Çevre sadece çevre midir?
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
14 Nisan 2004
Dünyayı bir tarafa bırakalım, sadece Türkiye’yi konuşalım. Ozon tabakasını, kara deliği, değişen iklimi yok sayalım, Türkiye’ye dönelim ve ülkemiz ne durumda, ona bakalım..
Anadolu, dünyanın ilk uygarlığı olma onurunu taşıyor. Fırat nehri kıyısında İzollu’da Caferhöyük’te yapılan kazılarda M.Ö. 7000 yılında burada tarım ve hayvancılık yapıldığı belirlenmiş. Bu onur, aynı zamanda Anadolu topoğrafyasının çok yorgun olduğu anlamına da gelmektedir. Bu nedenle aşınım (erozyon) denilen belanın da en çok bu coğrafyada oluşu yadırganmamalıdır.
Çevre meselesi, işte bu nedenle Türkiye’nin en öncelikli sorunu olmayı sürdürmektedir. Aşınım o evrededir ki; artık birçok yerde toprak kalmamış ve ana kaya açığa çıkmıştır.
Size birisi bu ülkede yılda 1.2 milyar ton toprağın yelde-selde yıkanıp gittiğini, yok olduğunu söylese, bu sizin için ne ifade eder?
Belki de hiçbir şey…
Ama, bu rakamın, tüm Avrupa kıtasının yıllık toprak kaybının dört katı kadar olduğunu eklerse, o zaman gözünüz olan biteni görür. İşte o zaman, çevrenin, bu ülkede en öncelikli sorun olduğunu anlarsınız. Vakit geçirilmeden çözüm için önlemler alınması gerektiğini düşünürsünüz.
Sanılıyor ki, topraklarımız yitirilse de kalanı bize yeter. Öyle ya, yıllardan beri bu konu konuşulmasına rağmen önlem alınmıyor oluşu başka ne anlama gelir ki…
Çevre bu ülkenin, bu topoğrafyanın ilk sorunudur.
‘Türkiye çöl olacak!’ diye feryat edenler, bunun nedenini anlatıp duruyor bu ülkede yıllardır. Yine de kimsenin kılı kıpırdamıyor.
İlginç değil mi?
Yıllarca önce fıkra gibi bir olay dinlemiştim. Sanıyorum ellili yılların başında Avrupa’dan bir tarım uzmanı getirilmiş sorunlara çözüm bulması için. Adam, birkaç ay çalışmış, sorunları ve çözümleri bir raporla Bakanlığa bildirmiş. Ayrılacağı gün onuruna bir yemek vermişler. Usuldendir, konuşmasını yapmış, sonuna da: ‘Ben sizleri çok sevdim, dostça birkaç söz söylemek istiyorum. Tarihinizi inceledim. Siz buraya Orta Asya’dan gelmişsiniz orası çölleştiği için. Buradan sonra nereye gideceksiniz?’ demiş.
Evet Anadolu coğrafyasını da çölleştirdikten sonra nereye gideceğiz?
Sanıldığı gibi aşınım öyle az az olmuyor bu ülkede. Her on yıllık verileri değerlendiren uzmanlar, bu topraklara bir ağır hastaya bakar gibi bakıyorlar. Acıma duygusuyla…
Hiçbir abartı yok yazılanlarda, söylenenlerde. Türkiye, adım adım çölleşmeye gidiyor, uygunadım.
Ormanları yakıyoruz dargörüşlülükle… Yerleşim ya da tarla için. İki karış yer için binlerce yıllık bir ‘lütfu’, yeşilliği, ateşe veriyoruz. Ya da öyle önemsiz ki, hiç yakılmaması gereken anızla birlikte yakıp kavuruyoruz.
Ev, yazlık, okul, resmi bina… Her şey için yakıp yıkabiliriz ormanı.
Çevre diye bir sorunumuz yok çünkü.
Bu ülkeyi ‘talan’ etmekle görevliyiz.
Burayı bitirip başka bir ‘mamur’ yere gideceğiz, öyle mi?
Öyle değil.
Çevre, sadece çevre değildir çünkü. Ekonomidir, gelecektir, gençliktir, akıllı olmaktır, geleceğe devrolmaktır.
Şu güzelliğin; ülkemizde gördüğümüz her güzel şeyin nefes alması, yaşaması mı gerekir, yok olup gitmesi mi?
Böyle bir soruyu soranın düşünme yetisinden kuşkulanırsınız değil mi?
Yılların, yüzyılların ihmaliyle bu ülkenin her güzelliğini -ne yazık ki bazen devlet eliyle- yok eden, sorunu bile bile önlem almayan, çare üretmeyenlere ne dersiniz?
Bir sona doğru gidiyoruz. Doğanın ders vermesi hemen olmaz. Yıllar yüzyıllar alır. Bir bakarsınız ki doğanın şamarı bu ülkede yaşayanların yüzünde şaklamış. Ama yüzyıl sonra, ama bin, ama onbin yıl sonra…
Tarihçiler oturup yazarlar yorumlarını: İçinde bugün yaşayan insanlarında bulunduğu uzunca bir kuşağı suçlar dururlar. Nice on yıllık, yüz yıllık, bin yıllık yönetimlere sorarlar yok olan çevrenin hesabını.
Biz üstümüze düşeni yapmalıyız. Yıkmamalı, onarmalıyız.
Bu mümkün mü? Yani onarmak, bu cennetin yok olan parçalarını yerine koymak mümkün mü? Tabii ki mümkün.
Evet! Akıl olan her yerde çözüm vardır. Her zaman…
Popularity: 7% [?]

Son Yorumlar