, yönetenlere… Çok ağır bir sorumluluk, kıştan çıkan yorgun ülkeyi, baharın o güzel umut ışığıyla, yaza, yani üretime ve verime hazırlamak. Bu ülkede herkes tek tek bununla sorumlu, üretim ortamı oluşturmakla, insanımızın yaşam düzeyini iyileştirmekle. Siyasetin de görevi bu, devlet başkanının da, asker-sivil bürokrasinin de… Ve en önemlisi bu ülkeyi, bu milleti sevdiğini söyleyen herkesin görevi…

Mevsimlerden, çıkarılacak en önemli ders, umutsuzluğun içinden umudun çekilip çıkarılması ya da çok olumlu bir ortamda olumsuzluğun riskine her an hazır bulunmak; önlemler almaktır. Mevsimler çok güzel öğretiyor bunu bize kışın ortasında toprağın tava hazırlanması, baharda işlenip, ekilmesi; yazın hasadı ve güzün olumsuzluklarına, zor günlere hazırlık evresi… İnsan hayatı da öyle, ülkelerin hayatı da…

Bir gelin böceği, bir çayırotunun en uç noktasına gelecek, kanatlarını açacak, bir füzenin rampadan atılması gibi boşluğa fırlayacak… O güzel anı dünyanın sayfalarına yazacak; bir sevda sözü gibi, kayaya nakşolmuş hayat hakkındaki özlü deyişler gibi… Bir ders verecek bize yaşamak üstüne, özgürlük üstüne, sevmek-sevilmek üstüne; kısaca hayat hakkında her şeyi fısıldayacak kulağımıza. Gözümüzün kavrama alanına bir çılgınlık gibi gelip oturacak.

Kendimizi sevmeye alıştıracak bizi, gördüklerimizden zevk almaya yönlendirecek. Açmış bir çiçeğin yaşamı simgelediği her yönü bizi sarıp sarmalayacak. Bir çiçekte meyveyi ve tohumu görmeyi anlayacağız. Dünyayı; bu koca, koskoca dünyayı düşünececğiz. Bu dünyada yaşamış nice insanı. Geçmiş yılları, yüzyılları… İnsanoğlunun bu dünya üstündeki macerasını düşleyeceğiz. Yüreğimiz sızlayacak acılara, çağıldayacağız umudun küheylanlarıyla, çılgınca koşacağız yüreğin derinliklerine.

Bunları, bahar öğretecek bize…

Devrolacağız nice yıllara, bir çiçek edasıyla.

Yüreğimizi, insanlığın yüreğine kapatarak…

Popularity: 7% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar