Gelişmiş ülkelerin -sanki- dalgalarını geçmek için, gelişmemiş ülkeleri sıkıştırıp hapsettikleri dar alanda, keyiflerine göre oynadıkları, oynamaktan bıktıklarında da ortada bıraktıkları, bir kırık oyuncak oldu çevre.

Yani, yazdıkları senaryoyu oynuyorlar. Bazan sevinçli, bazen kederli; ama her zaman kafalarında binbir şeytanlıkla.

Biliyorsunuz, bu hükümet, çevre ve ormanı birleştirdi.

Çevre ve ormanla, Kocaeli milletvekili olmaktan öte hiçbir ilgisi olmayan bir makine mühendisini de, bakanlığın başına getirdi.

Çok iyi hatırlıyorum, bakan olur olmaz, Türkiye’nin çevre sorunlarının çözülmesi için, 50 milyar dolar gerektiğini söyledi. Bu parayı ayıramayacağımıza göre de, asıl söylenmek istenen, ‘başarısızlığıma takmayın’ mesajıydı.

Şimdi çıtayı biraz daha yükseltmiş… 2014 yılına kadar 35 milyar euro harcayıp Polonya ve Macaristan’ı yakalayacak, 2020’ye kadar da bir 35 daha harcayıp Almanya ve Fransa’yı belki de geçecek.

Bu, hiçbir bilimsel dayanağı olmayan bilgileri, bakanın kişisel sitesinden aldım.

1983’te hazırlanan 2872 sayılı Çevre Kanunu, 5491 sayılı kanunla değiştirildi.

Bakan, TBMM’de, sevgilisine kavuşamamış ‘mahzun’ fotoğraflar çektirdi.

Sonunda, çevre için -bence- hiçbir şey ifade etmeyen yasa çıktı.

Şaşırdınız, doğrudur.

Bu yasa çevre için hiçbir şey ifade etmiyor, sadece oynuyor.
Türkiye’yi mahveden şeyin, çevreyi yok sayan kaba bir kalkınma anlayışından kaynaklandığını bilmeyen bir yasa… İstanbul, İzmir, Adana, Mersin, Tekirdağ ve İzmit’in, bu kırk para etmez kabalık yüzünden yitirildiğinin farkında olmayan bir yasa…

İzmir Körfezi’ni ve Haliç’i yok eden, onların Türkiye’ye kazandırdıklarından daha fazlasını harcamamıza rağmen, hala düzeltemediğimizi görmezden gelip, ekonomik olmayan bir sanayiyi korumayı, kollamayı sürdüren; çevre önceliği olmayan bir yasa…

‘Sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma’yı dengeleyecekmiş yeni yasa; ala!

Yasanın çevreye kör baktığını, en iyi, ilkeler maddesinin (g) şıkkı açıklıyor: ‘yapılan harcamalar kirleten veya bozulmaya neden olan tarafından karşılanır.’

Mesele de bu zaten.

Her türlü sanayi tesisi, uygun yerlerde kurulsun, ancak, öyle önlemler alınsın ki, çevreye zarar vermesin.

Bakış açısı bu olmalıyken, ‘kirleten öder’de takılıp, kalınmış.

Denizlerin doldurulması ile kazanılan arsaları, eski haline getirmeyi yasaya koymuşlar.

Dağılan doğal dengeyi nasıl yeniden düzenleyeceksiniz, bu mümkün mü?

Bozulan sulak alanların eski haline getirilemeyeceğini bile bile, o da yasada(madde 9/e).

Bir nohut iriliğindeki toprakta 70 milyon canlı var, bunu biliyor musunuz?

Eğer biliyorsanız, bu cinayeti, yani ek madde 1/c’de yazdıklarınızı nasıl açıklarsınız?

Eğer biliyorsanız, bu cinayeti, yani ek madde 1/c’de yazdıklarınızı nasıl açıklarsınız?

‘İkinci ürün ekilen yörelerde… valilik sorumluluğunda kontrollü anız yakmaya izin verilebilir.’

Ortaçağ Avrupasında, 16. yüzyılda anızın kesinlikle yakılmayacağı kayda alınmış ve uygulanmıştır.

Bu yasanın en büyük eksiği nedir biliyor musunuz?

Gazete haberlerinden yola çıkılarak, magazin sorulara yanıt aranmış…

Bunu hazırlayanların aklında, çevre diye bir kavramın olmadığı anlaşılıyor.

Duwarmish’lerin reisi Seattle’ın yazdığı varsayılan mektuptaki duyarlık bile yeterliydi:

‘Gökyüzünü nasıl satın alabilirsiniz?’

İyice inceledim, isteyen herkesle de tartışmaya hazırım.

Öylesine basit hatalar yapılmış, öyle üstünkörü hazırlanmış ki…

Erozyonun, bu ülkenin topraklarını bitirmeye azmettiği; tüm dünyadaki toprak kaybının ellide birinin yitirildiği bir coğrafyanın yöneticileri, bu kadar bilinçsiz olabilir mi?

Yasada, çözüm yok, sadece ceza var!

O da çözüm değil ki…

Popularity: 7% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar