‘Merkez sağ’dan adaylara,listesinde yer vereceğini açıklamasıyla, taşları yerinden oynattı,çok önemli bir açılım yaptı CHP.

Bence, son günlerin en ilginç haberi de bu oldu.

Uzun süredir, siyaset ancak belirli kamplarda düşünülüyor. Sağcı sağ partide, sosyal demokrat da kendi partisinde siyaset yapmalı gibi bir şablonla… Bu kalıp, daha da marjinalleşerek, siyaseti, ‘aşiret’leşmiş küçük grupların inisiyatifine bırakıyor.

İlk kez Turgut Özal mı bu ezberi bozdu ne? Sanırım öyle. O günün zor koşullarında SODEP’in bile listesine koymaya çekindiği Nurettin Yılmaz’ı, 1984’te Mardin’den aday gösterdi. İyi de etti.

Sadece o da değil. Her gruptan sivri sayılabilecek, uçlarda bir kadroyu kendi partisinde topladı. Namık Kemal Zeybek’ten Güneş Taner’e, Işın Çelebi’den Mehmet Keçeciler’e kadar, farklılıkları yansıtan birçok insanı bir araya getirdi.

Bir yandan siyasete sokup, sorumluluklar verdiği teknik bir kadro ile hükümetin omurgasını oluştururken, diğer taraftan, Türkiye’nin yaşayacağı her sorunu çözmede başvuracağı kalitede insanları da,ya siyaset arkadaşı, ya da bürokrat olarak çevresinde bulundurdu. Ekrem Pakdemirli, Hasan Celal Güzel, Yusuf Özal, Hüsnü Doğan, Adnan Kahveci, Saffet Arıkan Bedük… gibi birçok ismi, böyle değerlendirmek lazım.

Bunu da yeterli görmedi ki, iş aleminin içindeki insanların önerilerini de her zaman dikkate aldı.

Mesela, Sani Konukoğlu, Anadolu’nun göbeğinde, Antep’te ekonominin güçlüklerini yaşayan bir sanayiciydi.Özellikle teşvikler ve para politikaları konusundaki önerilerini, zaman zaman T.Özal’a yazılı olarak sunardı. Bir tanesini benim vasıtamla göndermişti, bir örneğini, o günleri yansıtan bir belge olarak hala saklıyorum.

Ne ilginç tespitler… Şaşarsınız.

Ekrem Pakdemirli, Özal’ın son ölüm yıldönümünde,yönettiğim bir panelde anlatmıştı, ilk yıllarda Özal’ın ekibinde klasik CHP’yi de aşan bir bürokratın olduğunu… O bürokratın bir çok görüşlerinin, Özal’ın savunduklarına çok ters olabildiğini de ekledi. Ekonomi politikaları saptanırken, kendisinin, o sol görüşlü bürokrata karşı kişisel görüşlerini sonuna kadar savunduğunu, ancak karşı olduğu fikir kabul edilirse de, hiç yüksünmeden, kabul edildikten sonra, artık sadece onu savunduğunu söyledi.

Sanıyorum,bu günlerde siyasetin damarını tıkayan şey de bu. Yani,karşı görüşlerin olmaması, tartışılmaması, doğrunun aranmaması…

Siyaset de, bürokrasi de tek boyutlu olunca, sanaldan reele doğru çelişkiler ortaya çıkıyor.

Nasıl mı? Belki de, bir partide değişik renklerin olması; özgürce, medeni bir biçimde değişik fikirlerin tartışılması, hem sağlam bir omurganın kurulmasına neden olacak, hem de hatasız bir uygulama sağlayabilecektir.

Bir bakıma, siyaset, bilimin verileri ile yapılırsa, herkesin kabul edeceği ortak bir zemine oturacakır. Çıtası düşük çekişme de, bilimin yerine ölçüsüzlüğün geçmesi ile olur.

Daha önce de yazdım… Hiç umulmayan bir yerden, Malatya’dan,bu konuda bir ölçü geldi.

Malatya Kaysı Üreticileri Derneği-ki,tüm muhtarları doğal üye yaparak Malatya’yı kuşatmıştır- bundan sonraki ilk seçimde, milletvekili adaylarını, ilin ekonomisini sürükleyen, bu nedenle sorunları da ilin sorunları anlamına gelen kaysı konusunda sohbet odasına alacaklarını; sorunlar ve çözümler konusunda hangi adayın hazırlıklı olduğunu görürlerse, partisine bakmaksızın, onu destekleyeceklerini açıkladı.

Bu, son yıllarda ortaya konulan, çok önemli bir değişimdir.

İlk kez, adaylar bir mihenge vurularak değerlendirilecektir.

Partiler de bu ölçüyü dikkate almak zorundalar.

CHP, son açıklamasıyla, siyaseti çözüm eksenine yönlendirerek, doğru olanı yapıyor.

Popularity: 15% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar