Devlet hükümete güvenmiyor!
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
23 Kasım 2005
Bu da nereden çıktı’ diyeceksiniz, anlatayım.. Ankara’da üç tane ‘Devlet Mahallesi’ var. En eskisi, Kızılay’da, Saraçoğlu’nda. Herkesin, birbirine aşina olduğu yıllarda, üst düzey görevliler için düşünülmüş.
Diğeri, Eryaman’da.
Özal döneminde, Çankaya’da Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Başbakanlık Konutu ve kuvvet komutanlıkları lojmanlarına yakın, bakanlar ve bürokratlar için konutlar yapıldı ‘Devlet Mahallesi’ adıyla. Sonra, bunun bakanlar için sakıncalı olabileceği düşünüldü. Başta Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri olmak üzere, Sayıştay, Danıştay, Yargıtay başkanları, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Başbakanlık Müsteşarı ile kurumların yetkililerine tahsis edildi.
Anayasa Mahkemesi’nin, günlük siyasetin göbeğinde olup, milletle cebelleştiği günlerde, üstünden kuş uçurulmazdı. Asıl gülünç olan da, bu sıkı uygulamanın sadece giriş kapısına has olmasıydı. Nasrettin Hoca’nın mezarı gibi, kapısı kilitli ama üç tarafı her türlü tehlikeye açıktı.
Ben de burada oturuyordum.
En çok da adres yazdırırken sıkıntı çekerdim. Daha, ‘Devlet Mahallesi’ der demez, karşımdakinin bunu anlamadığına dair bir itiraz gelirdi mutlaka.
İnsanlar, devletin, mahallesi olabileceğini anlayamazlardı bir türlü. Ben de işi espriye vurur, açıklamaya çabalar, başka kelimelerle irtibatlandırarak anlatırdım. Devlete en uygun kelime hükümet olduğundan mı nedir, ‘Hani, hükümet gibi olan devlet var ya’ dedim mi, hemencecik anlaşılırdı meramım.
Kavram olarak ‘devlet’ ve ‘hükümet’, herkesin kafasında bir kargaşaya neden oluyor, bazen da birbirinin yerine geçiyor, bu kesin.
Sadece halkın değil politikacıların, asker-sivil bürokratların, akademisyenlerin, iş adamlarının, basının da kafası karışık bu konuda.
En iyisi sözlüğe bakmak.
Devlet: Belli bir ülkede, bir hükümete ve ortak kanunlara bağlı şekilde yaşayan bir topluluğun meydana getirdiği siyasi teşkilat.
Hükümet: Devletin iç ve dış işlerini idare, gözetme, yürütme organı, bakanlar kurulu.
Demek ki, neymiş?
Bir hükümete (ve yasalara) bağlı olarak yaşayan bir siyasal topluluk, devleti meydana getiriyor. Hükümet de, devletin iç ve dış işlerini idare ediyor. Yani, devleti, hükümet yönetiyor, işin odağında hükümet var.
Var olmasına var da, ne zaman halkın çoğunlukla seçtiği bir hükümet, devleti, halkın istediği gibi yönetmeye kalksa, asıl kafa karışıklığının başladığı nokta orada oluşuyor, ölü bölgenin hükmü yürürlüğe giriyor.
Örnek mi istiyorsunuz?
O kadar çok ki..
Türkiye’de birçok siyasi parti, anlık yararı için, sistemi feda etmekten, temel değerleri kullanmaktan çekinmemiştir. Başka partiye zarar vermek amacıyla attıkları bumerang, dönüp dolaşıp alınlarına oturmuştur çoğu kez.
O nedenle, demokrasinin ortaya koyduğu kazanımların değerini çok iyi bilmek, herkesin, bunları gözü gibi korumasını sağlamak gerekir.
Kaybedince, partilerin ortak zemini gidiyor altlarından.
‘Devlet adamı’ kimliğini yakıştırdığımız bazı eski siyasilerin, kişisel tatmin için ülkenin geleceğiyle oynamalarını ibretle izlemiyor muyuz?
Son günlerde bu türden olaylar dizi dizi.
TSK İç Hizmet Kanunu’nu tartışmak isteyenden, Şemdinli olaylarına ABD’yi bulaştırana kadar, eski siyasiler, toplumsal olgunluğu yok etmek için çılgınca bir çaba gösteriyor. Niçin? Kendi adlarına, gündemde yer açmak için.. En azından görüntü bu.
Başlıktaki söz Ecevit’e ait. 14 Eylül 1996’da, yani 28 Şubat’tan birkaç ay önce, Milliyet’te yayınlandı.. Aynen öyle diyor:
Bu ülkenin geleceğini demokraside gören herkesin, başta partilerin, hükümetin arkasında durması gerekir bu konuda, sorumluluk duygusuyla; karlı bir dağ gibi… Hem de, en az TSK kadar ve o olgunlukta…
Popularity: 6% [?]

Son Yorumlar