Çürüyenler
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
23 Ekim 2005
Üniversite… Hiçbir art niyet taşımadan, üniversite konusunu konuşalım mı? Bugünkü biçimiyle üniversitelerimizin dünya ile mukayese edilir durumda olduğunu söyleyebilir miyiz?
Daha da vahim olanı, birkaçı hariç, üniversitelerin düzelme gibi bir amaçları var mı?
Peki, salt tespit yeterli mi?
İşte, ayrıntılara girmeden, sorunun çözümü için birkaç küçük öneri…
Rektörler, sadece bir dönem için seçilsinler. İkinci dönem seçilme endişesi olmayan Rektör, kendini daha çok işine, üniversite yönetimine verecektir. Rektörlük yaptığı bir dönemin sonunda, anılacağı hizmetleri ortaya koyma çabası ağırlık kazanacaktır. Halbuki, ikinci dönem seçilme endişesi, iyi bir yönetim yerine, yeniden seçilmeyi amaçlar bir duruma dönüşüyor. Siyasal partilerin, sadece iktidar olmak için ülke kaynaklarını har vurup, harman savurmalarına eşdeğer bir durum ortaya çıkıyor.
Rektörler, öğretim üyesi olarak görev yaptıkları Üniversiteye rektör adayı olamasınlar. Bunu en büyük sakıncası, seçildikten sonra, her seçim sonrası olduğu gibi, destekleyenler/desteklemeyenler ayırımına girerek, farklı davranışlar sergileyebilme endişesinden kaynaklanmaktadır. Destekleyenlerin, olabilecek kusurlarını hoş görme, desteklemeyenleri cezalandırma eğilimi, şu anda yürürlükteki sistemde, had safhadadır.
Rektörler, mali konulara karışmasınlar. En önemli konu da bu. Ya YÖK gibi bir kurumun marifetiyle; ya herhangi bir bakanlık, ya da yeni oluşturulacak bir kurum, Üniversitelerin harcamalarını yapmalıdır. Rektörler, bu tür harcamalara mesai ayırmak zorunda kalmamalıdır.
Böyle bir durumda, Üniversiteleri daha iyi yönetmeleri mümkün olabilir.
Yaklaşık 20 gün önce, Türkiye’nin büyük ve önemli bir Üniversitesinin Rektörü ile bu konuları konuştuk. Yukarıdaki öneriler, yılların deneyimiyle ortaya atılan, uygulanmasında pratik yararlar görülen, üzerinde mutabakat oluşan, ortak aklı içeren çözümler.
Van Üniversitesi olayı daha sonra çıktı. Herkes siyasi duruşuna göre bir yorum yapma çabasında. Kimse işin aslıyla ilgili ciddi bir öneri getirmiyor.
Düşünemeyen, üretemeyen, çözümsüz hünsa kafalar…
Sizce de, bu ülkenin esas problemi, bu kısırlık değil mi?
Yargı…
Özellikle yüksek yargı diye nitelendirilen Anayasa Mahkemesi’nden Yargıtay’a Danıştay’a kadar olan yargı, oluşumundan işleyişine kadar, soru işaretleriyle dolu bir roman… Kararlarındaki tutarsızlıktan, siyasallaşmaya kadar her konudaki çelişkilerin vurgulandığı yargı için en son AB’ne girme konusunda tereddütler oluşmaktadır. Kararlarıyla, bu gidişi engellemeye çalıştığı iddia edilmektedir.
Yargı konusunda, Halit Kakınç’ın, can alıcı tespitler içeren yazıları yayınlandı. Yetkililerce dikkate alınması gereken bir emekti…
Sanıyorum bu, AB ile atbaşı giderek, zaman içerisinde düzelebilecek bir sorun.
Başbakanlık…
Bazı gazeteler Başbakanlık’taki klasik yapılanmanın kaldırılarak, Başbakan’a yakın çalışacak danışmanların yetkili olacağı, yeni bir yapının düşünüldüğünü yazdı.
DYP-SHP koalisyonuyla başlayıp, günümüze kadar süren, kimsenin de fazla dikkat etmediği bir çarpıklık var Başbakanlık’ta. O günden beri, hangi iktidar gelirse gelsin, Başbakanlık, Kanun ve Kararlar Genel Müdürlüğü marifetiyle yönetilmiştir. Sadece Başbakanlık değil, Enerji piyasasından Merkez Bankası’na kadar geniş bir yelpazeyi, doğrudan bu birimin eski mensupları yönetmektedir. Dolaylı olarak da, tüm bakanlıklardaki tayin ve atamalarda etkilidirler…
Bu, büyük bir yetkiyi, çok dar bir kadronun eline vermektir.
Türkiye’nin ufkunu daraltmaktır.
Bu yanlışların acilen düzeltilmesi gerekmez mi?
Bunlar düzelmeden, onarılmadan, bu ülke nasıl düzelir?
Popularity: 5% [?]
Bu Konu İle İlgili Yazılar
- No related posts

Son Yorumlar