Çöze çöze, dipten doruğa…
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
10 Şubat 2004
Türkiye gibi sorunu bol ülkelerde, büyük iddialarla gelen hükümetlerin en büyük sıkıntısı, başlangıçta nereden başlayacağını kestirememek olmalı.
Herkes sizden yeni ve kendisi için olumlu bir şey beklerken, siz belki de onların hayatını zorlaştıracak tedbirler almak, yeni düzenlemeler yapmak zorunda kalabilirsiniz.
Bu, biraz da milletin devlete bakış açısı ile ilgili. Devleti baba gibi düşünenlerin, en azından şefkat beklemesi konusu… Milletimizin DNA’larına işlemiş bu genetik yanlışlığı değiştirmek kolay değil. Yüzyılların anlayışını doğruya tebdil eylemek zor.
Bir de sorunların sıralamadaki yeri var.. Önce hangisini çözmeniz gerekli.. Kısa sürede sonuç alabileceklerinizi mi, uzun vadede bir çözümü gerektirenleri mi?
Hükümetlerin önceliği ekonomik konulara, maliyeye, parasal düzenlemelere vermesi; elle tutulur-gözle görülür, sağlam sayılabilecek bir bütçeye ulaşma çabası anlayışla karşılanabilir. Bu sağlandıktan sonra, orta ve uzun vadeli tedbirler üzerinde düşünmeye sıra gelir.
İşte, hükümet olmanın bam teli de orasıdır.
Düzenlemelerle uğraşmak çok güncel sonuçlar verdiği için, kısa vadeli tedbirlere dalan hükümetler, kolay kolay bu bataktan çıkamayabilirler. Her aldığınız tedbir, olumlu-olumsuz sonuçlarını hemen vermektedir. Bir bakıma toplumla, basınla, sivil toplum örgütleriyle her an alışveriş içerisindesiniz. Bu da hükümet olmanın, hükmetmenin derin lezzetini tattırıyor her an. Muhataplarınız bunun cevabını da veriyorsa, bu alımlı ışıltı, sizi, çözüme ulaşacak kökten ve uzun vadeli tedbir almaktan uzaklaştırabilir. Gözünüzün önündeki ışıltı geçekleri görmenizi engelleyebilir.
Hükümetleri, kendilerine güvenip oy vermiş seçmen kitlesine mahçup eden hal burada başlamaktadır.
Yumurta-tavuk meselesi gibi bir dönel çember…
Siz, uygulayıcı olarak çok basit, önemsiz ve sonuç vermeyen bir iki faaliyetinize haketmediğiniz övgüler alırsanız, bulunduğunuz hali en doğru sanma yanılgısına düşersiniz. Sizin gibi bakmayanları da ‘iflah olmaz muhalif’ olarak nitelendirebilirsiniz.
Bu durum nereye varır?
Duvara toslayıncaya ya da uçurumdan uçuncaya kadar çok güvenli ve düzgün bir yolda gittiğinizi zannetmenize kadar…
Tarih bu konuda ne güzel bir öğretici! Dünyanın neresinde olursa olsun hangi zamanda yaşanırsa yaşansın, hep bu şablon doğrulanmıştır.
Onun için,özellikle övgülere kulak tıkayarak, zor olanı, yeni nefse hoş gelen saman alevi başarılardan uzak kalarak çaba gerektireni seçmek gerekir.
Bu, dünyanın ve hayatın bize öğrettiği bir gerçektir.
Bir fidan nasıl toprağı her yıl güçlü kökleriyle sararak ağaç oluyor ve meyve veriyorsa, bir yönetim de nice gayretle toplumun yüreğinin verimli topraklarına kök salıp, geleceğe meyve vermelidir.
Üstelik tarih gözümüzün önünde bir ibret belgesidir. Geriye doğru, bugünden başlayarak on yıllık, yüz yıllık, bin yıllık gerilerde, yönetim-yönetilen ilişkisinde hep aynı şey var. Bu, bir bakıma samimi olmakla kandırmak arasındaki fark gibidir. Akıllı olmakla rastgele davranmak arasındaki fark da öyle. Sonuç olarak, gelecekte yaşayan insanlar sizi değerlendirip bir yere oturtuyorlar.
Samimi olmak veya kandırmak,yapmak veya yapıyor gibi olmak… Türk siyasetinde yüzyıllar boyu belki de tüm yenilgilerin kökeninde bu var.
Ya yönetime talip olmamak gerekli, ya da yapılacağın en iyisini yapmak zorundasınız.
Uçak ilk kez havalanacağında pilot için çok önemli, bir de yere indiği zaman. Dikkat ettim, çocuklar ve kadınlar, yani duygularını saklamaya gerek görmeyenler, yani içtenlikle davrananlar bu iki durumda pilotu(yönetimi), başarısında dolayı çılgınca alkışlıyorlar. Biliyorlar ki, olağanüstü bir durum olmadıkça havada fazla bir tehlike yok.
İktidarı da uçak gibi mi farzetsek?
Bütün dikkatini, geleceğini uçağı yönetenlerin başarısına endekslemiş bir uçak dolusu insan. Bu ülkenin -ne yazık ki- geçmişteki birçok yönetimince aldatılmış olan insanı…Gözünü dikmiş, gergin, tek noktaya odaklanmış…
Uçağa bakıyor.
Tekerleri yerden ayrıldı mı acaba, uçuşa geçti mi?
Alkışlasak mı?
Popularity: 7% [?]

Son Yorumlar