Çevre nasıl bir şey?
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
7 Eylül 2005
Sizin de dikkatinizden kaçmamıştır, mutlaka… Gazetelerde, bazı yazarlar vardır, hiç gereği yokken, ortalık günlük güneşlikken, çevreden söz ederler pattadanak. Birçokları da bunu münasebetsiz Mehmet Efendi’lik olarak değerlendirir, haklı olarak. Öyle ya, kesilen filanca sazlıktaki kuş yumurtaları seni niye bu kadar ilgilendiriyor, diye sorası gelir insanın. Orman yangınları olur; 50 hektarlık, 100 hektarlık alan kül olmuştur, bunlarda bir feryat figan… Sanki babalarının çiftliği yanmış gibi… Yeri geldiğinde, yetkili ağızlarda bile 50, 100 gibi rakam olan şeyler, bunlar için yanan kaplumbağalar, yok olan ağaçlar, otlar; ölen solucanlar, kelebeklerdir…
Sanki çok lazım.
Onlarsız da oluyor, pekala…
Bu ormanlar yanmaz / yakılmazsa, o koca koca bloklar nereye dikilecek, bu kadar insan evsiz barksız, ortada mı kalsın kardeşim?
Fakir fukaranın dere yataklarına diktiği gecekondular da bunların gözüne batar, İstanbul’un güzelim ormanlarının villalaşması da bunları üzer.
Hasılı, garip adamlardır.
Hiç yeri yokken, Türkiye’nin erozyon sorununu gündeme getirirler ikinin biri. Okuyucu da usanır haliyle. Her gün börtü böcek mi okuyacağız diye ufaktan mızmızlanır. Yok efendim bu ülkede erozyonla yıllık toprak kaybı, tüm Avrupa kıtasının dört katıymış. Her yıl -artık herkesin ezbere bildiği- bir Kıbrıs adası kadar toprağımız, yelde selde yitiyormuş…
Irmaklarımız, göllerimiz, denizlerimiz, atıklardan dolayı zehir akmaya başlamış.
İlgili bakanlığın denetlemediği, ama yasaları bi’tamam çıkardığı halde, halkımız gıda yerine zehir yiyormuş…
İnsanın, sana ne kardeşim diyesi geliyor… Hiç mi işin yok senin?
Nene lazım?
Bunları bir düşünen vardır elbette, sana mı kaldı…
Koca koca bakanlıklar, adında tarım, orman, çevre olan kurumlar boş yere mi kuruluyor?
Yok efendim, Türkiye’de 4. sınıf topraklarla 7. sınıf topraklar arasında kalan yaklaşık 20 milyon hektar alan, çıplaklık ve meyilden dolayı, yüksek oranda erozyona maruzmuş. Hem tahrip edilmemesi, hem erozyonun önlenmesi, hem de ülkeye çok büyük bir gelir getirmesi için meyve ormanları kurulmalıymış…
Sana ne kardeşim, bela mısın? Koca Tarım Bakanlığı, hiç yoktan başına iş alsın da, dünya kadar sorumluluk mu yüklensin?Habire kanun, tüzük, yönetmelik çıkarıyor, yetmez mi?Osmanlı’nın son dönemi, bilimden kopuşun dönemidir diyorlar… O dönemde tarımı yönetenler, kımıl zararlısı için dualı emirnameler yazmışlar(mış).
Bugünkü -uygulanmayan- yasa ve yönetmeliklerin, o günkü muskalardan ne farkı var? Biri Resmi Gazetede eskiyor, diğeri suda eritilip tarlalara atılıyor.
Ne farkı var?
İşte böylesine garip, anlaşılmaz adamlardır bunlar. Haksız mıyım?
Bir de Kyoto Sözleşmesi diye bir şeyden sözediyorlar. Dünya alem imzalamış, Amerika imzalamamış. Çevre korumayla alakalı mıymış, neymiş?
İster imzalar, ister imzalamaz. Koca Amerika’nın keyfinin kahyası mısın? Kendi imzalamasa da Afganistan’a, Irak’a, şuna buna imzalatmıştır nasıl olsa…
Bu, meselenin bir yüzü…
İkinci yüzü çok acıklı.
Kuraklık olur bir bela… Tüm canlılar su aranır. Yağmur yağar başka bir bela. İnsanlar, canlarını, mallarını, evlerini, arabalarını, hatta neredeyse ülkelerini kaybederler.
Koskoca ABD’nin suratında, koskoca bir çaresizlik, endişe, hatta korku asılıdır.
Devletin suratı da olur mu demeyin, oluyor. Ben gördüm televizyon haberlerinde. Siz de görmüşsünüzdür.
Birkaç gün önce bizde de oldu. Birçok insanın çektiklerini, üzülerek, haberlerde izledik.
Dayanılır gibi değil o insanların, hayvanların, börtü böceğin çektiği ıstırap…
Bilinçsizce tahrip edilen tabiata, nasıl, için için ağlıyorsa bazı adamlar…
Tabiatın tahrip ettiklerine de ağlıyorlar…
Popularity: 12% [?]

Son Yorumlar